23 Aralık 2010 Perşembe

ARA-LIK

Hep dedim haberim geliyor.Haber,haber...Güzel bir çalışmayla yayınıma ara vermek isterdim.Ona bile uğraşamadım.Onu yapayım bunu yapayım derken hiçbir şey yapamadığımın farkına vardım.Ve çözümü ara vermekte buldum.

Bu vereceğim arada hem gözlemlerime hem de derslerime yoğunlaşacağım.Ve yeni,farklı düşüncelerle tanışacağım.
(Gitmenin temsili fotoğrafı.Atatürk,Afyon'a çıkarken gibi olmuş.)



Böylesi belki hepimiz için iyi olur.Daha verimli çalışmalarla ocağın sonuna doğru döneceğim.Bu güne kadar vaktini ayıran,yorumlarını paylaşan,destek veren herkese teşekkürler.




Görüşmek üzere...

Baş baş.

7 Aralık 2010 Salı

GERİ DÖNÜŞ

Haydarpaşa Garı ile çok geç tanıştım:18 yaşımda.Geçti.Eğer şu an kullanılamayacağını bilseydim daha çok vakit geçirirdim orada.(YAZIYI YAZDIĞIM SIRADA KULLANILMIYORDU.)Vapurla yanından geçerken bir an olsun gözümü ayırmazdım ondan.Fotoğrafını çekeceğim diye çabalarken daha fazla çekerdim onun görüntüsünü içime.

İlk ve uzun süreli görüşmem ......................(Ekim başı oldu.)Avrupa yakasındaydım.Karşıya geçmem gerekiyordu.19.45'te trenim vardı İzmit'e.Kardeşimle vedalaştım.Ona el sallayayım falan derken bindim vapura.Vapura harekete başladı.İnsana ilginç geliyor İstanbul'da bulunmak.Bir çok insanın burada gözü ,emelleri olduğunu bilmek ilginç geliyor.

Kıyıya yaklaşıyorduk.Görevliye sordum: 'Haydarpaşa ne tarafta kaldı?' diye.'Ohooooo!Sen yanlış binmişsin!'dediğinde saat 19.28'i gösteriyordu.Sonra diğer yolculardan biri :'Ben durağa doğru gidiyorum,gel benimle dedi.'.Koştura koştura durağa gittik.O kadar samimiydi amca,o arada memleketinin Sivas olduğunu 30 senedir burada olduğunu öğrendim.Beni otobüse bindirdi ve ayrıldı.Saat 19.30'du.

Otobüs şoförü,üstünde yazan yazıya uyuyordu:'Hareket halindeyken şoförle konuşmayınız.'.Neyseki yolculardan biri ineceğim yeri tarif etti.19.32'ydi saat.Yetişirsin dedi yardımcı olan bey.Koltukta mı diken üstünde mi oturduğum beli değildi.Otobüs tam hızlanıyor derken biri 'DUR' tuşuna basıyordu.Toplu iniş olsa neyse.Ama hep bir kişi iniyordu.Üç tane trafik lambasını yeşil yandığı için atlatmıştık ama bir tane kırmızıya denk geldik.54 saniye geçmek bilmedi.Her saniye hareketini sindire sindire yapıyordu adeta.

Geçtiğimiz bir köprünün altından trenleri gördüğümde saat 19.44'tü.Dedim:'Ben ineyim,koşarım.'.Şoför üstünde yazan yazıya bu sefer uymadı.Ya da ben uymadım.'Şuradaki merdivenden ineceksin.Koş bakalım ne kadar hızlısın!'dedi ve koşuya başlangıç düğmesi kıvamında bir düğmeye basarak ön kapıyı açtı.Merdivenlerden indim.Tren falan yoktu ortada.Boyuna koşuyordum.Koşarken hızım tahminimce orada duran adama göre 9-10 m/s olmalıydı.Duramazdım.Bağırdım:'Haydarpaşa nerede?'diye.Koluyla gösterdi.Panolar vardı sağımda.Bağırdım:'Panoların sağında mı?'diye.Aramızdaki mesafe artmış olmasına rağmen beni duymuş olacak ki'Evet!'diye bağırdı.Teşekkür ettiğimde panoları geçmiştim.


