30 Ocak 2011 Pazar

İSTİKRARIN BAŞLANGICI OLSUN BU YAZI


 Merhaba,yeni fikirlerle buradayım.Yaklaşık iki aydır dişe dokunur bir şey yayınlamıyordum.Araya yaşam koşuşturmacası girince ara vermek zorunda kaldım.Tabi bu sırada boş durmadım.Gözlemler,araştırmalar yaptım.Tek tek açıklamak yorar ve sıkar.Yayınlayacağım başlıklarda zaten karşılaşacaksınız.

Hazırladığım tanıtım videosunda yer alan,katkıda bulunan benden güvenlerini esirgemeyen tüm arkadaşlarıma teşekkürler.Videoda yer almayanlardan özür dilerim.Sınırlı kişi vardı ve ayaküstü görüp de söyleyebildiklerim yer aldı genelde.Daha geniş çaplı şeyler olur umarım ileride.



İlk yazdığımda yakınımdaki insanlara okutma,dinletme imkanı bulmuştum.Buradan sunmamın hoş olacağını düşündüm.Tekrar okuyacaklara ise bir hatırlama fırsatı;)

Kumsalda ne olmuştu?BKZ:23 AĞUSTOS, Kopyala Yapıştır başlıklı yazım.
Minik bir hatırlatma…Kumsal kendini terk edenler için rüzgardan yardım istemiş.Rüzgar da onu kırmayarak esmiş ve kum taneciklerini birbirine katarak birkaç gün öncesine kadar keyifle misafir ettiği ayak izlerini yok ettirmiş.Sadece benim ayak izlerim var şu anda.

Ve olayların geçtiği zamana gidiyoruz...

Kaç gün olmuştu?Kaç hafta?Takvimler ekimi mi gösteriyordu?Üzerimde artık o hareketlilik yoktu.Bıraktılar galiba beni.Göçmen kuşları yol almaya hazırlanırken görünce,artık hazirana kadar dönmeyeceklerine kadar kanaat getirdim.

Hani nerede o üzerimi minik,meraklı,deniz suylu elleriyle kurcalayan çocuklar?Nerede onlara dikkat etmeleri için sürekli uyaran ebeveynleri?Nerede mısırcı,kağıt helvacı,falcı,simitçi?Tabii ya,satacak kimse kalmayınca onlar da gitmişti.Ne güzeldi o günler.Daha sabahın köründe yaşlı insanların üzerimdeki kum taneciklerine basarak denizi tadarlardı.

Öğlen sıcağı oldu mu,üstümde sıçrayan ayakları hissederdim.Niye mi sıçrarlardı?Çünkü güneş iliklerime kadar işlerdi.Aslında niyeti kötü değildi.Sadece ona güvenerek soluğu dışarıda alan insanlara 'Merhaba!' demek istemişti.

Artık o da ısıtamıyor beni.Hem ısıtsa ne olur ki?Üzerimde eğlenen,mutlu olan insanlar olmadıktan sonra.Deniz bile umutsuzca okşuyor bedenimi.Birbirimizi teselli edecek halimiz bile yoktu,terkedilmiştik.

Ara sıra minik ziyaretçilerim olmuyor değil:Birkaç kedi ve köpek.Yazık,onlar da bir parça yemek bulurum diye üstümü arıyorlar.Sanırım onlar da farkındaydı terkedildiklerinin.Ama bence kedilere koymaz bu durum.Çünkü onlar hala evcilleştirilememişlerdir.Bir köpeği istediğin gibi eğitebilirsin ama kedi başına buyruktur ve hayata karşı bir duruşu vardır.

Geçenlerde birkaç kuşun aralarındaki konuşmayı kulak misafiri oldum.Sıcak ülkelere gideceklerinden söz ediyorlardı.Bir an onlara imrendim.Ne güzel kanatları vardı.Uçabiliyorlardı.Özgürlerdi.Ya ben?

Buruk bir gülümse kapladı yüzümü.Ben gidebilir miyimdim,uçabilir miydim?Gidebilir miydim sıcak ülkelere?Gidip 'Ey insanlar,ben geldim!'diyebilir miydim?

