23 Aralık 2010 Perşembe

ARA-LIK

Hep dedim haberim geliyor.Haber,haber...Güzel bir çalışmayla yayınıma ara vermek isterdim.Ona bile uğraşamadım.Onu yapayım bunu yapayım derken hiçbir şey yapamadığımın farkına vardım.Ve çözümü ara vermekte buldum.

Bu vereceğim arada hem gözlemlerime hem de derslerime yoğunlaşacağım.Ve yeni,farklı düşüncelerle tanışacağım.
(Gitmenin temsili fotoğrafı.Atatürk,Afyon'a çıkarken gibi olmuş.)



Böylesi belki hepimiz için iyi olur.Daha verimli çalışmalarla ocağın sonuna doğru döneceğim.Bu güne kadar vaktini ayıran,yorumlarını paylaşan,destek veren herkese teşekkürler.




Görüşmek üzere...

Baş baş.

7 Aralık 2010 Salı

GERİ DÖNÜŞ

Haydarpaşa Garı ile çok geç tanıştım:18 yaşımda.Geçti.Eğer şu an kullanılamayacağını bilseydim daha çok vakit geçirirdim orada.(YAZIYI YAZDIĞIM SIRADA KULLANILMIYORDU.)Vapurla yanından geçerken bir an olsun gözümü ayırmazdım ondan.Fotoğrafını çekeceğim diye çabalarken daha fazla çekerdim onun görüntüsünü içime.

İlk ve uzun süreli görüşmem ......................(Ekim başı oldu.)Avrupa yakasındaydım.Karşıya geçmem gerekiyordu.19.45'te trenim vardı İzmit'e.Kardeşimle vedalaştım.Ona el sallayayım falan derken bindim vapura.Vapura harekete başladı.İnsana ilginç geliyor İstanbul'da bulunmak.Bir çok insanın burada gözü ,emelleri olduğunu bilmek ilginç geliyor.

Kıyıya yaklaşıyorduk.Görevliye sordum: 'Haydarpaşa ne tarafta kaldı?' diye.'Ohooooo!Sen yanlış binmişsin!'dediğinde saat 19.28'i gösteriyordu.Sonra diğer yolculardan biri :'Ben durağa doğru gidiyorum,gel benimle dedi.'.Koştura koştura durağa gittik.O kadar samimiydi amca,o arada memleketinin Sivas olduğunu 30 senedir burada olduğunu öğrendim.Beni otobüse bindirdi ve ayrıldı.Saat 19.30'du.

Otobüs şoförü,üstünde yazan yazıya uyuyordu:'Hareket halindeyken şoförle konuşmayınız.'.Neyseki yolculardan biri ineceğim yeri tarif etti.19.32'ydi saat.Yetişirsin dedi yardımcı olan bey.Koltukta mı diken üstünde mi oturduğum beli değildi.Otobüs tam hızlanıyor derken biri 'DUR' tuşuna basıyordu.Toplu iniş olsa neyse.Ama hep bir kişi iniyordu.Üç tane trafik lambasını yeşil yandığı için atlatmıştık ama bir tane kırmızıya denk geldik.54 saniye geçmek bilmedi.Her saniye hareketini sindire sindire yapıyordu adeta.

Geçtiğimiz bir köprünün altından trenleri gördüğümde saat 19.44'tü.Dedim:'Ben ineyim,koşarım.'.Şoför üstünde yazan yazıya bu sefer uymadı.Ya da ben uymadım.'Şuradaki merdivenden ineceksin.Koş bakalım ne kadar hızlısın!'dedi ve koşuya başlangıç düğmesi kıvamında bir düğmeye basarak ön kapıyı açtı.Merdivenlerden indim.Tren falan yoktu ortada.Boyuna koşuyordum.Koşarken hızım tahminimce orada duran adama göre 9-10 m/s olmalıydı.Duramazdım.Bağırdım:'Haydarpaşa nerede?'diye.Koluyla gösterdi.Panolar vardı sağımda.Bağırdım:'Panoların sağında mı?'diye.Aramızdaki mesafe artmış olmasına rağmen beni duymuş olacak ki'Evet!'diye bağırdı.Teşekkür ettiğimde panoları geçmiştim.


Trenleri gördüğüm yapıdan içeriye girdim.Önümde çiçeklikler vardı.Üstlerinden koşarak atladım.Nasıl koşuyordum,bilmiyorum.Nefes almalarım zaten düzensizleşmişti.Ayakkabılarım yeniydi.Önleri çatlayacak diye o güne kadar ayağımın tabanına tenis raketi bağlanmış gibi yürüyordum.Ama o an bu durumun hiçbir önemi yoktu.Vezneye vardım.İzmit'e bilet sordum.Orası da ne ilginçse.Cam var.Sen dümdüz konuş.O,sana mikrofonla yanıt versin.Dedi:'On dakika önce kalktı.'.Halbuki saat daha 19.47 idi.O an aklımdan trene koşmak,yanındaki demire tutunup binmek geçmedi değil.Yukarıya doğru 'Hayııııııııııııııırrr!'diye bağırdım.Yankılandı tavanda sesim.21.30 da tren olduğunu öğrendim.Geçtim dışarıdaki banka oturdum.

Ben banka doğru giderken bir bayan telefonla konuşuyordu:'Kaçırdım,ama olsun.Her işte bir hayır vardır.'dedi.Bayan haklıydı sanırım.Bu konuşmayı duymam sinirlerimi yatıştırmaya yetti.Birkaç bank vardı. Hepsi genç çiftlerin bulunduğu banklardı.Biri boştu.Ben boştum.Birbirimizi bütünleştirdik.

Her neyse.Etrafımı incelemem için iyi bir fırsat oldu bu treni kaçırma olayı.Mesela binanın aralıklarına sığınmış pek çok kuş gördüm.
(Sütunun oradaki karaltılar orada barınan kuşlara ait.Orası yandıktan sonra hâla orada kalıyorlar mı,bilmiyorum.)





(Çatı yanmış.Alt kısımlarda pek sorun yok gibi.Ancak her şey göründüğü gibi değil.)




(Koskoca Haydarpaşa Garı yukarıdan akıyor ve çözüm kova!Bilmiyorum belki pratik ama ilginç geliyor.En üstte de Avrupa Kültür Başkenti ibareli metin var.)

Umarım her şey yoluna girer Haydarpaşa için.


Bu kısımdan son paylaşacağım şeyler bloguma paylaşmaya üşendiğim ancak canıma tak edip de hepsini paylaşma isteği doğunca ortaya çıkan durumlar.




(
İstiklâl Caddesi'nde geçimini türkü söyleyerek sağlayan bayana çektiği fotoğrafı gösteren genç.'Böyle iyi çıkmış.'diyordu bayan.)




(G
eçenlerde alışveriş merkezindeyim.İç çamaşırlarına gözüm çarptı.Koydukları fotoğraflara bak!Senin benim gibi vatandaş giyecek bunları.Gerçi ben bunları kullanmıyorum.Öhhm öhhhöm...Ya neyse.Acaba erkek bireyi böyle gösterteceğine inandırıp satın aldırma taktiği mi bu?)




(Yurda dönerken bu ezilmiş çiçekle karşılaştım.Semazen yapan birine benzemiyor mu?)



(Gökte bizim göremediğimiz bir şey gördü sanırım...)



A
şağıdaki videoyu İstiklâl Caddesi'nde gece 2 sularında çektim.



Ama büyümek sadece bunlardan ibaret değildi.Spider-man'de Ben Amca demişti ki:'Büyük güç,büyük sorumluluk gerektirir.'.




