Merhaba,umarım keyifle vakit geçirebileceğiniz bir yazı olmuştur.
Birkaç sene önce denk geldiğim bir durumu sizlerle paylaşıyorum.Önce videoyu izleyin.Değerlendirmem hemen altında:
Şimdi reklamda gördüğünüz kızlarımız gördüğünüz üzere Asyalı.Rexona firması ise İngiltere kaynaklı bir deodorant firması.Buraya kadar pek bir şey yok gibi.Bilim Teknik Dergisi'nin Temmuz 2006 sayısında Deniz Candaş'ın kaleme aldığı 'Yaz geldi,terlemeye hazır mıyız?' başlıklı yazısında aynen şu ifade yer alıyor:
'Doğu Asya ırklarında apokrin ter bezleri sayıca diğer ırklardan daha az.Bu nedenle,Doğu Asyalıların vücut kokuları çok daha hafif.Avrupalılarla ilk kez 17. yüzyılda karşılaşan Japonlar,kokularını çok ağır buldukları ve tereyağına benzettikleri için,ülkelerini ziyaret eden Avrupalılara ''bata-kusai''(tereyağı leşi) adını yakıştırmışlar.'
Ne düşünüyorsun?Sence bu bir intikam reklamı mı?
Dikkat ettiniz mi?Hiç bir erkek berberinin panosunda 'kel adam' fotoğrafı yok.Hep saçlı,mavi-yeşil gözlü elemanlar.En olmadı Brad Pitt,Tom Cruise gibi ünlülerin fotoğrafları.Bazı bayan berberlerinin camında tesettürlü bayan fotoğrafı yer alıyorsa 'kel adam' fotoğrafının da panolarda yerini almaması için bir sebep yok bence.Haydi erkek berberleri,değişikliğe!
Esra Ceyhan,ben de nasıl bir iz bıraktıysa artık,ne zaman A'dan Z'ye yazısını okusam/duysam aklıma geliyor.
Size aklıma gelmişken 5 Haziran 2009'da Dünya Çevre Günü'nde tüm dünyada sinema,televizyon vb yollarla aynı anda gösterime girmiş bir yapımdan söz etmek istiyorum.'HOME(YUVA)'.2009'un yazında CNBC-E'de yayınlanmıştı.Bu dünyada çevremiz için hâla bir şeyler yapabileceğimizden eşsiz görsellerle söz ediyor.Filmle ilgili bilgi için vikipedi bağlantısı: http://tr.wikipedia.org/wiki/Yuva_%28film%29
O kadar söz ettim.Filmi paylaşmadan olmaz.1 saat 33 dakika süren yapım vaktiniz iyi değerlendirmeniz için bir fırsat: Filmi izlemek için tıklayın
Bandırma'da iken arkeoloji müzesini ziyaret etme imkanı buldum.İlgimi çeken şeyleri fotoğrafladım.Ama sadece birini paylaşacağım.Hem burada paylaşmamın doğru olduğundan emin değilim hem de geri kalanı burada paylaşmak için beni tatmin etmedi.
(Nasıl kullanılıyor,hiç aklım almadı?)
Sırada paylaşacağım şeyler yine arşivimden.15 Ekim 2010'da Münir Özkul'u Selamlama Etkinliği'ne gitmiştim.Ayrıca Cem Dinlenmiş,Kaan Sezyum ve Serkan Altuniğne'nin imza günü vardı İstanbul'da.Bu vesilelerle İstanbul'daydım.Etkinliklere katıldıktan İstiklâl Caddesi'ni geçip yurda dönmeyi düşünüyordum ki.Ahaa!'Yunanistan Başkonsolosluğu'. 'Hasretim İstanbul' isimli bir sergi vardı konsoloslukta.Girdim içeriye.Dedektör mü her neyse ondan geçtim.Görevli 'Sprey var mı? dedi.Hayda!Ne spreyiydi ki bu?Çıkardım deodorantımı gösterdim.'Bu var' dedim.'Tamam,buyrun.' dedi.Herhalde boya spreylerinden söz ediyordu.Serginin konusu Türkiye'den çeşitli sebeplerle göç etmiş Rumlar.Girişin biraz ilerisinde salon vardı.Salonun çevresi panolarla donatılmıştı.Ortada ise perde kurulmuş.Birinci ağızlardan olayların anlatıldığı bir video vardı.İlgimi çeken kısım ,videodaki konuşmacıların Rum kökenli olmalarına rağmen Türkçe konuşup altyazının Yunanca olmasıydı.11 Fotoğraf çektim orada panodaki yazıları içeren.Ve hepsini yayınlıyorum buyrun.Alt yazısız,yorumsuz.Üzerilerine tıklayın,büyütün,daha iyi görün.Buyrun:
Yaşadığımız toprakların değerini bilmemiz için bir kanıt daha.Ara vapurda karşıya geçerken bazen düşünmüyor değilim 'Gerçekten bu şehirde yaşamayı hak ediyor muyuz?' diye.
