12 Şubat 2010 Cuma

SON

Merhaba,bunca zamandan beri takip edenlere etmeyenlere teşekkür ederim.Sınavların nefesini ensemde hissettiğimden dolayı yazılarıma uzun bir ara vermek zorundayım.Aile ya da dershane zorlaması değil bu.Tamamen kişisel.

Nice özgün çalışmaları sizlerle buluşturmak için çabalıyordum.Hepsi yaklaşık beş ay beklemek zorunda kalacak.Olur da birşeyler sunarsam bana e postalarınızı iletmeniz dahilinde sizlere ulaşırım.

Kusura bakmayın duygulu bir veda konuşması olmadı.


GİDİYORUM SINAV İÇİN,DÖNECEĞİM SİZİN İÇİN...

2 Şubat 2010 Salı

HAFTALIK DEĞERLENDİRMEM

Merhaba,kusura bakmayın etkileyici bir başlık bulmak için çabaladım ama olmadı.Sanki diğer başlıkların çok etkileyiciydi diyebilirsiniz.Tercih sizin.




Dershanenin yaptığı çalışma programını uygulamakla meşgulüm şu sıralar.Sıkıldım ya.Okul kapandı daha başımı kaldırıp hoh! diyemedim.Çalış çalış.Cuma dershane başlıyor.Şunun şurasında 2günüm kaldı kendime ayırabilecek.Anneme diyorum gidelim Bursa'ya.Nuh da demiyor.Peygamber de demiyor.Buzlanma var,yağmur var falan diyor.Kendisine ehliyetini gidip iade etmesi teklifinde bulundum.Benimle uğraşma dedi.Konuşmalarımız şu sıralar sürekli 'Babanı arıyorum şimdi!'ile sona eriyor.Babama bana Nintendo DSi alması için girişimde bulundum.Şimdilik sıcak yaklaştı.






Bandırma Spor-Balıkesir Spor maçı vardı pazar günü , ona gittim.İsimleri o spor bu spor diye geçiyor memleketimin takımlarının ama ben daha birinin bile futbol dışında bir sporsal etkinlik yaptığını görmedim.Bir Trabzonspor var futbol dışında sporsal etkinliklerle uğraşan bildiğim.Neyse maça gitmek için erken kalktım.Meydanın oradan sesler geliyordu.Gidip bakayım oradanda stada uzanırım dedim.Aklımda stada otobüsle gitmek vardı.Ancak taraftar grubu yolun ortasında yürümeye başlayınca otobüsünde yolu kapandı.Ben de gruptan bağımsız bir şekilde stada yollandım.Erken gidip uyanıklık yaptığımı zannediyordum.Kapının önündeki yığını görünce tek uyanığın ben olmadığını anladım.Hatta uyanık sıfatını kendim için bir daha kullanmamaya karar verdim.5 TL lil bileti aldıktan sonra içeriye geçtim.Önlerde yer buldum ve oturdum.Birçok tanıdık simayı görmek hoştu.17 Eylül Stadı'nda maç izlemek değişik geliyor bugüne kadar 23 Nisan ve 19Mayıs etkinliklerinin dışında orada bulunmayınca.Maç başlamadan yanımdaki adam'Benim yerimi tut ben faksı döküp geliyorum'dedi.Önce anlamadım sonra dank etti kafama.Maç güzel başladı.Herkes uslu uslu izliyordu maçı.Güzel bir golle öne geçti Balıkesir.Kısa bir süre sonra orta niyetine açılan topun kaleye yönelmesiyle farkı 2 ye çıkardı Balıkesir.İşte o andan itibaren olanlar oldu.Karşı takımın taraftarlarına birçok küfür edildi.Bu küfürlerden Balıkesirli futbolcular ve hakem de nasibini aldı.Takdir edilecek bir yanı varsa bu durumun o da şudur:Kişileştirme ve ad aktarmalarını iyi kullanıyor taraftar.Edilebilecek küfürleri biraz düşünürseniz demek istediğimi anlarsınız.Tabi bu işin şaka kısmı.