Aşağıdaki videoyu Mehmet Can Doğalı çekti,teşekkürler.Abbas Güçlü'nün Kocaeli Üniversitesi'nde programı vardı.Eğlenceli bir eleme vardı.5-6 kişi seçecekler.Bu kişileri de canlı yayında yarıştırıp birinciye yurtdışında dil eğitimi vereceklerdi.Sahneye doğru fırladığımda aklımda eğlenmekten başka bir şey yoktu.Vakit azdı.O süreye bu kadar saçmalamaca sığdı.Sonuç mu? Elendim ve eğlendim;)




Bu yazının sonuna gelirken sizlere bir hediyem var!Harika bir masaüstü resmi.Kendi masam.Ozan Akbulut ve Mehmet Can Doğalı çekimlerde yardımcı oldular,teşekkürler onlara.Tıklayın ,büyüsün.Sağ tıklayıp kopyalayın ve masaüstü resminiz yapın!Güle güle kullanın,buyrun:

Bir dahaki yazımda görüşmeden önce sizden ricam,lütfen yorumlarınızı esirgemeyin.Buradan olmasa bile facebook üzerinden yazın.Bu linkteki duvarda görebilirsiniz paylaştığım blog duyurusunu: http://www.facebook.com/profile.php?id=1039587920&v=wall




Bir sonraki yazımda görüşmek üzere...

Baş-baş...


24 Kasım 2010 Çarşamba

BURADAN DAHA DA İLGİNÇ

Merhaba,hep sahip olduğum bir özelliktir, benim bir iş yaptıktan sonra rehavete kapılıp o işi savsaklamam.Şimdi bu durumdayım.Yazdım geçen yazıyı.Zaman da çabuk geçti.Yine geldi vakit.Paylaşacağım şeyleri toparlama çabasındayım şu an.


Geçenlerde ağaca çıktım.Epey oldu çıkmayalı.Vaktiniz olursanız bulun bir ağaç çıkın.Tabi yanınızda bir ebeveyninizi bulundurmayın.'Aman evladım dikkat et!' falan sözlerini duyarken bedeninizi yerle buluşturmanız mümkün.

Hazırladığım zaman ilgili yerlerde yaparım blogum duyurusunu.O zamana kadar göz atmayı unutmayın.Belki eski yazılarda ilginizi çeken bir şeyler bulursunuz.

Yakında görüşmek üzere...

14 Kasım 2010 Pazar

YETTİM GARİ!




Sizlerle burada son görüşmemizin ardından köprünün altından akan suyun haddi hesabı yok.Epey olay oldu.Belki birkaç cümleyle anlatılabilir.Ancak pek çok düşünceyi vb. içermez bu cümleler.O yüzden yazısal olarak pek söz etmemek yerinde olur.Merak edilmeyecek gibi değil diyebilirsiniz.Merak etmeyin düşüncelerimi,yaşadıklarımı çalışmalarımda gözlemlemek mümkün olur.


KAFAM DALGINDI...

Bundan sonra yeni bir köşe karşılayacak sizi.Kafa dalgın olduğunda olanlardan söz edeceğim.İlk örneğim:Geçenlerde kafamda bin türlü düşünce,minibüsteyim.İneceğim yere yaklaştık.Dur tuşuna da uzağım.Ağzımdan şoföre şu sözcükler döküldü:'Müsait bir yerde inebilir misiniz?'

Minibüs kahkahaya boğuldu zaten.Şoför durdu.Yüzünü göremedim.İndim.Minibüsün camından bana gülen yüzleri görmek güzeldi.Minibüs mü?Gitti...


Yine geçenlerde yurda gidiyorum.Türbanlı iki bayan köşede laflıyorlardı.Bilenler bilir.Ben ayakkabıya çok dikkat ederim.Kim ne marka giyer vs soruları birkaç gözlemden sonra hatırlarım.Kalabalıklar içinde o kişiyi(her kimse)ayakkabısından tanırım.Neyse,benim de kadının ayakkabısına bakacağım tuttu.Baktığımı farketmiş olacak ki,hooop,çekiverdi ayağını pardusösünün içerisine.Hani salyangoza dokunursunda içeri kaçar.Aynı o şekilde.Ben senin ayağına ne yapabilirim ki?Ayak fetişisti mi sandı acaba beni?

(Üniversitede çektim bunu.Konuyu desteklesin,vinyet mayetinde.)



(Bunu da yurda dönerken çektim:Matrix kedi!)




(Elma temalı bir şeyler yazdım,çizdim.Üzerine tıklayıp görebilirsiniz!)


Bu hafta Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü andık.Kocaeli Üniversitesi'nde törenin ardından panel vardı.Ve o dönemin gazete sayfalarından oluşan bir sergi vardı.İlgili fotoğrafları yakında paylaşırım...

Aşağıdaki video lise ikiden.Yüklenmesi biraz vakit alabilir.Sabredin:




Gorillaz'ın yeni teklisi(single) Doncamatic'in videosu 16 Kasım'da yayında.Dinlemek için: http://www.youtube.com/watch?v=PwKcXfUmLkk


Bayram kapıda.Sevdiklerinizle çokça güzelce vakit geçirmeniz dileğiyle.İyi Bayramlar!


Görüşmek üzere...


Baş-baş










8 Kasım 2010 Pazartesi

AZ KALDI AZ!

Merhaba,az kaldı.Vizeler bitince cuma günü TSİ 19:00'da otobüs yolculuğum sırasında blog için ocağın altını açacağım.Tabi açma eylemi sadece ocak için geçerli olmayacak ki bu deyimi gerçekleştireceğim:


Övme,yergi,entrika,gülmece ve daha fazlası pazar günü sizlerle.Bekleyin.Hem sayılı gün çabuk geçer;)

4 Kasım 2010 Perşembe

ARA

Merhaba,yoğunluğumdan dolayı bir şeyler paylaşamadım buraya.Ancak güzel fikirlerim var hali hazırda.12'sinde yolda başlayacağım yazmaya... (Fikirler birikiyor,uygulanmak için uygun zamanı bekliyor.)

O vakite kadar sağlıcakla kalın!

Baş-baş

14 Ekim 2010 Perşembe

Bir yazımında başlığı olmayıversin...

Geçen gece Ecem'den öğrendim.Daha sonrasında hemen haber sitelerine baktım ve şaşırdım.Ösym sınavlarda artık aracı gereci kendi servis edecekmiş.Sınav şartları değişmiş.İki kurşun kalem,silgi Ösym tarafından verilecekmiş.Kalemin nasıl açılacağı konusu muamma.Olacak iş değil.Uçlu kalem kullanıyordur öğrenci.Kalemi açmak yerine üstten basıverir.Ona vakit kazancı.Belki kurşun kalem yere düşecek.İçi kırılacak.Kalem elden kayabilir.Parmakları sızlatabilir.Silgi kötü çıkabilir.Bir silersin simsiyah olur.Dershaneler de artık deneme sınavlarında kalem-silgi dağıtır.Saat de sokamayacakmışız artık.Her sınıfa Ösym tarafından sağlanan 20 cm çaplı duvar saati konacakmış.