Haberiniz olsun 5-13 Mart arası Bursa'da Tüyap Kitap Fuarı var.Etkinlikle ilgili bilgi için: http://www.tuyap.com.tr/webpages/bursakitapfuari/index.php
Bu yazıda bir şeyler çizmedim.Ama size geçtiğimiz günlerde vefat eden karikatür ustası İsmail Gülgeç'den söz edeceğim.Benim kendisi ile tanışmışlığım veya konuşmuşluğum yok.Onunla,Bandırma'da bir kitapevinden çok daha fazlası olan(kırtasiye vs olarak değil ortam ve sohbet açısından) Ozan Sanatevi'nin duvarında ve kitap ayraçlarında karşılaştım.Bazen Cumhuriyet Gazetesi'ndeki köşesinden takip ediyordum kendisini.Bazense Ozan Sanatevi'nin sahibi Rahmi Ağabey(Rahmi Akdaş) ile sohbetlerimizde onun adı geçiyordu.
(Rahmi Ağabey'in ricası üzerine İsmail Gülgeç'in çizdiği karikatür.Rahmi Ağabey'in facebook sayfasından aldım karikatürü)
Rahmi Ağabey'e rica ettim İ.Gülgeç ile bir anısını anlatmasını.Sağolsun beni kırmadı.Bundan sonra okuyacağınız kısım tamamen Rahmi Ağabey'in yazıp bana gönderdiği metindir.Bir daha ki yazımda görüşmek dileğiyle.Baş baş.
'Cumhuriyet'in sahipleri arasında çıkan ihtilafın ardından,İ.Selçuk,U.Mumcu,H.V.Velidedeoğlu vd."ağır abi"lerin yanısıra birçok yazar ve sanatçıyla birlikte gazeteden ayrılanlar arasında İ.GÜLGEÇ de vardı.Ortak karar,ya hep birlikte döneriz ya da ayrı bir gazete kurarız şeklindeydi.Bu esnada,ayrılanları destekleyen okurun boykotu nedeniyle;H.Cemal,E.Uşaklıgil yönetimindeki Cumhuriyet'in tirajı dibe vurmuş vaziyetteydi.
Ağır hasta olan Hıfzı V.V.'nun tedavi giderlerini karşılayabilmesi için,Milliyet'te yazmaya ikna edildiği sıralarda,hiç de maddi sıkıntıları olmadığı halde,ayrılan arkadaşlarından habersiz olarak;O.Akbal ve A.Sirmen'in de Milliyet'te "köşe kapmasından"sonraki 'ayrılanlar toplantısında'A.S.'e .'utanmaz ......,burada bebeğine süt alamayan arkadaşlar sözlerine sadık kalıp iş aramazken,bunu nasıl yaparsın! diye ortak hissiyatı okkalı küfür eşliğinde dillendiren İ.GÜLGEÇ'in üzerine yürümeye kalkan A.S.'i herkes "altı okka"yapıvermişti.Bu davranışı,sevgili GÜLGEÇ'in şövalye ruhunu yansıtan pek çok örnekten yalnızca biriydi şüphesiz.
O,hiçbir haksızlığa "gülüp geçmez"di.Hatırası yolumuzu aydınlatsın,hayatı hepimize örnek olsun.'
Geçenlerde kırmızı ışıkta bekliyorum.Bir baktım yolun karşısında çingene çocukları.Buraya kadar bir şey yok.Gözüm bir tanesinin elinde tuttuğu şeye çarptı.O da nesi?’Top’tu.
Yanıt basit bir şey gibi gelebilir ama değil bana göre.Çünkü ben küçükken çingene çocuklarının hiç mi hiç topu olmazdı.Zaten pek dışarıda oynayan bir çocuk değildim.Kırk yılın başı giderdim top sahasına.Başlarda çok güzel olurdu.Topu istediğim gibi atardım,sektirirdim(2-3’ü geçmezdi),vururdum.Sonra bir tanesi gelirdi.’Birader,topu atsana’ derdi.Genel hitapları birader veya kardeş şeklindeydi.Neyse ben hiç kulak asmazdım.Aynen oynamaya devam.Ama çingene çocuğu ısrarcıdır,illa oynayacaktır benim o gözümden sakındığım,o ellediğinde pislenmiştir diye eve gidince defalarca yıkadığım topumla.
‘Atsana lan,dörtgöz!’Sınıftaki çocukların dediği yetmezmiş gibi bir de bu çocuklar ‘dörtgöz’ derdi,tam olurdu.