Hayır...İki kanat gerekti bana.Keşke biri gelse de üzerime iki kanat çizse.O zaman uçabilirdim!

Kimi kandırıyorum ki?Uçmak senin neyine?Sen kimsin ki?Otur oturduğun yerde.Zaten değer verseler beni de götürürlerdi.Bir şeyler yapmalıydım.Ben gidemiyordum.Ama onlar gidebiliyordu.Benim tek hareketim birkaç kum taneciğimin rüzgarla uçuşması. O da rüzgar eserse...

Bir sabah seslerine uyandım.Son hazırlıklarını yapıyorlardı.Şimdi tam zamanıydı.Seslendim onlara doğru'Hey!'dedim.Sesin nereden geldiğini anlayamadılar.Belki de farkında bile değildiler orada olduğumun.Neden sonra bir tanesi yanıt verdi:'Ne var,ne oldu?'

Burada kestim.Devamı yazılı olarak yok.Yazar mıyım onu da bilmiyorum.Ama yazarsam sizden sakınmam.

Aklıma gelen,geçmişten aklımı kurcalayan bir durumu sizlerle paylaşıyorum.Aylardan temmuz arkadaşlarımla beraber sahil kenarında laflıyorduk.Bir kaç köpek de vardı çevrede.Köpeklerden biri, hızlıca hareket eden hamamböceği gördü.Korktu ve silkinerek birkaç adım adım geri kaçıldı.Ben de 'Ühhhh!Böcekten korkuyorsun,utan!' dedim.Oradan geçen bir genç kız da bana 'Köpekle konuşuyorsun,kendinden utan!' dedi.Bir şey demedim.Diyebileceğim şeyler kafamdan geçti.Hazır cevap olmadığıma şahit olduğum anlardan biriydi.O durumda ne diyebilirdim bilmiyorum.Yorum sizin...

Geçen hafta Dilara ile İstanbul'da Erler Film ve belediye işbirliği ile açılan Sinema ve Tiyatro Müzesi'ne gittik.Fotoğraf vs herhangi bir görüntü alımına müsaade etmediler maalesef.Ama gayet hoş vakit geçirdiğimi söylemeliyim.
1949 yılına ait bir reklam ilanı dikkatimi çekti,aynen şöyle yazıyordu:'Kukla seven sayın müşterilerim,sünnet düğünleri ve baloların birinci eğlencesi olan KUKLA yavruları ve büyükleri kahkaha ile güldürür hayrette bırakır.Emirlerinizi [5] gün evvel saygı ile rica ederim.Kukla Sanatkarı Ali Vural-Mahdumu Eşref. Fiatı 1Kr'

O eski filmlerin afişleri,1930 yapımı film makineleri,aklınıza gelebilecek bütün film artistleri ile karşılaşabilirsiniz.O insanların fotoğrafları ile de karşılaşmak mümkün.Şunu söyleyebilirim ki o fotoğraflara bakınca o insanların gerçekten dost olduklarını görebiliyorsunuz.Günümüzdeki gibi sahte gülüşlerden,günübirlik dostluk yanılsamalarından arınmış insan yüzleri ile karşılaştım o fotoğraflarda.4 katlı müzede zemin katta balmumu heykelleri var ünlülerin.Hepsini söylemeyeceğim ama Hafize Ana(Adile Naşit)yı elinde zili ile görmeniz mümkün.Tatilde vaktiniz varsa kaçırmayın derim.İstiklal'de müze.

İstiklal Caddesi'nde ilerlerken bir kalabalıkla karşılaştık.Bir grup oturmuş,ellerinde yazılı fotoğraflar tutuyorlardı.Diğer grup ise sonradan biz de onlara katıldık ki izleyici kesimdi.Gözaltına alınıp sonrasında kaybolan yakınları için toplanmış insanlar oradaydılar.3 kişinin konuşmasını dinledik.Bir bayanın konuşması sırasında sarf ettiği cümle benim aklıma kazındı:'Sizin hiçbir yakınınızın,akrabanızın,dostunuzun evden çıktıktan sonra hiç dönmediği oldu mu?'.Dilara o anları yakaladı:

                       (Hiç bitmemiş sanki umutları.Hâla bulabileceklerine inanıyorlar.)