Trenleri gördüğüm yapıdan içeriye girdim.Önümde çiçeklikler vardı.Üstlerinden koşarak atladım.Nasıl koşuyordum,bilmiyorum.Nefes almalarım zaten düzensizleşmişti.Ayakkabılarım yeniydi.Önleri çatlayacak diye o güne kadar ayağımın tabanına tenis raketi bağlanmış gibi yürüyordum.Ama o an bu durumun hiçbir önemi yoktu.Vezneye vardım.İzmit'e bilet sordum.Orası da ne ilginçse.Cam var.Sen dümdüz konuş.O,sana mikrofonla yanıt versin.Dedi:'On dakika önce kalktı.'.Halbuki saat daha 19.47 idi.O an aklımdan trene koşmak,yanındaki demire tutunup binmek geçmedi değil.Yukarıya doğru 'Hayııııııııııııııırrr!'diye bağırdım.Yankılandı tavanda sesim.21.30 da tren olduğunu öğrendim.Geçtim dışarıdaki banka oturdum.

Ben banka doğru giderken bir bayan telefonla konuşuyordu:'Kaçırdım,ama olsun.Her işte bir hayır vardır.'dedi.Bayan haklıydı sanırım.Bu konuşmayı duymam sinirlerimi yatıştırmaya yetti.Birkaç bank vardı. Hepsi genç çiftlerin bulunduğu banklardı.Biri boştu.Ben boştum.Birbirimizi bütünleştirdik.

Her neyse.Etrafımı incelemem için iyi bir fırsat oldu bu treni kaçırma olayı.Mesela binanın aralıklarına sığınmış pek çok kuş gördüm.
(Sütunun oradaki karaltılar orada barınan kuşlara ait.Orası yandıktan sonra hâla orada kalıyorlar mı,bilmiyorum.)





(Çatı yanmış.Alt kısımlarda pek sorun yok gibi.Ancak her şey göründüğü gibi değil.)




(Koskoca Haydarpaşa Garı yukarıdan akıyor ve çözüm kova!Bilmiyorum belki pratik ama ilginç geliyor.En üstte de Avrupa Kültür Başkenti ibareli metin var.)

Umarım her şey yoluna girer Haydarpaşa için.


Bu kısımdan son paylaşacağım şeyler bloguma paylaşmaya üşendiğim ancak canıma tak edip de hepsini paylaşma isteği doğunca ortaya çıkan durumlar.




(
İstiklâl Caddesi'nde geçimini türkü söyleyerek sağlayan bayana çektiği fotoğrafı gösteren genç.'Böyle iyi çıkmış.'diyordu bayan.)




(G
eçenlerde alışveriş merkezindeyim.İç çamaşırlarına gözüm çarptı.Koydukları fotoğraflara bak!Senin benim gibi vatandaş giyecek bunları.Gerçi ben bunları kullanmıyorum.Öhhm öhhhöm...Ya neyse.Acaba erkek bireyi böyle gösterteceğine inandırıp satın aldırma taktiği mi bu?)




(Yurda dönerken bu ezilmiş çiçekle karşılaştım.Semazen yapan birine benzemiyor mu?)



(Gökte bizim göremediğimiz bir şey gördü sanırım...)



A
şağıdaki videoyu İstiklâl Caddesi'nde gece 2 sularında çektim.



Ama büyümek sadece bunlardan ibaret değildi.Spider-man'de Ben Amca demişti ki:'Büyük güç,büyük sorumluluk gerektirir.'.