Neyse topu istemeye istemeye oflaya puflaya bunlara verirdim ben.’Şşşşt,artistlik yapma!’ tepkisini de yerdim bunun üstüne.Beklerdim oynamaları bitsin diye.Ama bitmezdi.Başka çingene çocuklarını toplarlar,hepsi benim topumla oynarlardı.Bencil olma paylaş,derdi annem.Paylaşmıştım,al işte!Artık topun imanı gevrerdi,bırakırlardı veya benim canıma tak ederdi.O yaşımda canıma tak etmesi büyük cesaretti.Verin topu gideceğim,derdim.Önce vermezler,tınlamazlardı.En sonunda ‘Al bakalım!’ diye topu dikerlerdi.Sonra topu ara.
İşte bunlar geçti aklımdan o topu görünce.Sevindim onlara ve onların dışındaki diğer çocuklara.Artık kimse kimseyi rahatsız etmeden top oynuyordu demek.Tabi eğer o topu, işi ilerletip herhangi bir çocuktan aşırmadılarsa.Bu arada yeşil yandı,karşıya geçme vakti…
(İnsanlar için de sarı ışık olamaz mı?)
Toplum içinde yalanamayan meyveli yoğurdun jelatininde kalan yoğurt parçası…Acaba yalanmadan doğrudan çöpe atılıp israf edileceği için üzülüyor mudur?
Kafam dalgındı köşesine dönüş:Bu sefer annemin kafası dalgın olacak ki takvime bakıp ‘Bu sene doğum günüm ayın 10’una denk geliyormuş’ dediJ
Ke$ha,Alman asıllı A.B.D. vatandaşıymış.Ben Almanya’yı sadece ithalat yapıyor sanıyordum.Demek ki hem ithalat hem de ihracat yapıyormuş.
Fotoğraflarda düşünür gibi poz verenler acaba o sırada ne düşünüyor veya bir şey düşünüyor mu?
Geçen senelerde bulduğum(aklıma gelen) bir grafik.Bayanlarda yaş grafi:
Düşünmeyle ilgili bir sözüm vardı.Belki denk gelmişsinizdir.Semiramis Tanin yayınlamıştı:Söyle bakalım Descartes.Onu düşünüyorum.O mu var yoksa ben mi varım?
Dinleyenler vardır aramızda.Ben yeni dinlemeye başladım ve albümünü henüz aldım:Birsen Tezer.Albümde ‘Çalsana’ ve ‘Balıkesir’ parçaları çok hoşuma gitti.Üst üste defalarca dinledim.Bu mühim ses sanatçısının şarkısına Dilara Sezgin’in müzik karışımlarını,çalışmalarını yayınladığı http://lirikolaj.blogspot.com/’ da denk geldim.Lirikolaj’da hoşunuza gidecek müziklerle karşılaşacağınızı umuyorum.
1 Şubat 2011 Salı günü Zeki Kayahan Coşkun'un sunduğu Alem Fm'de yayınlanan Matrax adlı programa katıldım.Evin alt kısmındaki kokoreççiyi aşağıda şekile girip yabancı turist numarasıyla şakaladık.Radyo yayının kaydı merak edenler için:1 saat 59 dakika 14 saniye olunca ben dahil oluyorum yayına ta ki 2 saat 40 dakika 36 saniye oluncaya kadar. http://www.radyoskop.net/index.php?option=com_content&task=view&id=6624&Itemid=27
(Çin'den gelmiş Alman turist oldum,güya:))
Değinmeyeyim diyorum ama elde değil.Defne Joy’u diyorum.Allah rahmet eylesin.Yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diyorum.
Vefat ettiği gün ve takip eden günlerde o manşetler neydi öyle?’YOK BÖYLE ÖLÜM’ vs.Akılları sıra yarışmaya gönderme yapacaklar.Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.
Onu geçelim,hele Seda Sayan.Ya yeter artık ya!Hiç mi düşünmüyorsun ,bu insanın yakınları izliyordur,yaralarını deşiyorumdur,üzüntülerine üzüntü katıyorumdur diye?Bir haftadan beri fonda Candan Erçetin’den Yalan ,Ferda Anıl Yarkın’dan ‘Sonuna Kadar’,Tarkan ‘Unutmamalı …’ şarkılarıyla merhumenin yok son görüntüleri,yok mezar başına beyi gitmiş, şimdi sadece Seda Sayan’daymış!Sen ‘Anacım,bacım’ de,şarkını söyle stüdyodaki teyzeleri eğlendir,alkışlattır sonra da Defne ile ilgili haberler.Bir vefatın üzerinden bu kadar prim sağlama amacı.
Yakışmadı Seda Abla.Ne dedin?Ahmet Maranki hangi sebze/meyve yaşlanmaya engel olur,onu mu açıklayacak?Al işte!Ben ne diyorum,sen ne diyorsun.Senin yayın anlayışına da yıllardan beri hangi besinin neye iyi geldiğini anlamayan yurdum insanına da ‘ühhhh’ diyorum.