Kopya girişimini engellemek için bakalım daha neler yapacaklar?Çıplak sokmaya kadar yolu var.Özel kabinlerde olabilir bu eylem.Ösym'ye tavsiye;)

Ya onu bunu bırak da.Bu kurum hiç mi kendine bakmıyor?İnsan 'Teknoloji almış başını gidiyor.Çağın koşulları değişiyor.Biz hâla aynı kafada aynı sınavı yapıyoruz.'diye hiç kendini sorgulamaz mı?Çeken yine çeker.Bir de kemeri ne kadar sıkarsan o kadar pırtlarsın.Benim sınavda kopya çekmeyeceğim varsa da çekerim şimdi.Öğrencileri yeni yöntemler bulmaya itiyorlar.Başında Prof.,Yar. Doç.,Doç. vs. ünvanlar olan bireyler yerine genç bir beyin alsalar o kuruma daha verimli olur bence.

İstanbul'a gitmek için Ozan'la 8.01'de kalktık.Yatağın sıcaklığını terk etmek o kadar zor geldi ki.Yanlış anlamayın ayrı yataklardayız.Yorgan adeta 'Beni bırakma.Sar bedenine beni.'der gibiydi.Ama gitmeliydim.Bekleyenim vardı.

Ozan,önce duş almaya karar verdi.Sonra 'Yok,trene yetişemeyiz'deyip üşengeçlik yaptı.'Saçlarımı yıkasam yeter'dedi.Sonra ondan da vazgeçti soğuk diye.Dedim 'Daha ileri gidersen yüzünü bile yıkamayacaksın.'

Tren yolculuğu sırasında yanımda genç bir oğlan ile genç bir kız vardı.Benden yaşlılardı.Oğlan o bunaltıcı sıkışık ortamda kızın başının omzunda olmasına ses etmiyor katlanıyordu.Bu duyguyu tanımlayamadım.Yaşadığım birçok duyguyu bile tanımlayamıyorken yaşamadığımı nasıl tanımlayayım.

Gezim sırasında hoşuma giden durumlardan bir tanesi yine başka bir çift oldu.Yağmur yağarken ikisi şemsiye tutuyorlardı.İkisi de bir kulaklığı paylaşmış müzik dinliyorlardı.Ne güzel,birbirlerinin yüreklerine aynı notaları iletiyorlardı.
(Galata Kulesi 61 metreymiş.59 metre epey bir yükseklik benim açımdan.Tam olarak Hezarfen nereden atladı onu kestiremedim)



( İstanbul' a sarılma mı?Sarılacak kimsenin olmaması mı?)



(İstiklâl Caddesi'nde ocarina keyfi)





(Penguen Dergisi'nin kapısı yine duvar...Olsun cumartesi günü neredeyse hepsiyle tanıştım. O değerli insanlardan haftaya söz edeceğim.)


İstanbul'da İstiklâl Caddesinde gezerken bir kadın sağ elinde ekmek,sol elini ise açmış para istiyordu.Dilara'ya 'Kadın elindeki ekmeği yese ya!Hem yanlış taktik kullanıyor.Elinde ekmek varken kim ona para versin ki?'dedim.

İlerleyen saatlerde Taksim Meydanı'nda trafik ışıklarının orada bir kadın ve iki çocuk vardı.Kadın yere döşek tarzı birşey sermiş,çocukların alnı gözükmeyecek şekilde sarmış ve sırtüstü yatırmıştı.Yardım istemek için tezgah kurmuştu adeta.Gelen geçen onlara bakıyordu.Yağmur yağıyordu.Yan tarafta şemsiye satan adam vardı.Gözlüklü,iyi giyimli bir bey bir şemsiye satın aldı ve çocukları kaplayacak şekilde yerleştirdi şemsiyeyi.Ben alkışlamaya başladım.Göz göze geldik.Ve iyi bir şey yapmanın verdiği haklı gururla yoluna devam etti bu bey.İnsanlığa örnek oldu...

Bey uzaklaştıktan sonra kadın şemsiyeyi kapattı ve gözükmemesi için yanıbaşında ne olduğunu kestiremediğim birşeyin altına soktu.Diğer dilenciye bakarsak bu dilenci kendi şartlarına göre daha zeki davranmıştı.Kendine göre haklıydı.Şemsiyenin olması,ıslanmayan bir çocuğa göre ıslananın daha çok acınası olması arasındaki bir farktı.
(İşte o kadın ve muhtemelen çocukları.Tıklayın daha iyi görün.)
İki durumu sadece anlatabiliyorum.Tek başıma yorum yapmak yeterli gelmiyor.Ama bu vb. konuları tartışmak isterim.Bana ulaşmanız için birçok yol var.Kalın (İstanbul Seyahatinin son dikdörtgeni.Dilara'ya teşekkürler çekimleri için.)

Bu hafta yazım kupkuru.Ne video var ne fotoğraf...Kardeşim sağolsun.Bir hafta oldu hâla göndermedi hâla fotoğrafları.Yayınlamayacaktım bu yazıyı.Ama yaşanılanlar üst üste binince şart oldu.(YAZIYI GÜNCELLEDİM.YOKSA YUKARIDAKİ 6 CÜMLE DOĞRUYDU)Güzel yazılar,eylemler sizleri bekliyor.(^ Bu işaretler toplaşmış^.Okulda bayır aşağı inerken çektim bunu.Aletin özellikleri iyi olmasa bile ilginç bir dikdörtgen yakalamış)

Bir daha ki yazım yakın vakitte dolu dolu bir içerikle karşınızda...Eski yazılarıma da göz atın ara sıra.Atladığınız bir duygu, bir düşünce vardır belki orada...

4 Ekim 2010 Pazartesi

:)AAA?!İFADELİ İLK BAŞLIĞIM

Geçen gün yazımı yazmış yayınlayamaya hazırlanıyordum.İçeriğine bir baktım.Karanlıktan başka bir şey yok.Kimseyi kötü bir şekilde etkilemeye hakkım yok.Haftasonu Bandırma'daydım.Yazımın içeriğinin toptan değişmesine yetti bu ziyaret.Formula 1 deki deyimle pit-stop yaptım.

Okul yollarında gide gele yolculuğa alıştım zaten.Bundandır ki yolculuk kısa geldi.Cumartesi sabaha karşı 4:21 gibi Bandırma Garı'ndan şehire gitmek için servise biniyordum.Bir baktım bana göre saat 4 yönünde benim hakkımda konuşuyorlar.Bir tanesi diyordu işte:-Yok ya,o bavul kesin boş!Yoksa nereye kaldıracak bu onu.Bir de boş bavulu niye taşırlar bilmem ki?(Devamında aralarında gülüşmeler)

O saatte başka ne konuşabilirler?Bilmem ki.Neyse servis indi şehre.Bir tek börekçi dükkanını açmaya çalışıyordu.4:35 'te evdeydim.Yazık,annemle babam bir oğlan çocuğunu karşılamak için uykularını heba etmişlerdi.Sağolsunlar;)Dilara'ya baktım.Uyurken gördüm onu.Sabah da o beni uyurken görmüş.


(İnsanın kendi resmi yatağı gibisi yok)

Uyanmanın ardından yurttaki o sıradan kahvaltının yanında muhteşem duran kahvaltıyla karşılaştım.Dilara, boynunda düşürmediği makinesiyle bu manzarayı görüntüledi. (Üzerine tıklayıp büyütün.Daha güzel gözüküyor)
Tabii bu başlangıçtı.Bana 5-6 saat tokluk verecek derecede beslendikten sonra kahvaltı sona erdi.Ama sofra boş olunca mânası olmuyor.Okulda ve yurtta yalnız yemek o kadar zor ki.Bir ekmek parçası bile boğazıma diziliyor.Tamam belki yaşamda pekçok açıdan yalnızım ama.En zorlarından birisi sofradaki yalnızlık bence.Sıradaki fotoğraftaki ortamdır bence sofraya anlam veren: (Çekirdek aile:Anne,baba ve çocuklar)


Kahvaltıdan sonra eski bir dost ile hasret giderdim.O da beni özlemiş sanırım:
Hiç demeyin saçmalama diye.Özlediğim şeyler için bir liste yapsam ilk 10 da yer alırdı kendisi.