Aşağıdaki videoyu Mehmet Can Doğalı çekti,teşekkürler.Abbas Güçlü'nün Kocaeli Üniversitesi'nde programı vardı.Eğlenceli bir eleme vardı.5-6 kişi seçecekler.Bu kişileri de canlı yayında yarıştırıp birinciye yurtdışında dil eğitimi vereceklerdi.Sahneye doğru fırladığımda aklımda eğlenmekten başka bir şey yoktu.Vakit azdı.O süreye bu kadar saçmalamaca sığdı.Sonuç mu? Elendim ve eğlendim;)




Bu yazının sonuna gelirken sizlere bir hediyem var!Harika bir masaüstü resmi.Kendi masam.Ozan Akbulut ve Mehmet Can Doğalı çekimlerde yardımcı oldular,teşekkürler onlara.Tıklayın ,büyüsün.Sağ tıklayıp kopyalayın ve masaüstü resminiz yapın!Güle güle kullanın,buyrun:

Bir dahaki yazımda görüşmeden önce sizden ricam,lütfen yorumlarınızı esirgemeyin.Buradan olmasa bile facebook üzerinden yazın.Bu linkteki duvarda görebilirsiniz paylaştığım blog duyurusunu: http://www.facebook.com/profile.php?id=1039587920&v=wall




Bir sonraki yazımda görüşmek üzere...

Baş-baş...


24 Kasım 2010 Çarşamba

BURADAN DAHA DA İLGİNÇ

Merhaba,hep sahip olduğum bir özelliktir, benim bir iş yaptıktan sonra rehavete kapılıp o işi savsaklamam.Şimdi bu durumdayım.Yazdım geçen yazıyı.Zaman da çabuk geçti.Yine geldi vakit.Paylaşacağım şeyleri toparlama çabasındayım şu an.


Geçenlerde ağaca çıktım.Epey oldu çıkmayalı.Vaktiniz olursanız bulun bir ağaç çıkın.Tabi yanınızda bir ebeveyninizi bulundurmayın.'Aman evladım dikkat et!' falan sözlerini duyarken bedeninizi yerle buluşturmanız mümkün.

Hazırladığım zaman ilgili yerlerde yaparım blogum duyurusunu.O zamana kadar göz atmayı unutmayın.Belki eski yazılarda ilginizi çeken bir şeyler bulursunuz.

Yakında görüşmek üzere...

14 Kasım 2010 Pazar

YETTİM GARİ!




Sizlerle burada son görüşmemizin ardından köprünün altından akan suyun haddi hesabı yok.Epey olay oldu.Belki birkaç cümleyle anlatılabilir.Ancak pek çok düşünceyi vb. içermez bu cümleler.O yüzden yazısal olarak pek söz etmemek yerinde olur.Merak edilmeyecek gibi değil diyebilirsiniz.Merak etmeyin düşüncelerimi,yaşadıklarımı çalışmalarımda gözlemlemek mümkün olur.


KAFAM DALGINDI...

Bundan sonra yeni bir köşe karşılayacak sizi.Kafa dalgın olduğunda olanlardan söz edeceğim.İlk örneğim:Geçenlerde kafamda bin türlü düşünce,minibüsteyim.İneceğim yere yaklaştık.Dur tuşuna da uzağım.Ağzımdan şoföre şu sözcükler döküldü:'Müsait bir yerde inebilir misiniz?'

Minibüs kahkahaya boğuldu zaten.Şoför durdu.Yüzünü göremedim.İndim.Minibüsün camından bana gülen yüzleri görmek güzeldi.Minibüs mü?Gitti...


Yine geçenlerde yurda gidiyorum.Türbanlı iki bayan köşede laflıyorlardı.Bilenler bilir.Ben ayakkabıya çok dikkat ederim.Kim ne marka giyer vs soruları birkaç gözlemden sonra hatırlarım.Kalabalıklar içinde o kişiyi(her kimse)ayakkabısından tanırım.Neyse,benim de kadının ayakkabısına bakacağım tuttu.Baktığımı farketmiş olacak ki,hooop,çekiverdi ayağını pardusösünün içerisine.Hani salyangoza dokunursunda içeri kaçar.Aynı o şekilde.Ben senin ayağına ne yapabilirim ki?Ayak fetişisti mi sandı acaba beni?

(Üniversitede çektim bunu.Konuyu desteklesin,vinyet mayetinde.)



(Bunu da yurda dönerken çektim:Matrix kedi!)




(Elma temalı bir şeyler yazdım,çizdim.Üzerine tıklayıp görebilirsiniz!)