Sırada çiziktirdiğim bir şey yine.Anlamadığım bilgisayarda düz gözüküyor,burada yamuk.
Sevgililer gününe değineceğim biraz.Bu tür haberlerin gündemi meşgul ettiği günler.Çeşitli sitelerde,forumlarda denk geliyorum.Deniyor ki ‘ Yok para tuzağı,kapitalistlik’ veya ‘Sevginin günü mü olurmuş’.Para tuzağı konusuna gelince illâ hediye satın alınması gerektiğini düşünmüyorum.Kendi fikrin,emeğinle bir şeyler üretip hediye etmek daha hoş değil midir sevdiceğine?
Sevginin günü mü olur konusuna gelince bence de olmaz.Zaten bu günün temeline bakınca Valentine’s Day diye geçer.
Doğrudan alıntı yapmanın hoş olmayacağını düşündüm.O yüzden adres göstereceğim.Eğer sevgililer gününün tarihi hakkında bilgi sahibi olmak isterseniz Ntv Tarih’in Şubat 2009 Sayısı Sf.29 ‘a göz atabilirsiniz.
Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası okuduktan ve Muhteşem Yüzyılı izledikten padişahlarla ilgili bir şey geldi aklıma.Bu adamların çocukluğu nasıldı acaba?Arkadaşları var mıydı?Oyun arkadaşları…Varsa bile diğer oyun arkadaşları ‘Aman kelle gider’ telaşıyla padişahın kazanması için yeniliyorlar mıydı acaba?Hiç sobelenmeyen,kalesi basılmayan,hiç ebe olmayan bir padişah…İlginç.Daha önce değinilmemişse tarih bölümündeki öğrenciler için tez niteliğinde bence.
Merhaba,yeni fikirlerle buradayım.Yaklaşık iki aydır dişe dokunur bir şey yayınlamıyordum.Araya yaşam koşuşturmacası girince ara vermek zorunda kaldım.Tabi bu sırada boş durmadım.Gözlemler,araştırmalar yaptım.Tek tek açıklamak yorar ve sıkar.Yayınlayacağım başlıklarda zaten karşılaşacaksınız.
Hazırladığım tanıtım videosunda yer alan,katkıda bulunan benden güvenlerini esirgemeyen tüm arkadaşlarıma teşekkürler.Videoda yer almayanlardan özür dilerim.Sınırlı kişi vardı ve ayaküstü görüp de söyleyebildiklerim yer aldı genelde.Daha geniş çaplı şeyler olur umarım ileride.
İlk yazdığımda yakınımdaki insanlara okutma,dinletme imkanı bulmuştum.Buradan sunmamın hoş olacağını düşündüm.Tekrar okuyacaklara ise bir hatırlama fırsatı;)
Kumsalda ne olmuştu?BKZ:23 AĞUSTOS, Kopyala Yapıştır başlıklı yazım.
Minik bir hatırlatma…Kumsal kendini terk edenler için rüzgardan yardım istemiş.Rüzgar da onu kırmayarak esmiş ve kum taneciklerini birbirine katarak birkaç gün öncesine kadar keyifle misafir ettiği ayak izlerini yok ettirmiş.Sadece benim ayak izlerim var şu anda.
Ve olayların geçtiği zamana gidiyoruz...
Kaç gün olmuştu?Kaç hafta?Takvimler ekimi mi gösteriyordu?Üzerimde artık o hareketlilik yoktu.Bıraktılar galiba beni.Göçmen kuşları yol almaya hazırlanırken görünce,artık hazirana kadar dönmeyeceklerine kadar kanaat getirdim.
Hani nerede o üzerimi minik,meraklı,deniz suylu elleriyle kurcalayan çocuklar?Nerede onlara dikkat etmeleri için sürekli uyaran ebeveynleri?Nerede mısırcı,kağıt helvacı,falcı,simitçi?Tabii ya,satacak kimse kalmayınca onlar da gitmişti.Ne güzeldi o günler.Daha sabahın köründe yaşlı insanların üzerimdeki kum taneciklerine basarak denizi tadarlardı.
Öğlen sıcağı oldu mu,üstümde sıçrayan ayakları hissederdim.Niye mi sıçrarlardı?Çünkü güneş iliklerime kadar işlerdi.Aslında niyeti kötü değildi.Sadece ona güvenerek soluğu dışarıda alan insanlara 'Merhaba!' demek istemişti.
Artık o da ısıtamıyor beni.Hem ısıtsa ne olur ki?Üzerimde eğlenen,mutlu olan insanlar olmadıktan sonra.Deniz bile umutsuzca okşuyor bedenimi.Birbirimizi teselli edecek halimiz bile yoktu,terkedilmiştik.