Maçın 80. dakikasına doğru güvenlik çerçevesinde Balıkesirspor taraftarlarını dışarıya çıkarttılar.Bizimkiler 2 gol yedi ya intikamı döverek alacaklar güya!Kapıya dayandılar 'KAPILAR AÇILSIN,ÇATIŞMALAR BAŞLASIN!'Polis engel olmak istedi duruma.Taraftar yüklendi.Sonra coplar çıktı ortaya.Az önce polise söven,hakaret eden futbol teröristleri şimdi küçük çocuk gibi kaçıyorlardı.O can havliyle kaçmak için önlerine gelenin üstüne çıkmaya başladılar.Az daha beni de alıyorlardı ayakları altına.En dehşet verici şeylerden biri de orada bir babanın'Çocuk var burada'diye bağırmasıydı.Çocuk , babasının eline sımsıkı sarılmış.Havada savrulan o siyah çubuğa korkuyla bakıyordu.O düşüncesizler bu durumun çocuğun üzerinde ne etki bırakabileceğini düşünemeyecek kadar çağdışı.İnsandan daha vahşi canlının olmadığını bir kez daha gördüm böylece.Çaprazımdaki bir adam çatır çatır söktüğü koltuğu polise fırlattı.İnsanlık ayıbı!Bu arada neredeyse herkes maçı izlemeyi bıraktı.Biz bir avuç insan izlemeye devam ediyoruz.Penaltı oldu.2-1 e taşındı sonuç ve öyle de bitti.Çıkarken bir baktım o atılan koltuk kenarda öylece duruyor.Aldım belki bir işe yarar diye.Fotoğrafını haftaya yayınlayacağım.




Böyle durumlar olduğu müddetçe koşu bandında ilerleriz ancak.Acaba ne zaman rakibin attığı gol,kazandığı maç takdir edilip,rakip tebrik edilecek,herkesin ailesiyle birlikte izleyebileceği bir spor ortamı olacak?



Uzun süredir karikatürlerimi burada yayınlacağım diyorum.Geçmişte okulda yayınladığım bir karikatürümle başlıyorum.Sınıfta oluşan yer tartışma üzerine yaptım bunu:


Yazıları anlaşılmıyor diye buraya yükledim:http://cid-102aac1578a58750.skydrive.live.com/self.aspx/blog/Resim%20002.jpgTavsiyem bilgisayarınıza kaydedip yakınlaştırmanız.İlerleyen vakitlerde bu sorunu ortadan kaldıracağım.

Bu hafta İnşallah,Matrax'a katılacağım.Katılırsam yayını kaydedip yayınlarım burada.

Bu hafta sizlere güzel bir şarkıyla veda ediyorum:http://www.dailymotion.com/video/x61mt3_yzel-ve-ufuk-yyldyrym-sus-duet-90ly_music

Haftaya görüşmek üzere...

24 Ocak 2010 Pazar

AAA!DEVRE SONA ERMİŞ!










İlginç ama gerçek.Ha şu sınav var ,ha bu sınav derken devre sona erdi.Alışılmışın dışında bir şey olupta yönetim beni takdir etmedi.Ama çevreme verdiğim demeçte okula bir girişte takdir edildim bir de giderken takdir edileceğim dedim.Yukarı kısıma haber kısmı koyduğum için buraya mı oraya mı yazacağımın net ayrımında değilim şimdilik özür dilerim.












Bu videoyu kardeşim karın ilk yağdığı gece çekti.Çekimlerimiz aldığımız pilin yetersiz gelmesi ve parmaklarımızı hissetmemeye başlayınca sona erdi.

Bu fotoğrafta pilin sona ermesinden az evvelinde çekildi.Saat 1:32 suları.Sıradaki fotoğraflar okul çevresinde çektiğim gündelik fotoğraflar:
Söyleyecek pek birşey kurgulayamadım bu hafta.Görsel öğelere yer verdim bu yüzden.Hafta içinde bu yazıyı güncellleyebilirim.Aynı durum haberler içinde geçerli.
Şimdilik ,görüşürüz...

16 Ocak 2010 Cumartesi

DEVRE SONA ERİYOR(GÜYA!)

Bu hafta okullar kapanıyor.Herkesi karne heyecanı sarmış!Babam bana bisiklet almayacak diye çok üzülüyorum.Şaka bir yana.Bir dönemi bitirdim.Birçok duyguya tanık olduğum dönem sona erdi.Devre arasında Özyeğin Üniversitesi'nin düzenlediği 4 günlük bilgisayar oyunu programlama kampına kabul edildiğim hâlde dershanenin hızlandırma programı olduğu için gidemeyeceğim.Öncelikle bu duruma 2 sebepten üzülüyorum.İlk gidememem.İkincisi ise gidemeyeceğim hâlde oraya gitme ihtimali olan bir gencin önünü kapattım.Özür dilerim.Özürüm hem kendisine hem de üniversite yönetimine.

