Kopya girişimini engellemek için bakalım daha neler yapacaklar?Çıplak sokmaya kadar yolu var.Özel kabinlerde olabilir bu eylem.Ösym'ye tavsiye;)
Ya onu bunu bırak da.Bu kurum hiç mi kendine bakmıyor?İnsan 'Teknoloji almış başını gidiyor.Çağın koşulları değişiyor.Biz hâla aynı kafada aynı sınavı yapıyoruz.'diye hiç kendini sorgulamaz mı?Çeken yine çeker.Bir de kemeri ne kadar sıkarsan o kadar pırtlarsın.Benim sınavda kopya çekmeyeceğim varsa da çekerim şimdi.Öğrencileri yeni yöntemler bulmaya itiyorlar.Başında Prof.,Yar. Doç.,Doç. vs. ünvanlar olan bireyler yerine genç bir beyin alsalar o kuruma daha verimli olur bence.
İstanbul'a gitmek için Ozan'la 8.01'de kalktık.Yatağın sıcaklığını terk etmek o kadar zor geldi ki.Yanlış anlamayın ayrı yataklardayız.Yorgan adeta 'Beni bırakma.Sar bedenine beni.'der gibiydi.Ama gitmeliydim.Bekleyenim vardı.
Ozan,önce duş almaya karar verdi.Sonra 'Yok,trene yetişemeyiz'deyip üşengeçlik yaptı.'Saçlarımı yıkasam yeter'dedi.Sonra ondan da vazgeçti soğuk diye.Dedim 'Daha ileri gidersen yüzünü bile yıkamayacaksın.'
Tren yolculuğu sırasında yanımda genç bir oğlan ile genç bir kız vardı.Benden yaşlılardı.Oğlan o bunaltıcı sıkışık ortamda kızın başının omzunda olmasına ses etmiyor katlanıyordu.Bu duyguyu tanımlayamadım.Yaşadığım birçok duyguyu bile tanımlayamıyorken yaşamadığımı nasıl tanımlayayım.
Gezim sırasında hoşuma giden durumlardan bir tanesi yine başka bir çift oldu.Yağmur yağarken ikisi şemsiye tutuyorlardı.İkisi de bir kulaklığı paylaşmış müzik dinliyorlardı.Ne güzel,birbirlerinin yüreklerine aynı notaları iletiyorlardı.
(Penguen Dergisi'nin kapısı yine duvar...Olsun cumartesi günü neredeyse hepsiyle tanıştım. O değerli insanlardan haftaya söz edeceğim.)
İstanbul'da İstiklâl Caddesinde gezerken bir kadın sağ elinde ekmek,sol elini ise açmış para istiyordu.Dilara'ya 'Kadın elindeki ekmeği yese ya!Hem yanlış taktik kullanıyor.Elinde ekmek varken kim ona para versin ki?'dedim.
İlerleyen saatlerde Taksim Meydanı'nda trafik ışıklarının orada bir kadın ve iki çocuk vardı.Kadın yere döşek tarzı birşey sermiş,çocukların alnı gözükmeyecek şekilde sarmış ve sırtüstü yatırmıştı.Yardım istemek için tezgah kurmuştu adeta.Gelen geçen onlara bakıyordu.Yağmur yağıyordu.Yan tarafta şemsiye satan adam vardı.Gözlüklü,iyi giyimli bir bey bir şemsiye satın aldı ve çocukları kaplayacak şekilde yerleştirdi şemsiyeyi.Ben alkışlamaya başladım.Göz göze geldik.Ve iyi bir şey yapmanın verdiği haklı gururla yoluna devam etti bu bey.İnsanlığa örnek oldu...
Bey uzaklaştıktan sonra kadın şemsiyeyi kapattı ve gözükmemesi için yanıbaşında ne olduğunu kestiremediğim birşeyin altına soktu.Diğer dilenciye bakarsak bu dilenci kendi şartlarına göre daha zeki davranmıştı.Kendine göre haklıydı.Şemsiyenin olması,ıslanmayan bir çocuğa göre ıslananın daha çok acınası olması arasındaki bir farktı.
İki durumu sadece anlatabiliyorum.Tek başıma yorum yapmak yeterli gelmiyor.Ama bu vb. konuları tartışmak isterim.Bana ulaşmanız için birçok yol var.
(İstanbul Seyahatinin son dikdörtgeni.Dilara'ya teşekkürler çekimleri için.)Bu hafta yazım kupkuru.Ne video var ne fotoğraf...Kardeşim sağolsun.Bir hafta oldu hâla göndermedi hâla fotoğrafları.Yayınlamayacaktım bu yazıyı.Ama yaşanılanlar üst üste binince şart oldu.(YAZIYI GÜNCELLEDİM.YOKSA YUKARIDAKİ 6 CÜMLE DOĞRUYDU)Güzel yazılar,eylemler sizleri bekliyor.
Bir daha ki yazım yakın vakitte dolu dolu bir içerikle karşınızda...Eski yazılarıma da göz atın ara sıra.Atladığınız bir duygu, bir düşünce vardır belki orada...