Eskiden olsa Dilara aynı anda diş fırçalamak için bile banyoda beraber bulunmaktan hoşlanmazdı.Bu duvarı yıkmışa benziyor.


Bu arada kıyafetini de değiştirmiş.Ne ara yaptıysa artık.Benim de üzerimde deplasman pijaması.


Sonrası Bandırma hava alması.Bu arada hava sözü verdiğim yeni arkadaşlara havalarını takdim edeceğim bu gün.

Küçü(Dilara'nın adının benim ve annem tarafımdan kullanımı.Babam,Diloş diyor.Madem kullanmayacaktık.Ne diye Dilara yazıyor nüfus kağıdında?) ile tavla oymaya çıktık.1-1 oldu.Sonrası sarmadı. (Arkadaki adam, dumanını Dilara'yı süzerek mi üflüyor?)



Beni dinleyen,anlayan,olayları farklı bir açıdan yaklaşmamı sağlayan,benim ona destek olmam gerekirken benim ondan destek gördüğüm,o değerli vaktini benden esirgemeyen,beni benden daha iyi tanıyan,fiziksel olarak olmasa da diğer yollarla yanımda olan ve bu kadar betimlemeyi hakeden Ecem ÇELİK'e teşekkürü borç bilirim.Onca aradan sonra yüzyüze görüşmemek olmazdı.Daha sonra bize sırasıyla Dilara,Büşra,Ecem Baykal ve Pelin de eşlik etti.Eski dostlar.Bir baktım hepimiz büyümüşüz.Daha dün yerden yüksek oynuyorduk.


Madem teşekkür kısmına geldim.Söz etmeden geçmeyeyim.14 Ağustos'tan beri ne sorsam sabırla yanıtlayan beni hiç geri çevirmeyen,mol sayısına ulaşacak sayıdaki saçmalamalarıma(mübalağanın(abartmanın)da bu kadarı!) katlanan Sema YILDIZ'a teşekkür ederim.O kadar fotoğraf koymuşsun.Hani Sema'nın ki diyebilirsiniz.Yok ki!Ama bu günki tanışıklığa bir fotoğraf sebep oldu.Bu da yeter sanırım.

Bu yazı için Bandırma'dan paylaşacağım fotoğraflar bu kadar.Akşam yemeğinde,geçen öğretim yılında ekvatorun çapına nasıl yaklaştığımı hatırladım.O kadar yemeğe geçen gün okulda gördüğüm ve rüzgardan dolayı uçmasından endişelendiğim kız bile duba kadar olur.Sofra içeriğinden söz etmeyeceğim.Ama şunu söyleyebilirim ki:Bir ailenin buluştuğu en iyi yer sofra.Siz de vaktiniz varken bolca vakit geçirmeye çalışın orada.Dışarıda atıştırıp sofraya oturmamazlık etmeyin.Ben pişmanım şimdi bu sebepden dolayı en fazla 2-3 yemek kaçırmış olduğum için bile.Şimdi düşünüyorum.Akşama ne yemek var?Ondan da önemlisi sofrada benimle oturacak bir insan olacak mı?

Bu fotoğrafı komşum Hasancan çekti:
Lafım kutudaki yazı için.Ve size tavsiyem bu ürünü kullanmayın.Çünkü yuva yıkanın yuvası olmaz.

Bu hafta da karikatür yayınlamıyorum.Türk Dili dersindeki sunumda avantajlı kesim gözlemleme imkanı bulacaklar çalışmalarımı.Daha sonra buraya açılmaya devam edeceğim.




Bu kadar görüntüden sonra yazıya gelelim.Diyebilirsiniz ki sen değil miydin yalnızca fikirlerini.çalışmalarını burada yayınlayıp,magazine kaçmayacak olan.

Evet haklısınız .Bunu ben dedim.Sebebi ise yüzyüze anlatacak bir şeyimin kalmaması endişesiydi.Ama, ne anlatacak eski bir dost vardı yanımda artık ne de yeni insanlara bir şeyler anlatmam için cesaretim.Hâl böyle olunca ne buraya bir şey yazabildim ne bir şey anlatabildim.Dengeyi kurmak için sabır ve zamana ihtiyacım var.

Bu haftaki içeriğimden dolayı ailesinden ayrı olup bayramdan evvel görüşemeyecek olanlar için özür dilerim.Niyetim sizi kırmak değildi.Dün gece Yiğit ile konuşurken doğaçlama bir söz söyledim:Karanlık derinliklere doğru düşerken bir gülümseme senin tutunacak dalın olur.

Yaşamınızda o gülümsemeyi bulmanız dileğiyle...

Baş-baş

21 Eylül 2010 Salı



İngiliz futbolcu David Beckham ve hanımı Victoria Beckham parfüm reklamında ateşli çifti canlandıracakmış.Sizi bilmem ama ben parfüm reklamlarında sıkıldım.Bilirsiniz parfüm reklamında güzel,çekici kız parfümü 25-30 cm'lik mesafeden sıkar.Parfümün bayanın bedenine ulaşmadan önceki tüm moleküllerini gözlemleriz.Sonra bayan havayı içine dişlerine sürttüre sürttüre çeker.Ardından şehvetli bir ohhhhh sesi.Bunu takiben oğlanlar kızın peşine hayranca takılır,kendini kaybeder.Neymiş bu reklamdan almamız gereken mesaj?O marka parfüm karşı cinsten bir kişiyi baştan çıkarırmış.Yok böyle bir şey ya!

Temmuz ayında yakın zamanda reklam ajansında metin yazarlığı yapan biriyle görüşme fırsatım oldu.Ona bu durumdan söz ettim.Başka bir senaryoyla tanıtım olamayacağını,başka bir şekilde istenen mesajın verilemeyeceğinden söz etti.Bu duruma umarım değişik bir bakış açısıyla yaklaşacağım.Üniversitede yeni tanışacağım insanlarla parfüm reklamlarının bu benzerliğine son vereceğim.En olmadı bu durumda da gemime yelkeni ve rüzgarı ben çizerim.

Ben kardeşimi parfüm kullanırken gözlemledim.Kendisi parfümün yaklaşık beşte birini üzerine boca ettikten sonra dışarıya çıkıyor.Sosyal yaşamda vakit geçirdikten sonra sağ salim eve dönüyor.Ya parfümde bir sorun var ya da erkek arkadaşının olması ona bu konuda bağışıklık sağlıyor.

Kocaeli bana sivrisinekleriyle hoş geldin dedi.Güzel bir gece yaşattılar bana.Bu demek istediğimi anlatır belki size: dogukanin_uykusu.part1.rar,dogukanin_uykusu.part2.rar

Annem,şampuan tükenince içine biraz su katar ve en azından şampuanın ömrünü bir-iki sıkımlık uzatır.Penguen'de bu durumu Barış Atar,Mini Çakal köşesinde çizmişti.Ben benzeri bir durumu ketçap için kullanmayı düşündüm.Böyle ne kadar sallasan da aşağıya akmayan ama kapağı çıkarıp delikten içeriye bakınca öbekçe yer çekimine meydan okuyan ketçap kütlesini şampuan gibi su katıp kullanmayı düşündüm.Kötü olurdu sanırım.