Bu hafta Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü andık.Kocaeli Üniversitesi'nde törenin ardından panel vardı.Ve o dönemin gazete sayfalarından oluşan bir sergi vardı.İlgili fotoğrafları yakında paylaşırım...

Aşağıdaki video lise ikiden.Yüklenmesi biraz vakit alabilir.Sabredin:




Gorillaz'ın yeni teklisi(single) Doncamatic'in videosu 16 Kasım'da yayında.Dinlemek için: http://www.youtube.com/watch?v=PwKcXfUmLkk


Bayram kapıda.Sevdiklerinizle çokça güzelce vakit geçirmeniz dileğiyle.İyi Bayramlar!


Görüşmek üzere...


Baş-baş










8 Kasım 2010 Pazartesi

AZ KALDI AZ!

Merhaba,az kaldı.Vizeler bitince cuma günü TSİ 19:00'da otobüs yolculuğum sırasında blog için ocağın altını açacağım.Tabi açma eylemi sadece ocak için geçerli olmayacak ki bu deyimi gerçekleştireceğim:


Övme,yergi,entrika,gülmece ve daha fazlası pazar günü sizlerle.Bekleyin.Hem sayılı gün çabuk geçer;)

4 Kasım 2010 Perşembe

ARA

Merhaba,yoğunluğumdan dolayı bir şeyler paylaşamadım buraya.Ancak güzel fikirlerim var hali hazırda.12'sinde yolda başlayacağım yazmaya... (Fikirler birikiyor,uygulanmak için uygun zamanı bekliyor.)

O vakite kadar sağlıcakla kalın!

Baş-baş

14 Ekim 2010 Perşembe

Bir yazımında başlığı olmayıversin...

Geçen gece Ecem'den öğrendim.Daha sonrasında hemen haber sitelerine baktım ve şaşırdım.Ösym sınavlarda artık aracı gereci kendi servis edecekmiş.Sınav şartları değişmiş.İki kurşun kalem,silgi Ösym tarafından verilecekmiş.Kalemin nasıl açılacağı konusu muamma.Olacak iş değil.Uçlu kalem kullanıyordur öğrenci.Kalemi açmak yerine üstten basıverir.Ona vakit kazancı.Belki kurşun kalem yere düşecek.İçi kırılacak.Kalem elden kayabilir.Parmakları sızlatabilir.Silgi kötü çıkabilir.Bir silersin simsiyah olur.Dershaneler de artık deneme sınavlarında kalem-silgi dağıtır.Saat de sokamayacakmışız artık.Her sınıfa Ösym tarafından sağlanan 20 cm çaplı duvar saati konacakmış.

Kopya girişimini engellemek için bakalım daha neler yapacaklar?Çıplak sokmaya kadar yolu var.Özel kabinlerde olabilir bu eylem.Ösym'ye tavsiye;)

Ya onu bunu bırak da.Bu kurum hiç mi kendine bakmıyor?İnsan 'Teknoloji almış başını gidiyor.Çağın koşulları değişiyor.Biz hâla aynı kafada aynı sınavı yapıyoruz.'diye hiç kendini sorgulamaz mı?Çeken yine çeker.Bir de kemeri ne kadar sıkarsan o kadar pırtlarsın.Benim sınavda kopya çekmeyeceğim varsa da çekerim şimdi.Öğrencileri yeni yöntemler bulmaya itiyorlar.Başında Prof.,Yar. Doç.,Doç. vs. ünvanlar olan bireyler yerine genç bir beyin alsalar o kuruma daha verimli olur bence.

İstanbul'a gitmek için Ozan'la 8.01'de kalktık.Yatağın sıcaklığını terk etmek o kadar zor geldi ki.Yanlış anlamayın ayrı yataklardayız.Yorgan adeta 'Beni bırakma.Sar bedenine beni.'der gibiydi.Ama gitmeliydim.Bekleyenim vardı.

Ozan,önce duş almaya karar verdi.Sonra 'Yok,trene yetişemeyiz'deyip üşengeçlik yaptı.'Saçlarımı yıkasam yeter'dedi.Sonra ondan da vazgeçti soğuk diye.Dedim 'Daha ileri gidersen yüzünü bile yıkamayacaksın.'