Ara sıra minik ziyaretçilerim olmuyor değil:Birkaç kedi ve köpek.Yazık,onlar da bir parça yemek bulurum diye üstümü arıyorlar.Sanırım onlar da farkındaydı terkedildiklerinin.Ama bence kedilere koymaz bu durum.Çünkü onlar hala evcilleştirilememişlerdir.Bir köpeği istediğin gibi eğitebilirsin ama kedi başına buyruktur ve hayata karşı bir duruşu vardır.
Geçenlerde birkaç kuşun aralarındaki konuşmayı kulak misafiri oldum.Sıcak ülkelere gideceklerinden söz ediyorlardı.Bir an onlara imrendim.Ne güzel kanatları vardı.Uçabiliyorlardı.Özgürlerdi.Ya ben?
Buruk bir gülümse kapladı yüzümü.Ben gidebilir miyimdim,uçabilir miydim?Gidebilir miydim sıcak ülkelere?Gidip 'Ey insanlar,ben geldim!'diyebilir miydim?
Hayır...İki kanat gerekti bana.Keşke biri gelse de üzerime iki kanat çizse.O zaman uçabilirdim!
Kimi kandırıyorum ki?Uçmak senin neyine?Sen kimsin ki?Otur oturduğun yerde.Zaten değer verseler beni de götürürlerdi.Bir şeyler yapmalıydım.Ben gidemiyordum.Ama onlar gidebiliyordu.Benim tek hareketim birkaç kum taneciğimin rüzgarla uçuşması. O da rüzgar eserse...
Bir sabah seslerine uyandım.Son hazırlıklarını yapıyorlardı.Şimdi tam zamanıydı.Seslendim onlara doğru'Hey!'dedim.Sesin nereden geldiğini anlayamadılar.Belki de farkında bile değildiler orada olduğumun.Neden sonra bir tanesi yanıt verdi:'Ne var,ne oldu?'
Burada kestim.Devamı yazılı olarak yok.Yazar mıyım onu da bilmiyorum.Ama yazarsam sizden sakınmam.
Aklıma gelen,geçmişten aklımı kurcalayan bir durumu sizlerle paylaşıyorum.Aylardan temmuz arkadaşlarımla beraber sahil kenarında laflıyorduk.Bir kaç köpek de vardı çevrede.Köpeklerden biri, hızlıca hareket eden hamamböceği gördü.Korktu ve silkinerek birkaç adım adım geri kaçıldı.Ben de 'Ühhhh!Böcekten korkuyorsun,utan!' dedim.Oradan geçen bir genç kız da bana 'Köpekle konuşuyorsun,kendinden utan!' dedi.Bir şey demedim.Diyebileceğim şeyler kafamdan geçti.Hazır cevap olmadığıma şahit olduğum anlardan biriydi.O durumda ne diyebilirdim bilmiyorum.Yorum sizin...
Geçen hafta Dilara ile İstanbul'da Erler Film ve belediye işbirliği ile açılan Sinema ve Tiyatro Müzesi'ne gittik.Fotoğraf vs herhangi bir görüntü alımına müsaade etmediler maalesef.Ama gayet hoş vakit geçirdiğimi söylemeliyim.
1949 yılına ait bir reklam ilanı dikkatimi çekti,aynen şöyle yazıyordu:'Kukla seven sayın müşterilerim,sünnet düğünleri ve baloların birinci eğlencesi olan KUKLA yavruları ve büyükleri kahkaha ile güldürür hayrette bırakır.Emirlerinizi [5] gün evvel saygı ile rica ederim.Kukla Sanatkarı Ali Vural-Mahdumu Eşref. Fiatı 1Kr'
O eski filmlerin afişleri,1930 yapımı film makineleri,aklınıza gelebilecek bütün film artistleri ile karşılaşabilirsiniz.O insanların fotoğrafları ile de karşılaşmak mümkün.Şunu söyleyebilirim ki o fotoğraflara bakınca o insanların gerçekten dost olduklarını görebiliyorsunuz.Günümüzdeki gibi sahte gülüşlerden,günübirlik dostluk yanılsamalarından arınmış insan yüzleri ile karşılaştım o fotoğraflarda.4 katlı müzede zemin katta balmumu heykelleri var ünlülerin.Hepsini söylemeyeceğim ama Hafize Ana(Adile Naşit)yı elinde zili ile görmeniz mümkün.Tatilde vaktiniz varsa kaçırmayın derim.İstiklal'de müze.