Düşünsene köfteye sıkayım diyorsun.Foşşş sulu köfte!Iyyyy,sulu şaka-espri oldu.Neyse belki bir arkadaşınıza şaka yaparsınız bu şekilde.Kulağınıza küpe olsun.Bu deyim de eskiden sadece dişilere özgüyken bence Yavuz Sultan Selim ile beraber unisex bir deyim olmuştur.Yani her iki cins için de kullanılabilir bir hale gelmiştir.
(Bandırma Eğitime Muhtaç Çocuklara Yardım Derneği Başkanı Özgür İYİM)
Bandırma Belediyesi,Herkes için Eğitim Kampanyası altında her türlü eğitim yayınını ekonomik durumu iyi olmayan arkadaşlarımız için topluyor.Eğer elinizde bu tür yayınlar varsa çöpe gideceğine ülkenin geleceğine gitsin.Ben elimdeki üç çuval dolusu yayını 'Ben kazandım.Sıra bu insanlarda'diye içimden geçirerek paketleyip teslim ettim.Bandırma'da belediye nikah dairesinin altına götürebilirsiniz.Diğer şehir belediyeleri de benzeri çalışmalar yürütüyor olmalı.Katılmanız dileğiyle.

Fotoğraf makinemin pili bittiği için karikatür fotoğrafı çekip yayınlamıyorum.Telafi ederim umarım.Özür dilerim.

Bu hafta hoşuma giden bir şarkıyı sizlerle paylaşmak istedim:http://www.dailymotion.com/video/x5rm27_keane-nothing-in-my-way_music?enable_html5=true

Geçenlerde Oyuncak Hikayesi 3'ü izledim.Gözyaşlarıma engel olamadığım filmler listesine eklendi.Vaktiniz varsa izleyin.Ben kendimden bir şeyler buldum.Siz de bulursunuz muhakkak.

Önceki yazımdan dolayı bana geri dönüşleriniz hoşuma gitti ve paylaşım yapmaya daha da teşvik etti beni.Teşekkür ederim vaktini bu blogu okumaya ayıran ve kendinden bir şeyler bulanlara...

Görüşmek üzere...

Baş-baş

14 Eylül 2010 Salı

OKUYOM BEN YAAAA!

Yazım gecikti.Annemler(annem+babam) Lys davasına interneti kapattırmasaydı internet evlerini ve kablosuz ağ şebekelerini aşındırmazdım.Bir de bayrama denk geldim bu sefer.Bu ne ya?Eskiden bayram harçlıkları panayır,lunaparkta harcanırken günümüzde çocuklar internet evine doluşmuş.Counter,Knight,Lord of the rings,Call of Duty Lcd ekranlardan gördüğüm oyunlardı.Yer yoktu.Evde yazdım.Bu seferki yazım için haber topladım.Buyrun...

İlk haberim:Coşkun Sabah kendisini Tv kanallarının boykot ettiğini,program yapamadığını,bir konuşursa ailesine zarar gelebileceğinden sustuğunu belirtip canlı yayında göz yaşlarına boğulmuş.Coşkun ağabey,yıllarca udunla Anılar,Doyamadım gibi şarkılarla hafızamıza kazındın.Sibel Can'a,Volkan Konak'a vb. özenip akşam program yapmayı düşünüyorsan o iş yaş.Çünkü ismin uymuyor.Sabah programı için teklif götürsen bence harika olur.Sadece adın yeter programa:COŞKUN SABAH.


Brad Pitt,uçakta hostesle sevişmiş.Ya ayıp ve bu kadar nefsine hakim olamamazlık olur mu?Brad'cim,evde gül gibi hanımın Angelina Jolie durup hem kendi hem de evlat edindiği çocuklarla uğraşıp yaşam savaşı verirken senin yaptığın oluyor mu?Puhhhh sana.Veeeeeee son dakika!Angelina Jolie,sel felaketi yaşayan Pakistan'a yardım için uçakla gidiyormuş.Haydi Brad'cim ye benini kudur-kudur-kudur...


Facebook bu aralar çok kalabalık.Girişler sınavla olsun bence.


Posta Gazetesi'nin seri ilanında denk geldim:'Bandırma'da ev işlerine yatılı kalacak yardımcı bayan arıyorum' .İlanında devamında sadece numara vardı.Cinsiyet saptayabileceğim bir isim yoktu.Çok şüpheli!


Düşünsene,Harry Potter'daki Voldemort kimliğini kaybetmiş ve ilan vermiş:'Kimliğimi kaybettim.Hükümsüzdür.İMZA:KİM-OLDUĞUNU-BİLİRSİN-SEN'



Vedat Türkali'nin romanından uyarlanan Fatmagül'ün Suçu Ne? dizisine yanıt olarak Fatmagül'ün tekrar Aşk-ı Memnu'nun SENARİST ve YÖNETMENiyle çalışacak olması.Yeni yastık alma vakti geldi Beren'ciğim.Google'da bulduğum ve yıllar önce Hülya Avşar'ın başrolünde oynadığı aynı adlı filmin afişi de düşüncemi teyit eder nitelikte.Tıkla da gör.




Bardakta mısır-Bardakta mı sır?Ben de bilmiyorum nerede olduğunu.


Üstün Dökmen'e aslını hediye edip beğenisi aldığım,Bandırma Yaşam Gazetesi'ne dosyamla götürüp yanıt alamadığım karikatürümü beğeninize sunuyorum.Üzerine tıklarsanız daha iyi görürsünüz.



Paylaşacağım şeyler bitmedi ve umarım bitmez.Daha istikrarlı yazılarımda görüşmek dileğiyle...


Baş-baş...

23 Ağustos 2010 Pazartesi

KOPYALA-YAPIŞTIR

Başlığın sebebi ilk defa klavye başında yazı yazmayıp,defterime yazdığım şeyleri buraya geçirmem.

Atıştırmalık başlıkların dışında yazmayalı altı ay oldu.
Araya birçok etken girdi.Yazın neden yazmadın diye sorabilirsiniz...Bahane perdesini çekebilirim o zaman.Yazın vakit ayırmayı düşünmedim.Üşendim burada yazı yazınca insanlarla yüzyüze görüşmemde anlatacağım bir şeylerin kalmayacağını sandım.Ama taşı sıksam muhabbet çıkaracağımı düşünmeye başladığım için devam kararı aldım.


Şimdi kumsaldayım.Deniz çarşaf gibi derler aynen öyle.Hatta kumsal,üstünü açık bırakmak istemeyen insanın pikeyi,yorganı vb. çekiştirmesi gibi denizi üstüne çekip örtüyor.
Kumsalda artık çocuklar yok.Kumdan kaleler yapan,suya mânasızca dalıp çıkan sonra kulağına su kaçırıp gecenin bir yarısı ailesine soluğu acilde aldıran çocuklar gitmiş.Kovasını,deniz yatağını paylaşmak istemeyenler bile.Paylaşmak istemedikleri kimse kalmadı diye.

Kumsal, kendisini terk edenler için rüzgardan yardım istemiş.Rüzgar da onu kırmayarak esmiş ve kum taneciklerini birbirine katarak birkaç gün öncesine kadar keyifle misafir ettiği ayak izlerini yok ettirmiş.Sadece benim ayak izim var şu anda.Birazdan ben de gideceğim.Sahur vakti yaklaşıyor ve kardeşim rica etti gelince beni uyandır diye.Belki ayak izlerimi silmez ;kumsal, satırlarımda ondan söz ettim diye.