Bu hafta bir dişiye açılım yapacaktım.İçime kapanım oldu.Şimdilik dan! diye duyguları aktarmak yerine su yavaş yavaş ısıtmak daha akıllıca.Kim mi o dişi?Bilen biliyor.

Kardeşim denizotobüsüyle yolculuk ederken gemide tanıştığı bir gencin elinde bir kitap varmış.Tanıştıktan sonra genç kitaptan söz etmiş.Dilara da bana söz etti.Bir süreden beri istiyordum.Satın almak perşembe günü nasip oldu.Kargodan gelmesi ise cumartesi oldu.Odamdayım her aracın sesini kargo aracının sesi zannederek cama koşuyorum.Kaç kere fos çıktı.Neyse sonunda geldi.Kitabın adı HANZALA.Karikatür kitabı.Ama karikatür deyip de hemen mizaha kaymayın.Direniş amaçlı bir karakter Hanzala.Daha ayrıntılı bilgiyi buradan alabilirsiniz:http://hanzala.org/index.php

Perşembe günü okuldan eve geldikten sonra birşeyler atıştırıyorum.Televizyonda 24'ü açtım.İstanbul Avrupa Kültür Başkenti 2010 içerikli yayın vardı.Etkinliklerin içeriğine yönelik sorular soruluyordu muhabir tarafından yetkiliye.Eleman 'Görüyorsunuz çalışmalarımız son hızla devam ediyor 'dedi.Şimdi ne var ki bunda?diyebilirsiniz.Ne mi var?Diyeyim:Etkinlikler cumartesi başlayacakmış adamlar hâla orada İstanbul yazılı dev bir levhanın montesi vb işlerle uğraşıyorlar.Bu sadece işin bitmediğine dair sadece bir örnek.Memlekette işini son dakikaya bırakmayan canlı yok galiba.Öğrenci desen sınavdan en fazla 2gün önce çalışır.Yaygın kanı son akşam çalışmadır.Bazen sınav ilk derslerde değilse çalışmanın okula bile bırakıldığı olur.Tabi bunlar her öğrenci için geçerli değil.Baksana koskoca eylemlerle uğraşan kişiler bile yumurtayı kapıya sıkıştırmış.Hayırlısı...


Hmmm..Hehhh.Başka bir konu, herkes her şeyin EN iyisini istiyor.Aklıma gelen örnekleri biraz sıralarsam:Herkes üniversiteyi İstanbul'da okumak istiyor.İstanbul en iyi şehir mi veya en iyi üniversiteler bu şehirde mi mevcut?Galiba evet.Bana sorarsanız 81 tane il var sorun değil.Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk,memleketin çağdaş uygarlıklar seviyesine getirilmesinin gerektiğini söylemiş.Ancak bana kalırsa bu birkaç il ile sınırlı kalmış.Çağdaşlık ışığı her yeri aydınlatmıyor.Işığı sadece birkaç büyük il yansıtıyor maalesef.Pasta eşit olarak paylaşmayınca herkes pasta diliminin fazla olduğu yere gitmek istiyor.

Herkes kendi paçasını kurtarma peşinde.Ben bir şeyi elde ettim.Peki benim ardımda kalan ve elde edemeyen ne oldu diye düşünülmüyor.Bencillik diz boyu değil daha da yüksek seviyede.Kimse kimsenin elinden tutmuyor.Herkes elini birilerini geçmek için koşarken ileri geri hareket ettirmek amacıyla kullanıyor.Bugün birçok kimsenin sana gülümsediğini görüyorsun.Ama yere düştüğünde onların koşar adımlarla uzaklaşan bedenlerini göreceksin belki de.

Yazının kendime göre bu kadar ağır olabileceğini tahmin etmemiştim.Bir dahaki sefere planlayıp yazacağım.

Aklıma gelen haberlere gelelim:NİNTENDOCU DERGİ 15 Ocakta bayilerde.Nintendo dünyasıyla ilgili herşey var içerisinde.Ayrıntılı bilgi:http://nintendocu.com/

Karikatürlerimi çizmek ve yayınlamak üzere vaktim olacak bu hafta.Bekleyin onları...