İstiklal Caddesi'nde ilerlerken bir kalabalıkla karşılaştık.Bir grup oturmuş,ellerinde yazılı fotoğraflar tutuyorlardı.Diğer grup ise sonradan biz de onlara katıldık ki izleyici kesimdi.Gözaltına alınıp sonrasında kaybolan yakınları için toplanmış insanlar oradaydılar.3 kişinin konuşmasını dinledik.Bir bayanın konuşması sırasında sarf ettiği cümle benim aklıma kazındı:'Sizin hiçbir yakınınızın,akrabanızın,dostunuzun evden çıktıktan sonra hiç dönmediği oldu mu?'.Dilara o anları yakaladı:
(Hiç bitmemiş sanki umutları.Hâla bulabileceklerine inanıyorlar.)
(Belki hiçbir yakını kaybolmamıştı.Ama o,bir insanın kaybolmasının endişesi içindeydi.)
Tatildeyken daha fazla televizyon izleme olanağı buldum.Hani her ulusal kanalın nasıl haber programı var ise Dest-i İzdivaç programları da o kıvama ulaşmış.Evlenecek ne kadar çok insanımız varmış.Şimdiye kadar çoktan toplum ahlakını bozuyor ve benzeri bahanelerle kaldırılmış olması gerekirdi bu programların.Ancak tahminime göre 'EN AZ ÜÇ ÇOCUK' teorisini desteklediği için hala önümüzde bu programlar.Ki sayıları da her geçen gün artıyor.Yakında programdan programa kız verme alma olayları olursa hiç şaşırmam.
Greenpeace'in Seninki Kaç Santim kampanyasını duymuşsunuzdur.Ben de bu konuyla ilgili bir şey çizdim.Greenpeace'e de gönderdim.Bakalım değerlendirmeleri nasıl olacak?
(Bilgisayarda düz burada yan gözüküyor.Anlamadım.Kafayı sola doğru 90 derece çevirseniz sevinirim.Yakında düzeltirim umarım.)
Sina Bayram ile bir konuşmam da türettiğim söz grubunu sizlerle paylaşmak istedim:Ayran içtik ayrı düştük,gazoz içtik yatağa düştük.
Pardus 2011 çıktı!Diyebilirsin Pardus ne diye?Pardus ücretsiz,güvenilir,hızlı bir işletim sistemidir.
Hep dedim haberim geliyor.Haber,haber...Güzel bir çalışmayla yayınıma ara vermek isterdim.Ona bile uğraşamadım.Onu yapayım bunu yapayım derken hiçbir şey yapamadığımın farkına vardım.Ve çözümü ara vermekte buldum.
Bu vereceğim arada hem gözlemlerime hem de derslerime yoğunlaşacağım.Ve yeni,farklı düşüncelerle tanışacağım. (Gitmenin temsili fotoğrafı.Atatürk,Afyon'a çıkarken gibi olmuş.)
Böylesi belki hepimiz için iyi olur.Daha verimli çalışmalarla ocağın sonuna doğru döneceğim.Bu güne kadar vaktini ayıran,yorumlarını paylaşan,destek veren herkese teşekkürler.
Haydarpaşa Garı ile çok geç tanıştım:18 yaşımda.Geçti.Eğer şu an kullanılamayacağını bilseydim daha çok vakit geçirirdim orada.(YAZIYI YAZDIĞIM SIRADA KULLANILMIYORDU.)Vapurla yanından geçerken bir an olsun gözümü ayırmazdım ondan.Fotoğrafını çekeceğim diye çabalarken daha fazla çekerdim onun görüntüsünü içime.
İlk ve uzun süreli görüşmem ......................(Ekim başı oldu.)Avrupa yakasındaydım.Karşıya geçmem gerekiyordu.19.45'te trenim vardı İzmit'e.Kardeşimle vedalaştım.Ona el sallayayım falan derken bindim vapura.Vapura harekete başladı.İnsana ilginç geliyor İstanbul'da bulunmak.Bir çok insanın burada gözü ,emelleri olduğunu bilmek ilginç geliyor.
Kıyıya yaklaşıyorduk.Görevliye sordum: 'Haydarpaşa ne tarafta kaldı?' diye.'Ohooooo!Sen yanlış binmişsin!'dediğinde saat 19.28'i gösteriyordu.Sonra diğer yolculardan biri :'Ben durağa doğru gidiyorum,gel benimle dedi.'.Koştura koştura durağa gittik.O kadar samimiydi amca,o arada memleketinin Sivas olduğunu 30 senedir burada olduğunu öğrendim.Beni otobüse bindirdi ve ayrıldı.Saat 19.30'du.
Otobüs şoförü,üstünde yazan yazıya uyuyordu:'Hareket halindeyken şoförle konuşmayınız.'.Neyseki yolculardan biri ineceğim yeri tarif etti.19.32'ydi saat.Yetişirsin dedi yardımcı olan bey.Koltukta mı diken üstünde mi oturduğum beli değildi.Otobüs tam hızlanıyor derken biri 'DUR' tuşuna basıyordu.Toplu iniş olsa neyse.Ama hep bir kişi iniyordu.Üç tane trafik lambasını yeşil yandığı için atlatmıştık ama bir tane kırmızıya denk geldik.54 saniye geçmek bilmedi.Her saniye hareketini sindire sindire yapıyordu adeta.