          (Belki hiçbir yakını kaybolmamıştı.Ama o,bir insanın kaybolmasının endişesi içindeydi.)

Tatildeyken daha fazla televizyon izleme olanağı buldum.Hani her ulusal kanalın nasıl haber programı var ise Dest-i İzdivaç programları da o kıvama ulaşmış.Evlenecek ne kadar çok insanımız varmış.Şimdiye kadar çoktan toplum ahlakını bozuyor ve benzeri bahanelerle kaldırılmış olması gerekirdi bu programların.Ancak tahminime göre 'EN AZ ÜÇ ÇOCUK' teorisini desteklediği için hala önümüzde bu programlar.Ki sayıları da her geçen gün artıyor.Yakında programdan programa kız verme alma olayları olursa hiç şaşırmam.

Greenpeace'in Seninki Kaç Santim kampanyasını duymuşsunuzdur.Ben de bu konuyla ilgili bir şey çizdim.Greenpeace'e de gönderdim.Bakalım değerlendirmeleri nasıl olacak?
(Bilgisayarda düz burada yan gözüküyor.Anlamadım.Kafayı sola doğru 90 derece çevirseniz sevinirim.Yakında düzeltirim umarım.)

Sina Bayram ile bir konuşmam da türettiğim söz grubunu sizlerle paylaşmak istedim:Ayran içtik ayrı düştük,gazoz içtik yatağa düştük.

Pardus 2011 çıktı!Diyebilirsin Pardus ne diye?Pardus ücretsiz,güvenilir,hızlı bir işletim sistemidir.
Pardus'u şuradan ücretsiz bir şekilde indirebileceğin gibi http://www.ozgurlukicin.com/indir/, şuradan da http://www.ozgurlukicin.com/dvdgonder/ sadece kargo ücreti 2,71 Tl yi ödeyerek evine getirtebilirsin.Ben getirttim bile;)


Yazının sonuna gelirken aklımdaki eski bir ezgiyi paylaşayım:
http://www.youtube.com/watch?v=DcC2NHzPfqk
Bir dahaki yazımda görüşmek üzere...

Baş baş

23 Aralık 2010 Perşembe

ARA-LIK

Hep dedim haberim geliyor.Haber,haber...Güzel bir çalışmayla yayınıma ara vermek isterdim.Ona bile uğraşamadım.Onu yapayım bunu yapayım derken hiçbir şey yapamadığımın farkına vardım.Ve çözümü ara vermekte buldum.

Bu vereceğim arada hem gözlemlerime hem de derslerime yoğunlaşacağım.Ve yeni,farklı düşüncelerle tanışacağım.
(Gitmenin temsili fotoğrafı.Atatürk,Afyon'a çıkarken gibi olmuş.)



Böylesi belki hepimiz için iyi olur.Daha verimli çalışmalarla ocağın sonuna doğru döneceğim.Bu güne kadar vaktini ayıran,yorumlarını paylaşan,destek veren herkese teşekkürler.




Görüşmek üzere...

Baş baş.

7 Aralık 2010 Salı

GERİ DÖNÜŞ

Haydarpaşa Garı ile çok geç tanıştım:18 yaşımda.Geçti.Eğer şu an kullanılamayacağını bilseydim daha çok vakit geçirirdim orada.(YAZIYI YAZDIĞIM SIRADA KULLANILMIYORDU.)Vapurla yanından geçerken bir an olsun gözümü ayırmazdım ondan.Fotoğrafını çekeceğim diye çabalarken daha fazla çekerdim onun görüntüsünü içime.

İlk ve uzun süreli görüşmem ......................(Ekim başı oldu.)Avrupa yakasındaydım.Karşıya geçmem gerekiyordu.19.45'te trenim vardı İzmit'e.Kardeşimle vedalaştım.Ona el sallayayım falan derken bindim vapura.Vapura harekete başladı.İnsana ilginç geliyor İstanbul'da bulunmak.Bir çok insanın burada gözü ,emelleri olduğunu bilmek ilginç geliyor.