Bu arada Pitbull adlı şarkıcının kliplerinde oynamanın bayanlar için şartının Göğüs ölçülerinin 80-100 olması gerektiğini düşünüyorum.Elemanın Akon'la yaptığı düet hoşuma gitti.Dinleyin bence.http://www.dailymotion.com/video/xb99v7_pitbull-ftakon-shut-it-down-2009_music

Yakın zamanda mekânımda yarışma düzenlemeyi düşünüyorum.Düşünme aşamasında tabii.

Karnenizi almak için okula gömlek dosya götürmeyi unutmayın.Haftaya görüşmek üzere...

8 Ocak 2010 Cuma

OLAN BİTEN



Bu hafta sınavlarla yüzyüze geldim.Düşe kalka bir dönem bitti işte.Kimyada paçamı kurtarmak için tek bir sınav kaldı.Tamam ya da devam maçı niteliğindeki bir sınav bu.Çevrem sağolsun beni kurtarmak için seferber oldu.


Yakın zamanda mekânımda röportajlarla karşılaşacaksınız.Halkın içinden insanlar olur bu kişiler büyük ihtimal.Tabi yeri geldiğinde burjuva kısımla da ilgileneceğim.


Geçen gün gazete okuyorum.Bir baktım Rihanna yeni sevgili bulmuş ta beraber takılmışlar.Resimdeki içerik yüzünden şimdiden özür dilerim.

(ballerstatus.com'dan aldım fotoğrafı)


Bildiğiniz üzere Chris Brown diye bir genç vakti zamanında bu kızcağızın sevgilisi! idi.Mühim bir organizasyon evvelinde bu Chris bu kızın ağzını burnunu dağıtmıştı.Yandaki hale gelen melez kızımız geceye çıkamamıştı.Bir çok Rihanna hayranı hayallerini süsleyen kızın bu hale gelmesine şaşırarak haliyle Chris'e tepki göstermişti.Olayın hukuku boyutu ne oldu bilmiyorum.

Neyse benim söz etmek istediğim kısım ilk fotoğrafın ilk dikdörtgeniyle ilgili.Eleman orada darbuka mı çalıyor kavun mu seçiyor?İlginç.Diğerlerinde de durum farksız.Ah be kızım daha geçen gün tanıştığın bir adamla bu yapılır mı?Adamın hedefi belli.Bu fotoğrafı çeken insanı da kutlamak mı lâzım bilmiyorum.Onca güvenliği aşıp mı çekti ya da bu gençler gündemde kalabilmek için çaktırmadan izin mi verdi bu fotoğraflara?Sana ne oluyor da karışıyorsun diyebilirsiniz.Benim takıldığım yer birçok genç birey, karşı cinsten bir bireyle sohbet etmekten çekinirken bu insanlar nasıl oluyor da böyle rahat?Kültür farkı ya da kişisel bir durum söz konusu olsa gerek.Yüzyüze tartışmak için adresi biliyorsunuz beklerim.

Bu hafta medya ile daha bir içiçe oldum.Pazar günü TRT MÜZİK te İçinden Müzik Geçen Filmler diye bir programla karşılaştım.Geçmiş zamanda çekilmiş filmlerin müzikleri çalınıyor film görüntüleri eşliğinde.Tabi film hakkında bilgi almak da cabası.21:00'den sonra pazarları.Cumartesi 17:20'de de yayınlanıyormuş sanırım.Zamanını araştırıp bakmanızı tavsiye ederim.

Bir başka konuya geçersem:Halkımızda cinsellik tabu vs deniyorya.Bence fasafiso.Tamam cinsellikle ilgili şeylerin söylenmesi kişilerin çekindiği bir şey olabilir.Ancak cinsel içerikli görüntüleri izlemekten çekinmedikleri bir gerçek.Bunu birçok şeye dayandırmak mümkün.Mesela Aşk-ı Memnu dizisi.Millet, Bihter bu hafta kiminle sevişecek diye pusuda.Bütün hafta bu günü bekliyorlar.Ben bekliyor muyum?Aşk-ı Memnu dizisindeki 2gram görüntüye mi kaldım diyerek yanıtımı verdiğimi düşünüyorum.Komşu teyzelerin konuşmalarına kulak misafiri olmam bu konuda biraz fikir sahibi olmamı sağladı.Geçen cumartesi Skytürk'te yayınlanan MATRAX 'a konuk olan Yalçın Çakır da aynısını söyledi.Reytingler böyle görüntüler girince tavan yapıyor dedi.Dediğim gibi millet pusuda.İleride daha geniş çaplı bir araştırmayla yazacağım bu konuyu.