Tren yolculuğu sırasında yanımda genç bir oğlan ile genç bir kız vardı.Benden yaşlılardı.Oğlan o bunaltıcı sıkışık ortamda kızın başının omzunda olmasına ses etmiyor katlanıyordu.Bu duyguyu tanımlayamadım.Yaşadığım birçok duyguyu bile tanımlayamıyorken yaşamadığımı nasıl tanımlayayım.

Gezim sırasında hoşuma giden durumlardan bir tanesi yine başka bir çift oldu.Yağmur yağarken ikisi şemsiye tutuyorlardı.İkisi de bir kulaklığı paylaşmış müzik dinliyorlardı.Ne güzel,birbirlerinin yüreklerine aynı notaları iletiyorlardı.
(Galata Kulesi 61 metreymiş.59 metre epey bir yükseklik benim açımdan.Tam olarak Hezarfen nereden atladı onu kestiremedim)



( İstanbul' a sarılma mı?Sarılacak kimsenin olmaması mı?)



(İstiklâl Caddesi'nde ocarina keyfi)





(Penguen Dergisi'nin kapısı yine duvar...Olsun cumartesi günü neredeyse hepsiyle tanıştım. O değerli insanlardan haftaya söz edeceğim.)


İstanbul'da İstiklâl Caddesinde gezerken bir kadın sağ elinde ekmek,sol elini ise açmış para istiyordu.Dilara'ya 'Kadın elindeki ekmeği yese ya!Hem yanlış taktik kullanıyor.Elinde ekmek varken kim ona para versin ki?'dedim.

İlerleyen saatlerde Taksim Meydanı'nda trafik ışıklarının orada bir kadın ve iki çocuk vardı.Kadın yere döşek tarzı birşey sermiş,çocukların alnı gözükmeyecek şekilde sarmış ve sırtüstü yatırmıştı.Yardım istemek için tezgah kurmuştu adeta.Gelen geçen onlara bakıyordu.Yağmur yağıyordu.Yan tarafta şemsiye satan adam vardı.Gözlüklü,iyi giyimli bir bey bir şemsiye satın aldı ve çocukları kaplayacak şekilde yerleştirdi şemsiyeyi.Ben alkışlamaya başladım.Göz göze geldik.Ve iyi bir şey yapmanın verdiği haklı gururla yoluna devam etti bu bey.İnsanlığa örnek oldu...

Bey uzaklaştıktan sonra kadın şemsiyeyi kapattı ve gözükmemesi için yanıbaşında ne olduğunu kestiremediğim birşeyin altına soktu.Diğer dilenciye bakarsak bu dilenci kendi şartlarına göre daha zeki davranmıştı.Kendine göre haklıydı.Şemsiyenin olması,ıslanmayan bir çocuğa göre ıslananın daha çok acınası olması arasındaki bir farktı.
(İşte o kadın ve muhtemelen çocukları.Tıklayın daha iyi görün.)
İki durumu sadece anlatabiliyorum.Tek başıma yorum yapmak yeterli gelmiyor.Ama bu vb. konuları tartışmak isterim.Bana ulaşmanız için birçok yol var.Kalın (İstanbul Seyahatinin son dikdörtgeni.Dilara'ya teşekkürler çekimleri için.)

Bu hafta yazım kupkuru.Ne video var ne fotoğraf...Kardeşim sağolsun.Bir hafta oldu hâla göndermedi hâla fotoğrafları.Yayınlamayacaktım bu yazıyı.Ama yaşanılanlar üst üste binince şart oldu.(YAZIYI GÜNCELLEDİM.YOKSA YUKARIDAKİ 6 CÜMLE DOĞRUYDU)Güzel yazılar,eylemler sizleri bekliyor.(^ Bu işaretler toplaşmış^.Okulda bayır aşağı inerken çektim bunu.Aletin özellikleri iyi olmasa bile ilginç bir dikdörtgen yakalamış)

Bir daha ki yazım yakın vakitte dolu dolu bir içerikle karşınızda...Eski yazılarıma da göz atın ara sıra.Atladığınız bir duygu, bir düşünce vardır belki orada...