Rüzgar,çorabımın tepesinden kaprimin paçası arasına hoş bir şekilde temas ederken olay örgüsüne geçiyorum.


Lys bitti,tercih dönemi bitti,yerleştirme bitti.Yeni bir eğitim yaşamı başladı.Sınavı düşününce virgül sonrası değerin bile yaşamı nasıl etki(Annemin 'Eve gel,in cin top oynuyor.Başına bir iş gelir.Gecikme'diye telefonu araya girdi.)lediğini düşününce hayrete düşmemek elde değil.Benim için en önemlisi,yeni tanışacağın insanları etkiliyor.İnsan her yerde insan.Ama durumun içine duygular girince değişiyor durum.

Bu arada az önce rüzgarın temas ettiği o arayı sivrisinek de es geçmedi.
Herkes yeni beklentiler içinde.İlk heves ,üniversitede bunu,şunu........ yapacağım.Üstün Dökmen'le görüşme imkanı buldum.Sağolsun beni geri çevirmedi.Kendisi bana yoğun bir dönemden çıkıldığı için yoğunluğun alışkanlık kıvamına geldiğinden söz etti.Hedefleri azaltmanın yararlı olacağını adım adım hareket etmek gerektiğini söyledi.

Olay örgüsü yazmayı epey azaltacağım.Çünkü burayı düşüncelerimi anlatmak için açtım.Eğer yaptığım her işi,eylemi anlatırsam bu hem başkasının yaşamını takip edip kendi yaşamını geri plana atma olur sizlerin açısından.Hem de buranın günümüzdeki herhangi bir gazetenin magazin bölümünden hiçbir farkı olmaz.

Bu kadar göz yorduğum yeter.Bir dahaki yazımda görüşmek üzere...


Baş-baş

17 Ağustos 2010 Salı

ZÜMBÜRÜK

Merhabalar,epeydir bu blog sayfası için klayvenin tuş sesini duymuyor,duyurmuyordum.Yaz boyunca pekçok veri topladım.Yazdım,çizdim.Bunları temize çekip toparlama vakti.Yeni konular yolda,kafada...Beklemek kötü ama bekleyene kadar vakit geçirebileğiniz birçok kaliteli site var...

Az kaldı...Görüşmek üzere.Baş-baş

12 Şubat 2010 Cuma

SON

Merhaba,bunca zamandan beri takip edenlere etmeyenlere teşekkür ederim.Sınavların nefesini ensemde hissettiğimden dolayı yazılarıma uzun bir ara vermek zorundayım.Aile ya da dershane zorlaması değil bu.Tamamen kişisel.

Nice özgün çalışmaları sizlerle buluşturmak için çabalıyordum.Hepsi yaklaşık beş ay beklemek zorunda kalacak.Olur da birşeyler sunarsam bana e postalarınızı iletmeniz dahilinde sizlere ulaşırım.

Kusura bakmayın duygulu bir veda konuşması olmadı.


GİDİYORUM SINAV İÇİN,DÖNECEĞİM SİZİN İÇİN...

2 Şubat 2010 Salı

HAFTALIK DEĞERLENDİRMEM

Merhaba,kusura bakmayın etkileyici bir başlık bulmak için çabaladım ama olmadı.Sanki diğer başlıkların çok etkileyiciydi diyebilirsiniz.Tercih sizin.




Dershanenin yaptığı çalışma programını uygulamakla meşgulüm şu sıralar.Sıkıldım ya.Okul kapandı daha başımı kaldırıp hoh! diyemedim.Çalış çalış.Cuma dershane başlıyor.Şunun şurasında 2günüm kaldı kendime ayırabilecek.Anneme diyorum gidelim Bursa'ya.Nuh da demiyor.Peygamber de demiyor.Buzlanma var,yağmur var falan diyor.Kendisine ehliyetini gidip iade etmesi teklifinde bulundum.Benimle uğraşma dedi.Konuşmalarımız şu sıralar sürekli 'Babanı arıyorum şimdi!'ile sona eriyor.Babama bana Nintendo DSi alması için girişimde bulundum.Şimdilik sıcak yaklaştı.






Bandırma Spor-Balıkesir Spor maçı vardı pazar günü , ona gittim.İsimleri o spor bu spor diye geçiyor memleketimin takımlarının ama ben daha birinin bile futbol dışında bir sporsal etkinlik yaptığını görmedim.Bir Trabzonspor var futbol dışında sporsal etkinliklerle uğraşan bildiğim.Neyse maça gitmek için erken kalktım.Meydanın oradan sesler geliyordu.Gidip bakayım oradanda stada uzanırım dedim.Aklımda stada otobüsle gitmek vardı.Ancak taraftar grubu yolun ortasında yürümeye başlayınca otobüsünde yolu kapandı.Ben de gruptan bağımsız bir şekilde stada yollandım.Erken gidip uyanıklık yaptığımı zannediyordum.Kapının önündeki yığını görünce tek uyanığın ben olmadığını anladım.Hatta uyanık sıfatını kendim için bir daha kullanmamaya karar verdim.5 TL lil bileti aldıktan sonra içeriye geçtim.Önlerde yer buldum ve oturdum.Birçok tanıdık simayı görmek hoştu.17 Eylül Stadı'nda maç izlemek değişik geliyor bugüne kadar 23 Nisan ve 19Mayıs etkinliklerinin dışında orada bulunmayınca.Maç başlamadan yanımdaki adam'Benim yerimi tut ben faksı döküp geliyorum'dedi.Önce anlamadım sonra dank etti kafama.Maç güzel başladı.Herkes uslu uslu izliyordu maçı.Güzel bir golle öne geçti Balıkesir.Kısa bir süre sonra orta niyetine açılan topun kaleye yönelmesiyle farkı 2 ye çıkardı Balıkesir.İşte o andan itibaren olanlar oldu.Karşı takımın taraftarlarına birçok küfür edildi.Bu küfürlerden Balıkesirli futbolcular ve hakem de nasibini aldı.Takdir edilecek bir yanı varsa bu durumun o da şudur:Kişileştirme ve ad aktarmalarını iyi kullanıyor taraftar.Edilebilecek küfürleri biraz düşünürseniz demek istediğimi anlarsınız.Tabi bu işin şaka kısmı.



Maçın 80. dakikasına doğru güvenlik çerçevesinde Balıkesirspor taraftarlarını dışarıya çıkarttılar.Bizimkiler 2 gol yedi ya intikamı döverek alacaklar güya!Kapıya dayandılar 'KAPILAR AÇILSIN,ÇATIŞMALAR BAŞLASIN!'Polis engel olmak istedi duruma.Taraftar yüklendi.Sonra coplar çıktı ortaya.Az önce polise söven,hakaret eden futbol teröristleri şimdi küçük çocuk gibi kaçıyorlardı.O can havliyle kaçmak için önlerine gelenin üstüne çıkmaya başladılar.Az daha beni de alıyorlardı ayakları altına.En dehşet verici şeylerden biri de orada bir babanın'Çocuk var burada'diye bağırmasıydı.Çocuk , babasının eline sımsıkı sarılmış.Havada savrulan o siyah çubuğa korkuyla bakıyordu.O düşüncesizler bu durumun çocuğun üzerinde ne etki bırakabileceğini düşünemeyecek kadar çağdışı.İnsandan daha vahşi canlının olmadığını bir kez daha gördüm böylece.Çaprazımdaki bir adam çatır çatır söktüğü koltuğu polise fırlattı.İnsanlık ayıbı!Bu arada neredeyse herkes maçı izlemeyi bıraktı.Biz bir avuç insan izlemeye devam ediyoruz.Penaltı oldu.2-1 e taşındı sonuç ve öyle de bitti.Çıkarken bir baktım o atılan koltuk kenarda öylece duruyor.Aldım belki bir işe yarar diye.Fotoğrafını haftaya yayınlayacağım.