Bu arada ben mi keşfettim bilmiyorum.Eğer ki ben bulduysam Türk Dil Kurumu'na başvurabilirim.Geçenlerde bir dergi Megan Fox'u en seksi aktris seçmişler.Kendisi hoş bir ablamız.Kendisine başarılar da benim değinmek istediğim yer seksi yerine SEVİŞİLESİ sözcüğünü kullanmak daha bir yerli gibi geliyor.Diğer söylem daha bir yabancı.Düşünsenize en sevişilesi kadın Megan Fox.Bence seksi demek işin altındaki niyeti gizliyor ve daha nice kullanım var dilimizde.Mesela teşekkür ederim kelimesinin yerine sağol denmesi daha bir soğuk ve içtenliği yok ediyor.Tek artısı daha kısa olması diye düşünülüyor herhalde.

Annem birşeyler yazdığımı öğrendi burada.Diyor işte'Aman oğlum siyasetle ilgili birşeyler yazma dikkat et vs vs'.Merak etme anne şimdilik birşeyler yazmayacağım.Konuşulması gereken birçok konu varken sıranın onlara geleceğini sanıyorsan yanılıyorsun.

Haftaya yeni konular üzerinde konuşmak üzere...

1 Ocak 2010 Cuma

DEĞİŞİM


Değişim derken yazının ilerleyen kısmında pek aman aman birşey beklemeyin.Laf olsun diye yazdım.Ama bir süredir geçirdiğim değişim yadsınamaz.Eğitim hayatımda daha düzenli olmaya başladım.Yaptığım dersle ilgili eylemleri günlük niyetine yazıyorum.Kimyadan çakışım biraz gölge düşürdü olaya.Ama geçenlerde okuduğum bir söz bu durumda kendimi avutmam için yeterli oldu:Uzun süreli hedefi olan kişiler,kısa süreli başarısızlarla yılmazlar.



Geçen haftalarda sizlere okul çevresinde çektiğim fotoğrafları paylaşacağım demiştim buyrun.Üzerilerine tıklarsanız büyütebilirsiniz.




Fotoğraflarla ilgili O AN programındaki gibi yorumlarda bulunmak isterdim.Onu size bırakıyorum.

Bir takım çalışmalarla uğraşıyorum ve bilgi topluyorum.O yüzden bu sıralardaki yazılarım kısa ve yetersiz.Ama ilerleyen zamanlarda burada karşılaşacağınız şeylerle ilgili uğraşıyorum.Kafamdaki şeyleri yavaş yavaş yaşama aktarıyorum.Anlayışınız için teşekkürler.

Görüşmek üzere...

(Deneme için baktım.Fotoğraflar üzerlerine tıklayınca büyümüyor.Düzelteceğim özür dilerim)

19 Aralık 2009 Cumartesi

Başlıktakiyle durum aynı

Bir şeyler yazmam gerektiğini bilipte ne yazacağını bilmemek zor bir durum.Harfleri tuşlarken az da olsa birşeyler zihnimde canlanmaya başladı.Bu hafta dershaneye giderken geçtiğim yoldan bahsedeceğim.




Genelde her şeyi ucu ucuna yaptığım için dershaneye yetişme işi de hep son dakikaya kalıyor.Dershane 16:55'te ise evden 16:53 te çıktığımı hatırlarım.Neyse giderken kestirme olsun diye çocuk parkından geçiyorum.Dönüşte de geçerken kestirme olsun diye orayı kullanıyorum.Ebeveynler ben oradan geçerken genelde bu genç burada ne arıyor,çocuğumuza bir şey yapabilir mi düşüncesiyle olsa gerek bir bana bir çocuklarına bakıyorlar.Elbette ki kötü niyetim yok.Bilmiyorlar ki aslında oradan sırtında çantası test kitaplarıyla dolu olan bir çocuk geçiyor.