Kıyıya yaklaşıyorduk.Görevliye sordum: 'Haydarpaşa ne tarafta kaldı?' diye.'Ohooooo!Sen yanlış binmişsin!'dediğinde saat 19.28'i gösteriyordu.Sonra diğer yolculardan biri :'Ben durağa doğru gidiyorum,gel benimle dedi.'.Koştura koştura durağa gittik.O kadar samimiydi amca,o arada memleketinin Sivas olduğunu 30 senedir burada olduğunu öğrendim.Beni otobüse bindirdi ve ayrıldı.Saat 19.30'du.

Otobüs şoförü,üstünde yazan yazıya uyuyordu:'Hareket halindeyken şoförle konuşmayınız.'.Neyseki yolculardan biri ineceğim yeri tarif etti.19.32'ydi saat.Yetişirsin dedi yardımcı olan bey.Koltukta mı diken üstünde mi oturduğum beli değildi.Otobüs tam hızlanıyor derken biri 'DUR' tuşuna basıyordu.Toplu iniş olsa neyse.Ama hep bir kişi iniyordu.Üç tane trafik lambasını yeşil yandığı için atlatmıştık ama bir tane kırmızıya denk geldik.54 saniye geçmek bilmedi.Her saniye hareketini sindire sindire yapıyordu adeta.

Geçtiğimiz bir köprünün altından trenleri gördüğümde saat 19.44'tü.Dedim:'Ben ineyim,koşarım.'.Şoför üstünde yazan yazıya bu sefer uymadı.Ya da ben uymadım.'Şuradaki merdivenden ineceksin.Koş bakalım ne kadar hızlısın!'dedi ve koşuya başlangıç düğmesi kıvamında bir düğmeye basarak ön kapıyı açtı.Merdivenlerden indim.Tren falan yoktu ortada.Boyuna koşuyordum.Koşarken hızım tahminimce orada duran adama göre 9-10 m/s olmalıydı.Duramazdım.Bağırdım:'Haydarpaşa nerede?'diye.Koluyla gösterdi.Panolar vardı sağımda.Bağırdım:'Panoların sağında mı?'diye.Aramızdaki mesafe artmış olmasına rağmen beni duymuş olacak ki'Evet!'diye bağırdı.Teşekkür ettiğimde panoları geçmiştim.


Trenleri gördüğüm yapıdan içeriye girdim.Önümde çiçeklikler vardı.Üstlerinden koşarak atladım.Nasıl koşuyordum,bilmiyorum.Nefes almalarım zaten düzensizleşmişti.Ayakkabılarım yeniydi.Önleri çatlayacak diye o güne kadar ayağımın tabanına tenis raketi bağlanmış gibi yürüyordum.Ama o an bu durumun hiçbir önemi yoktu.Vezneye vardım.İzmit'e bilet sordum.Orası da ne ilginçse.Cam var.Sen dümdüz konuş.O,sana mikrofonla yanıt versin.Dedi:'On dakika önce kalktı.'.Halbuki saat daha 19.47 idi.O an aklımdan trene koşmak,yanındaki demire tutunup binmek geçmedi değil.Yukarıya doğru 'Hayııııııııııııııırrr!'diye bağırdım.Yankılandı tavanda sesim.21.30 da tren olduğunu öğrendim.Geçtim dışarıdaki banka oturdum.

Ben banka doğru giderken bir bayan telefonla konuşuyordu:'Kaçırdım,ama olsun.Her işte bir hayır vardır.'dedi.Bayan haklıydı sanırım.Bu konuşmayı duymam sinirlerimi yatıştırmaya yetti.Birkaç bank vardı. Hepsi genç çiftlerin bulunduğu banklardı.Biri boştu.Ben boştum.Birbirimizi bütünleştirdik.