Geçtiğimiz bir köprünün altından trenleri gördüğümde saat 19.44'tü.Dedim:'Ben ineyim,koşarım.'.Şoför üstünde yazan yazıya bu sefer uymadı.Ya da ben uymadım.'Şuradaki merdivenden ineceksin.Koş bakalım ne kadar hızlısın!'dedi ve koşuya başlangıç düğmesi kıvamında bir düğmeye basarak ön kapıyı açtı.Merdivenlerden indim.Tren falan yoktu ortada.Boyuna koşuyordum.Koşarken hızım tahminimce orada duran adama göre 9-10 m/s olmalıydı.Duramazdım.Bağırdım:'Haydarpaşa nerede?'diye.Koluyla gösterdi.Panolar vardı sağımda.Bağırdım:'Panoların sağında mı?'diye.Aramızdaki mesafe artmış olmasına rağmen beni duymuş olacak ki'Evet!'diye bağırdı.Teşekkür ettiğimde panoları geçmiştim.
Trenleri gördüğüm yapıdan içeriye girdim.Önümde çiçeklikler vardı.Üstlerinden koşarak atladım.Nasıl koşuyordum,bilmiyorum.Nefes almalarım zaten düzensizleşmişti.Ayakkabılarım yeniydi.Önleri çatlayacak diye o güne kadar ayağımın tabanına tenis raketi bağlanmış gibi yürüyordum.Ama o an bu durumun hiçbir önemi yoktu.Vezneye vardım.İzmit'e bilet sordum.Orası da ne ilginçse.Cam var.Sen dümdüz konuş.O,sana mikrofonla yanıt versin.Dedi:'On dakika önce kalktı.'.Halbuki saat daha 19.47 idi.O an aklımdan trene koşmak,yanındaki demire tutunup binmek geçmedi değil.Yukarıya doğru 'Hayııııııııııııııırrr!'diye bağırdım.Yankılandı tavanda sesim.21.30 da tren olduğunu öğrendim.Geçtim dışarıdaki banka oturdum.
Ben banka doğru giderken bir bayan telefonla konuşuyordu:'Kaçırdım,ama olsun.Her işte bir hayır vardır.'dedi.Bayan haklıydı sanırım.Bu konuşmayı duymam sinirlerimi yatıştırmaya yetti.Birkaç bank vardı. Hepsi genç çiftlerin bulunduğu banklardı.Biri boştu.Ben boştum.Birbirimizi bütünleştirdik.
Her neyse.Etrafımı incelemem için iyi bir fırsat oldu bu treni kaçırma olayı.Mesela binanın aralıklarına sığınmış pek çok kuş gördüm. (Sütunun oradaki karaltılar orada barınan kuşlara ait.Orası yandıktan sonra hâla orada kalıyorlar mı,bilmiyorum.)
(Çatı yanmış.Alt kısımlarda pek sorun yok gibi.Ancak her şey göründüğü gibi değil.)
(Koskoca Haydarpaşa Garı yukarıdan akıyor ve çözüm kova!Bilmiyorum belki pratik ama ilginç geliyor.En üstte de Avrupa Kültür Başkenti ibareli metin var.)
Umarım her şey yoluna girer Haydarpaşa için.
Bu kısımdan son paylaşacağım şeyler bloguma paylaşmaya üşendiğim ancak canıma tak edip de hepsini paylaşma isteği doğunca ortaya çıkan durumlar.
(İstiklâl Caddesi'nde geçimini türkü söyleyerek sağlayan bayana çektiği fotoğrafı gösteren genç.'Böyle iyi çıkmış.'diyordu bayan.)
(Geçenlerde alışveriş merkezindeyim.İç çamaşırlarına gözüm çarptı.Koydukları fotoğraflara bak!Senin benim gibi vatandaş giyecek bunları.Gerçi ben bunları kullanmıyorum.Öhhm öhhhöm...Ya neyse.Acaba erkek bireyi böyle gösterteceğine inandırıp satın aldırma taktiği mi bu?)
(Yurda dönerken bu ezilmiş çiçekle karşılaştım.Semazen yapan birine benzemiyor mu?)
(Gökte bizim göremediğimiz bir şey gördü sanırım...)
Aşağıdaki videoyu İstiklâl Caddesi'nde gece 2 sularında çektim.
Ama büyümek sadece bunlardan ibaret değildi.Spider-man'de Ben Amca demişti ki:'Büyük güç,büyük sorumluluk gerektirir.'.