O çocuk parkında benim de oynamışlığım var.Galiba vakit ilerledikçe çocuk parkının yerini başka eğlenceler aldı.Ama içeride bir yerde o var hâla.Çocuk parkının ilginç yönleri var.Ya da hayatın çocuk dünyasına aktarılmış şekli de diyebilirim.Orada bir sıra var.Gittiğin an istediğin her şeye binemezsin.Mesela o sırada salıncakta bir çocuk varsa o çocuğu inene kadar beklemeliydin.O çocuk bazen hiç inmez.Sen 'İN ARTIK YETER'gözleriyle ona bakarsın.Çocuk bunun ne farkında olacak?Velisi orada ise hâlden anlardı da 'Gel biz başka bir şeye binelim'derdi.Bu durumun tersi de mümkündü.Birinci sınıfa gidene kadar vaktimin birçoğunu geçirdiğim çocuk parkında bütün ihtimalleri görme imkanım oldu.




Çocuk parkında kaydıraktan kaymak güzeldi.Ama annem bu durumdan hoşnut olmazdı.Pantolon veya şortun popo kısmına denk gelen kısmının sürtünmeye maruz kalarak kirlenme veya tersten çıkmaya çalışan çocukların bastığı ayakkabıları dolayısıyla kirlenme olasılığı vardı.Annem o zamanlar da'Yıkayan var nasılsa değil mi?'derdi sitemle.Haklıydı Arçelik vardı.Ütüleyen bir makine yoktu.Ya da vardı:Biyonik makine:Annem.
Bazen çocuk parkına çok güzel kızlar gelirdi.Çocuk aşkımı demeliyim ya da ilk hayranlıklar mı bilemiyorum.Her neyse böyle güzel bir kız görünce aklım başımdan gider oyunu falan bırakır.Kızı hayranlıkla izlerdim.Hayranlığımın sebebi farklı cinsiyette olan birini merak mı yoksa ışığın o an o kızın üzerindeki yansıması mıydı acaba?O vakitlerde de üzerimde bir çekiniklik vardı sanırım.Gidip 'Merhaba,ben Doğukan.Oynayalım mı?'diyemezdim.İzlemek güzeldi.Ulaşamamak daha iyiydi.Hem o günlerde yanlış ve ilginç bir korku vardı galiba içimde.Sanki ben kıza bir şey söylesem o da gidip anne/babasına söyleyecek ve onlar da beni azarlayacak gibi geliyordu.Bu hayranlıklar ta ki kızın ebeveyninin parktan ayrılmak istemeyen kızı çekiştire çekiştire parktan çıkarmasına kadar sürüyordu.Üzerimdeki durumun temeli bir derece bu olsa gerek.



Hatırladığım başka şeylerden söz edeyim.Çocuk parkında annem en çok salıncağın bana çarpmasından korkardı.Yüreği ağzına gelirdi ben önünden geçerken.Beni birkaç kez bana çarpmakta üzere salıncaktan kurtardığını hatırlıyorum.Bir de kumda oynamaktan pek hoşlanmazdım.Çünkü tırnaklarım biraz uzun olsa bile o kum taneleri araya kaçardı ve çıkmazdı.Hiç hoşlanmazdım bu durumdan.





Yağmur yağmasını sevmedim ben sevemedim.Çünkü ne zaman yağmur yağsa annem beni çocuk parkına götürmezdi.Çamurdur,kimse yoktur ve benzeri bahanelerle laf hep karambole getirilirdi.Belki bu yüzdendir hâla yağmur yağınca içimin kararması.Galiba yağmur yağınca çocuklarını parka götürmeme tüm ebeveynlerin özelliği.
Park fotoğraflarını çekerken yağmur yağıyordu.Hiçbir çocuk yoktu orada.Kimse...Sadece ben vardım.Hâla çocuktum.Yağmur yağıyordu ve ben oradaydım.Yaş ilerledikçe sanırım sınırları biraz daha aşındırıyorum.Ya da daha sınırlara bağlı kalıyorum.Tartışılıcak ,anlatılacak konu çok vakit yok.Boş vaktiniz olduğu bir gün çocuk parkına gidip oynayan çocukları izleyin.Kendinizi görmeniz orada, size iyi şeyler hissettirebilir.Yüzünüze salıncak ve benzeri şeyler temas ettiyse bile uğrayın bence.Bu durum yüzünüzde oluşacak gülümsemeyi engellemez.Son olarak fotoğraf makinesini benimle paylaşan Ecem ÇELİK'e teşekkür ederim.
Farklı şeyler görmeye hazır olun.Önümüzdeki hafta görüşmek üzere...