Böyle durumlar olduğu müddetçe koşu bandında ilerleriz ancak.Acaba ne zaman rakibin attığı gol,kazandığı maç takdir edilip,rakip tebrik edilecek,herkesin ailesiyle birlikte izleyebileceği bir spor ortamı olacak?



Uzun süredir karikatürlerimi burada yayınlacağım diyorum.Geçmişte okulda yayınladığım bir karikatürümle başlıyorum.Sınıfta oluşan yer tartışma üzerine yaptım bunu:


Yazıları anlaşılmıyor diye buraya yükledim:http://cid-102aac1578a58750.skydrive.live.com/self.aspx/blog/Resim%20002.jpgTavsiyem bilgisayarınıza kaydedip yakınlaştırmanız.İlerleyen vakitlerde bu sorunu ortadan kaldıracağım.

Bu hafta İnşallah,Matrax'a katılacağım.Katılırsam yayını kaydedip yayınlarım burada.

Bu hafta sizlere güzel bir şarkıyla veda ediyorum:http://www.dailymotion.com/video/x61mt3_yzel-ve-ufuk-yyldyrym-sus-duet-90ly_music

Haftaya görüşmek üzere...

24 Ocak 2010 Pazar

AAA!DEVRE SONA ERMİŞ!










İlginç ama gerçek.Ha şu sınav var ,ha bu sınav derken devre sona erdi.Alışılmışın dışında bir şey olupta yönetim beni takdir etmedi.Ama çevreme verdiğim demeçte okula bir girişte takdir edildim bir de giderken takdir edileceğim dedim.Yukarı kısıma haber kısmı koyduğum için buraya mı oraya mı yazacağımın net ayrımında değilim şimdilik özür dilerim.












Bu videoyu kardeşim karın ilk yağdığı gece çekti.Çekimlerimiz aldığımız pilin yetersiz gelmesi ve parmaklarımızı hissetmemeye başlayınca sona erdi.

Bu fotoğrafta pilin sona ermesinden az evvelinde çekildi.Saat 1:32 suları.Sıradaki fotoğraflar okul çevresinde çektiğim gündelik fotoğraflar:
Söyleyecek pek birşey kurgulayamadım bu hafta.Görsel öğelere yer verdim bu yüzden.Hafta içinde bu yazıyı güncellleyebilirim.Aynı durum haberler içinde geçerli.
Şimdilik ,görüşürüz...

16 Ocak 2010 Cumartesi

DEVRE SONA ERİYOR(GÜYA!)

Bu hafta okullar kapanıyor.Herkesi karne heyecanı sarmış!Babam bana bisiklet almayacak diye çok üzülüyorum.Şaka bir yana.Bir dönemi bitirdim.Birçok duyguya tanık olduğum dönem sona erdi.Devre arasında Özyeğin Üniversitesi'nin düzenlediği 4 günlük bilgisayar oyunu programlama kampına kabul edildiğim hâlde dershanenin hızlandırma programı olduğu için gidemeyeceğim.Öncelikle bu duruma 2 sebepten üzülüyorum.İlk gidememem.İkincisi ise gidemeyeceğim hâlde oraya gitme ihtimali olan bir gencin önünü kapattım.Özür dilerim.Özürüm hem kendisine hem de üniversite yönetimine.

Bu hafta bir dişiye açılım yapacaktım.İçime kapanım oldu.Şimdilik dan! diye duyguları aktarmak yerine su yavaş yavaş ısıtmak daha akıllıca.Kim mi o dişi?Bilen biliyor.

Kardeşim denizotobüsüyle yolculuk ederken gemide tanıştığı bir gencin elinde bir kitap varmış.Tanıştıktan sonra genç kitaptan söz etmiş.Dilara da bana söz etti.Bir süreden beri istiyordum.Satın almak perşembe günü nasip oldu.Kargodan gelmesi ise cumartesi oldu.Odamdayım her aracın sesini kargo aracının sesi zannederek cama koşuyorum.Kaç kere fos çıktı.Neyse sonunda geldi.Kitabın adı HANZALA.Karikatür kitabı.Ama karikatür deyip de hemen mizaha kaymayın.Direniş amaçlı bir karakter Hanzala.Daha ayrıntılı bilgiyi buradan alabilirsiniz:http://hanzala.org/index.php

Perşembe günü okuldan eve geldikten sonra birşeyler atıştırıyorum.Televizyonda 24'ü açtım.İstanbul Avrupa Kültür Başkenti 2010 içerikli yayın vardı.Etkinliklerin içeriğine yönelik sorular soruluyordu muhabir tarafından yetkiliye.Eleman 'Görüyorsunuz çalışmalarımız son hızla devam ediyor 'dedi.Şimdi ne var ki bunda?diyebilirsiniz.Ne mi var?Diyeyim:Etkinlikler cumartesi başlayacakmış adamlar hâla orada İstanbul yazılı dev bir levhanın montesi vb işlerle uğraşıyorlar.Bu sadece işin bitmediğine dair sadece bir örnek.Memlekette işini son dakikaya bırakmayan canlı yok galiba.Öğrenci desen sınavdan en fazla 2gün önce çalışır.Yaygın kanı son akşam çalışmadır.Bazen sınav ilk derslerde değilse çalışmanın okula bile bırakıldığı olur.Tabi bunlar her öğrenci için geçerli değil.Baksana koskoca eylemlerle uğraşan kişiler bile yumurtayı kapıya sıkıştırmış.Hayırlısı...


Hmmm..Hehhh.Başka bir konu, herkes her şeyin EN iyisini istiyor.Aklıma gelen örnekleri biraz sıralarsam:Herkes üniversiteyi İstanbul'da okumak istiyor.İstanbul en iyi şehir mi veya en iyi üniversiteler bu şehirde mi mevcut?Galiba evet.Bana sorarsanız 81 tane il var sorun değil.Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk,memleketin çağdaş uygarlıklar seviyesine getirilmesinin gerektiğini söylemiş.Ancak bana kalırsa bu birkaç il ile sınırlı kalmış.Çağdaşlık ışığı her yeri aydınlatmıyor.Işığı sadece birkaç büyük il yansıtıyor maalesef.Pasta eşit olarak paylaşmayınca herkes pasta diliminin fazla olduğu yere gitmek istiyor.

Herkes kendi paçasını kurtarma peşinde.Ben bir şeyi elde ettim.Peki benim ardımda kalan ve elde edemeyen ne oldu diye düşünülmüyor.Bencillik diz boyu değil daha da yüksek seviyede.Kimse kimsenin elinden tutmuyor.Herkes elini birilerini geçmek için koşarken ileri geri hareket ettirmek amacıyla kullanıyor.Bugün birçok kimsenin sana gülümsediğini görüyorsun.Ama yere düştüğünde onların koşar adımlarla uzaklaşan bedenlerini göreceksin belki de.

Yazının kendime göre bu kadar ağır olabileceğini tahmin etmemiştim.Bir dahaki sefere planlayıp yazacağım.