Her neyse.Etrafımı incelemem için iyi bir fırsat oldu bu treni kaçırma olayı.Mesela binanın aralıklarına sığınmış pek çok kuş gördüm.
(Sütunun oradaki karaltılar orada barınan kuşlara ait.Orası yandıktan sonra hâla orada kalıyorlar mı,bilmiyorum.)





(Çatı yanmış.Alt kısımlarda pek sorun yok gibi.Ancak her şey göründüğü gibi değil.)




(Koskoca Haydarpaşa Garı yukarıdan akıyor ve çözüm kova!Bilmiyorum belki pratik ama ilginç geliyor.En üstte de Avrupa Kültür Başkenti ibareli metin var.)

Umarım her şey yoluna girer Haydarpaşa için.


Bu kısımdan son paylaşacağım şeyler bloguma paylaşmaya üşendiğim ancak canıma tak edip de hepsini paylaşma isteği doğunca ortaya çıkan durumlar.




(
İstiklâl Caddesi'nde geçimini türkü söyleyerek sağlayan bayana çektiği fotoğrafı gösteren genç.'Böyle iyi çıkmış.'diyordu bayan.)




(G
eçenlerde alışveriş merkezindeyim.İç çamaşırlarına gözüm çarptı.Koydukları fotoğraflara bak!Senin benim gibi vatandaş giyecek bunları.Gerçi ben bunları kullanmıyorum.Öhhm öhhhöm...Ya neyse.Acaba erkek bireyi böyle gösterteceğine inandırıp satın aldırma taktiği mi bu?)




(Yurda dönerken bu ezilmiş çiçekle karşılaştım.Semazen yapan birine benzemiyor mu?)



(Gökte bizim göremediğimiz bir şey gördü sanırım...)



A
şağıdaki videoyu İstiklâl Caddesi'nde gece 2 sularında çektim.



Ama büyümek sadece bunlardan ibaret değildi.Spider-man'de Ben Amca demişti ki:'Büyük güç,büyük sorumluluk gerektirir.'.




Aşağıdaki videoyu Mehmet Can Doğalı çekti,teşekkürler.Abbas Güçlü'nün Kocaeli Üniversitesi'nde programı vardı.Eğlenceli bir eleme vardı.5-6 kişi seçecekler.Bu kişileri de canlı yayında yarıştırıp birinciye yurtdışında dil eğitimi vereceklerdi.Sahneye doğru fırladığımda aklımda eğlenmekten başka bir şey yoktu.Vakit azdı.O süreye bu kadar saçmalamaca sığdı.Sonuç mu? Elendim ve eğlendim;)




Bu yazının sonuna gelirken sizlere bir hediyem var!Harika bir masaüstü resmi.Kendi masam.Ozan Akbulut ve Mehmet Can Doğalı çekimlerde yardımcı oldular,teşekkürler onlara.Tıklayın ,büyüsün.Sağ tıklayıp kopyalayın ve masaüstü resminiz yapın!Güle güle kullanın,buyrun:

Bir dahaki yazımda görüşmeden önce sizden ricam,lütfen yorumlarınızı esirgemeyin.Buradan olmasa bile facebook üzerinden yazın.Bu linkteki duvarda görebilirsiniz paylaştığım blog duyurusunu: http://www.facebook.com/profile.php?id=1039587920&v=wall




Bir sonraki yazımda görüşmek üzere...

Baş-baş...


24 Kasım 2010 Çarşamba

BURADAN DAHA DA İLGİNÇ

Merhaba,hep sahip olduğum bir özelliktir, benim bir iş yaptıktan sonra rehavete kapılıp o işi savsaklamam.Şimdi bu durumdayım.Yazdım geçen yazıyı.Zaman da çabuk geçti.Yine geldi vakit.Paylaşacağım şeyleri toparlama çabasındayım şu an.


Geçenlerde ağaca çıktım.Epey oldu çıkmayalı.Vaktiniz olursanız bulun bir ağaç çıkın.Tabi yanınızda bir ebeveyninizi bulundurmayın.'Aman evladım dikkat et!' falan sözlerini duyarken bedeninizi yerle buluşturmanız mümkün.