Aşağıdaki videoyu Mehmet Can Doğalı çekti,teşekkürler.Abbas Güçlü'nün Kocaeli Üniversitesi'nde programı vardı.Eğlenceli bir eleme vardı.5-6 kişi seçecekler.Bu kişileri de canlı yayında yarıştırıp birinciye yurtdışında dil eğitimi vereceklerdi.Sahneye doğru fırladığımda aklımda eğlenmekten başka bir şey yoktu.Vakit azdı.O süreye bu kadar saçmalamaca sığdı.Sonuç mu? Elendim ve eğlendim;)
Bu yazının sonuna gelirken sizlere bir hediyem var!Harika bir masaüstü resmi.Kendi masam.Ozan Akbulut ve Mehmet Can Doğalı çekimlerde yardımcı oldular,teşekkürler onlara.Tıklayın ,büyüsün.Sağ tıklayıp kopyalayın ve masaüstü resminiz yapın!Güle güle kullanın,buyrun:
Bir dahaki yazımda görüşmeden önce sizden ricam,lütfen yorumlarınızı esirgemeyin.Buradan olmasa bile facebook üzerinden yazın.Bu linkteki duvarda görebilirsiniz paylaştığım blog duyurusunu: http://www.facebook.com/profile.php?id=1039587920&v=wall
Merhaba,hep sahip olduğum bir özelliktir, benim bir iş yaptıktan sonra rehavete kapılıp o işi savsaklamam.Şimdi bu durumdayım.Yazdım geçen yazıyı.Zaman da çabuk geçti.Yine geldi vakit.Paylaşacağım şeyleri toparlama çabasındayım şu an.
Geçenlerde ağaca çıktım.Epey oldu çıkmayalı.Vaktiniz olursanız bulun bir ağaç çıkın.Tabi yanınızda bir ebeveyninizi bulundurmayın.'Aman evladım dikkat et!' falan sözlerini duyarken bedeninizi yerle buluşturmanız mümkün.
Hazırladığım zaman ilgili yerlerde yaparım blogum duyurusunu.O zamana kadar göz atmayı unutmayın.Belki eski yazılarda ilginizi çeken bir şeyler bulursunuz.
Sizlerle burada son görüşmemizin ardından köprünün altından akan suyun haddi hesabı yok.Epey olay oldu.Belki birkaç cümleyle anlatılabilir.Ancak pek çok düşünceyi vb. içermez bu cümleler.O yüzden yazısal olarak pek söz etmemek yerinde olur.Merak edilmeyecek gibi değil diyebilirsiniz.Merak etmeyin düşüncelerimi,yaşadıklarımı çalışmalarımda gözlemlemek mümkün olur.
KAFAM DALGINDI...
Bundan sonra yeni bir köşe karşılayacak sizi.Kafa dalgın olduğunda olanlardan söz edeceğim.İlk örneğim:Geçenlerde kafamda bin türlü düşünce,minibüsteyim.İneceğim yere yaklaştık.Dur tuşuna da uzağım.Ağzımdan şoföre şu sözcükler döküldü:'Müsait bir yerde inebilir misiniz?'
Minibüs kahkahaya boğuldu zaten.Şoför durdu.Yüzünü göremedim.İndim.Minibüsün camından bana gülen yüzleri görmek güzeldi.Minibüs mü?Gitti...
Yine geçenlerde yurda gidiyorum.Türbanlı iki bayan köşede laflıyorlardı.Bilenler bilir.Ben ayakkabıya çok dikkat ederim.Kim ne marka giyer vs soruları birkaç gözlemden sonra hatırlarım.Kalabalıklar içinde o kişiyi(her kimse)ayakkabısından tanırım.Neyse,benim de kadının ayakkabısına bakacağım tuttu.Baktığımı farketmiş olacak ki,hooop,çekiverdi ayağını pardusösünün içerisine.Hani salyangoza dokunursunda içeri kaçar.Aynı o şekilde.Ben senin ayağına ne yapabilirim ki?Ayak fetişisti mi sandı acaba beni?
(Elma temalı bir şeyler yazdım,çizdim.Üzerine tıklayıp görebilirsiniz!)
Bu hafta Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü andık.Kocaeli Üniversitesi'nde törenin ardından panel vardı.Ve o dönemin gazete sayfalarından oluşan bir sergi vardı.İlgili fotoğrafları yakında paylaşırım...
Aşağıdaki video lise ikiden.Yüklenmesi biraz vakit alabilir.Sabredin:
Gorillaz'ın yeni teklisi(single) Doncamatic'in videosu 16 Kasım'da yayında.Dinlemek için: http://www.youtube.com/watch?v=PwKcXfUmLkk
Bayram kapıda.Sevdiklerinizle çokça güzelce vakit geçirmeniz dileğiyle.İyi Bayramlar!