Aklıma gelen haberlere gelelim:NİNTENDOCU DERGİ 15 Ocakta bayilerde.Nintendo dünyasıyla ilgili herşey var içerisinde.Ayrıntılı bilgi:http://nintendocu.com/

Karikatürlerimi çizmek ve yayınlamak üzere vaktim olacak bu hafta.Bekleyin onları...

Bu arada Pitbull adlı şarkıcının kliplerinde oynamanın bayanlar için şartının Göğüs ölçülerinin 80-100 olması gerektiğini düşünüyorum.Elemanın Akon'la yaptığı düet hoşuma gitti.Dinleyin bence.http://www.dailymotion.com/video/xb99v7_pitbull-ftakon-shut-it-down-2009_music

Yakın zamanda mekânımda yarışma düzenlemeyi düşünüyorum.Düşünme aşamasında tabii.

Karnenizi almak için okula gömlek dosya götürmeyi unutmayın.Haftaya görüşmek üzere...

8 Ocak 2010 Cuma

OLAN BİTEN



Bu hafta sınavlarla yüzyüze geldim.Düşe kalka bir dönem bitti işte.Kimyada paçamı kurtarmak için tek bir sınav kaldı.Tamam ya da devam maçı niteliğindeki bir sınav bu.Çevrem sağolsun beni kurtarmak için seferber oldu.


Yakın zamanda mekânımda röportajlarla karşılaşacaksınız.Halkın içinden insanlar olur bu kişiler büyük ihtimal.Tabi yeri geldiğinde burjuva kısımla da ilgileneceğim.


Geçen gün gazete okuyorum.Bir baktım Rihanna yeni sevgili bulmuş ta beraber takılmışlar.Resimdeki içerik yüzünden şimdiden özür dilerim.

(ballerstatus.com'dan aldım fotoğrafı)


Bildiğiniz üzere Chris Brown diye bir genç vakti zamanında bu kızcağızın sevgilisi! idi.Mühim bir organizasyon evvelinde bu Chris bu kızın ağzını burnunu dağıtmıştı.Yandaki hale gelen melez kızımız geceye çıkamamıştı.Bir çok Rihanna hayranı hayallerini süsleyen kızın bu hale gelmesine şaşırarak haliyle Chris'e tepki göstermişti.Olayın hukuku boyutu ne oldu bilmiyorum.

Neyse benim söz etmek istediğim kısım ilk fotoğrafın ilk dikdörtgeniyle ilgili.Eleman orada darbuka mı çalıyor kavun mu seçiyor?İlginç.Diğerlerinde de durum farksız.Ah be kızım daha geçen gün tanıştığın bir adamla bu yapılır mı?Adamın hedefi belli.Bu fotoğrafı çeken insanı da kutlamak mı lâzım bilmiyorum.Onca güvenliği aşıp mı çekti ya da bu gençler gündemde kalabilmek için çaktırmadan izin mi verdi bu fotoğraflara?Sana ne oluyor da karışıyorsun diyebilirsiniz.Benim takıldığım yer birçok genç birey, karşı cinsten bir bireyle sohbet etmekten çekinirken bu insanlar nasıl oluyor da böyle rahat?Kültür farkı ya da kişisel bir durum söz konusu olsa gerek.Yüzyüze tartışmak için adresi biliyorsunuz beklerim.

Bu hafta medya ile daha bir içiçe oldum.Pazar günü TRT MÜZİK te İçinden Müzik Geçen Filmler diye bir programla karşılaştım.Geçmiş zamanda çekilmiş filmlerin müzikleri çalınıyor film görüntüleri eşliğinde.Tabi film hakkında bilgi almak da cabası.21:00'den sonra pazarları.Cumartesi 17:20'de de yayınlanıyormuş sanırım.Zamanını araştırıp bakmanızı tavsiye ederim.

Bir başka konuya geçersem:Halkımızda cinsellik tabu vs deniyorya.Bence fasafiso.Tamam cinsellikle ilgili şeylerin söylenmesi kişilerin çekindiği bir şey olabilir.Ancak cinsel içerikli görüntüleri izlemekten çekinmedikleri bir gerçek.Bunu birçok şeye dayandırmak mümkün.Mesela Aşk-ı Memnu dizisi.Millet, Bihter bu hafta kiminle sevişecek diye pusuda.Bütün hafta bu günü bekliyorlar.Ben bekliyor muyum?Aşk-ı Memnu dizisindeki 2gram görüntüye mi kaldım diyerek yanıtımı verdiğimi düşünüyorum.Komşu teyzelerin konuşmalarına kulak misafiri olmam bu konuda biraz fikir sahibi olmamı sağladı.Geçen cumartesi Skytürk'te yayınlanan MATRAX 'a konuk olan Yalçın Çakır da aynısını söyledi.Reytingler böyle görüntüler girince tavan yapıyor dedi.Dediğim gibi millet pusuda.İleride daha geniş çaplı bir araştırmayla yazacağım bu konuyu.

Bu arada ben mi keşfettim bilmiyorum.Eğer ki ben bulduysam Türk Dil Kurumu'na başvurabilirim.Geçenlerde bir dergi Megan Fox'u en seksi aktris seçmişler.Kendisi hoş bir ablamız.Kendisine başarılar da benim değinmek istediğim yer seksi yerine SEVİŞİLESİ sözcüğünü kullanmak daha bir yerli gibi geliyor.Diğer söylem daha bir yabancı.Düşünsenize en sevişilesi kadın Megan Fox.Bence seksi demek işin altındaki niyeti gizliyor ve daha nice kullanım var dilimizde.Mesela teşekkür ederim kelimesinin yerine sağol denmesi daha bir soğuk ve içtenliği yok ediyor.Tek artısı daha kısa olması diye düşünülüyor herhalde.

Annem birşeyler yazdığımı öğrendi burada.Diyor işte'Aman oğlum siyasetle ilgili birşeyler yazma dikkat et vs vs'.Merak etme anne şimdilik birşeyler yazmayacağım.Konuşulması gereken birçok konu varken sıranın onlara geleceğini sanıyorsan yanılıyorsun.

Haftaya yeni konular üzerinde konuşmak üzere...

1 Ocak 2010 Cuma

DEĞİŞİM


Değişim derken yazının ilerleyen kısmında pek aman aman birşey beklemeyin.Laf olsun diye yazdım.Ama bir süredir geçirdiğim değişim yadsınamaz.Eğitim hayatımda daha düzenli olmaya başladım.Yaptığım dersle ilgili eylemleri günlük niyetine yazıyorum.Kimyadan çakışım biraz gölge düşürdü olaya.Ama geçenlerde okuduğum bir söz bu durumda kendimi avutmam için yeterli oldu:Uzun süreli hedefi olan kişiler,kısa süreli başarısızlarla yılmazlar.



Geçen haftalarda sizlere okul çevresinde çektiğim fotoğrafları paylaşacağım demiştim buyrun.Üzerilerine tıklarsanız büyütebilirsiniz.




Fotoğraflarla ilgili O AN programındaki gibi yorumlarda bulunmak isterdim.Onu size bırakıyorum.

Bir takım çalışmalarla uğraşıyorum ve bilgi topluyorum.O yüzden bu sıralardaki yazılarım kısa ve yetersiz.Ama ilerleyen zamanlarda burada karşılaşacağınız şeylerle ilgili uğraşıyorum.Kafamdaki şeyleri yavaş yavaş yaşama aktarıyorum.Anlayışınız için teşekkürler.

Görüşmek üzere...

(Deneme için baktım.Fotoğraflar üzerlerine tıklayınca büyümüyor.Düzelteceğim özür dilerim)