Hazırladığım zaman ilgili yerlerde yaparım blogum duyurusunu.O zamana kadar göz atmayı unutmayın.Belki eski yazılarda ilginizi çeken bir şeyler bulursunuz.

Yakında görüşmek üzere...

14 Kasım 2010 Pazar

YETTİM GARİ!




Sizlerle burada son görüşmemizin ardından köprünün altından akan suyun haddi hesabı yok.Epey olay oldu.Belki birkaç cümleyle anlatılabilir.Ancak pek çok düşünceyi vb. içermez bu cümleler.O yüzden yazısal olarak pek söz etmemek yerinde olur.Merak edilmeyecek gibi değil diyebilirsiniz.Merak etmeyin düşüncelerimi,yaşadıklarımı çalışmalarımda gözlemlemek mümkün olur.


KAFAM DALGINDI...

Bundan sonra yeni bir köşe karşılayacak sizi.Kafa dalgın olduğunda olanlardan söz edeceğim.İlk örneğim:Geçenlerde kafamda bin türlü düşünce,minibüsteyim.İneceğim yere yaklaştık.Dur tuşuna da uzağım.Ağzımdan şoföre şu sözcükler döküldü:'Müsait bir yerde inebilir misiniz?'

Minibüs kahkahaya boğuldu zaten.Şoför durdu.Yüzünü göremedim.İndim.Minibüsün camından bana gülen yüzleri görmek güzeldi.Minibüs mü?Gitti...


Yine geçenlerde yurda gidiyorum.Türbanlı iki bayan köşede laflıyorlardı.Bilenler bilir.Ben ayakkabıya çok dikkat ederim.Kim ne marka giyer vs soruları birkaç gözlemden sonra hatırlarım.Kalabalıklar içinde o kişiyi(her kimse)ayakkabısından tanırım.Neyse,benim de kadının ayakkabısına bakacağım tuttu.Baktığımı farketmiş olacak ki,hooop,çekiverdi ayağını pardusösünün içerisine.Hani salyangoza dokunursunda içeri kaçar.Aynı o şekilde.Ben senin ayağına ne yapabilirim ki?Ayak fetişisti mi sandı acaba beni?

(Üniversitede çektim bunu.Konuyu desteklesin,vinyet mayetinde.)



(Bunu da yurda dönerken çektim:Matrix kedi!)




(Elma temalı bir şeyler yazdım,çizdim.Üzerine tıklayıp görebilirsiniz!)


Bu hafta Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü andık.Kocaeli Üniversitesi'nde törenin ardından panel vardı.Ve o dönemin gazete sayfalarından oluşan bir sergi vardı.İlgili fotoğrafları yakında paylaşırım...

Aşağıdaki video lise ikiden.Yüklenmesi biraz vakit alabilir.Sabredin:




Gorillaz'ın yeni teklisi(single) Doncamatic'in videosu 16 Kasım'da yayında.Dinlemek için: http://www.youtube.com/watch?v=PwKcXfUmLkk


Bayram kapıda.Sevdiklerinizle çokça güzelce vakit geçirmeniz dileğiyle.İyi Bayramlar!


Görüşmek üzere...


Baş-baş










8 Kasım 2010 Pazartesi

AZ KALDI AZ!

Merhaba,az kaldı.Vizeler bitince cuma günü TSİ 19:00'da otobüs yolculuğum sırasında blog için ocağın altını açacağım.Tabi açma eylemi sadece ocak için geçerli olmayacak ki bu deyimi gerçekleştireceğim:


Övme,yergi,entrika,gülmece ve daha fazlası pazar günü sizlerle.Bekleyin.Hem sayılı gün çabuk geçer;)

4 Kasım 2010 Perşembe

ARA

Merhaba,yoğunluğumdan dolayı bir şeyler paylaşamadım buraya.Ancak güzel fikirlerim var hali hazırda.12'sinde yolda başlayacağım yazmaya... (Fikirler birikiyor,uygulanmak için uygun zamanı bekliyor.)

O vakite kadar sağlıcakla kalın!

Baş-baş