16 Mart 2012 Cuma

FİTİ FİTİ




Geçen kim yazmıştı facebook'ta hatırlamıyorum.'İnsanı yaptığı değil yapmadığı işler yorar' diyordu.Gerçekten öyle.Yazamamak yoruldum.Blog haftalıktı,aylığa döndü,en son altı ayı buldum.El atmasam dünya kupası gibi dört senede bir düzenlemeye/yazmaya kadar yolum vardı.Ara verince terin soğuyor.Bir süre önce gerçekten bir ivmem vardı.Ve daha önce benzerine rast gelmediğim bir reklam/kısa film tarzı birşey bile yapmıştım.Ama büyük büyük büyük büyük Solakoğulları doğru demiş 'İşleyen demir ışıldar' .Özetle istikrar mühimdi.Solakoğlu demişken.Solakoğlu soyadı 1955'ten beri böyle.Gümrükten geçerken 'Oğlunuz oldu demişler' O gün bu gün böyle.


                            (Kursa yetişmeye çalışırken gözüm çarptı.'Siyasi Matkap')

Yakın zamanda duyduğum iki garip soru var.İlki 'Bu denizde yüzülüyor mu?' Bu soruyu Erdek'te iki insanın arasındaki konuşmaya kulak misafiri olduğumda denk geldim.Diğeri ise 'Sen en fazla kaç gün çıktın?' Şahsıma yöneltilen bir soru değildi bu,Erdek'te bisikletle giderken yine bir kulak misafirliğinden.

Aslında şimdi yazdıklarımı çizseydim daha güzel olurdu:Ev ortamı düşünün.Sevdiceğine romantik anlar yaşatmak isteyen bir erkek.Kızımız mutfaktan çıkar ve haykırır 'Ay bu ne yerler yapış yapış?' Erkek de 'Gül yoktu,gül reçeli döktüm yollarına'    Bunu çizmeli,sadece yazarak harcamayayım.


İstikrara değinmek istiyorum biraz.Malesef birşey üzerine sürekli düşmediğin zaman ellerinden kayıp gidişine şahit olabiliyorsun.Dur onu 'ellerinden kayıp gidiş' demeyelim.Ne zaman birşey senin oldu da gitti denebilir.'Senden uzaklaşması'  diyelim.Bu 'birşey',ders olabilir,k,dil eğitimi olabilir,ı,vücut geliştirme olabilir,z.
Saklamaya gerek yok,yukarıdaki satırdaki gibi fark edilebilececği üzerine 'kız' .'Ah kızlar nadide bir çiçektir,onları sulamak gerekir' gibi şirinliklere girmeyeceğim.Ya da son cümleyi unutun kötü yerlere gidebileceğini fark ettim şimdi.Neyse bu tür konularda üstüne düşmekten öte,bir heyecan,bir itici güç olması gerekiyor,bir kalp çırpıntısı diyelim.Yıllardır hissedilmeyen...Yaratıcılığın zirvede olduğu çocukluk zamanı sonrasında... 

Üstteki paragrafa devam.Ferahlık olsun diye geçtim bu paragrafa.YKY 'nin yayınladığı ''Nazım'dan Piraye'ye Mektuplar'' kitabını gördüm. Konudan kopmamanız dileğiyle arka kapak yazısını paylaşıyorum : 'Arka Kapak

Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Nâzım Hikmet'ten Piraye'ye Mektuplar kitabı, Nazım Hikmet'in eşi Piraye Hanım'a gönderdiği 581 mektuptan oluşuyor. Bu kitabın yanında ayrıca hepsi tıpkıbasım olan ve kitapla birlikte sadece 1000 adet basılan 26 mektubun bulunduğu bir kutu da bulunuyor.

Mehmet Fuat'ın hazırladığı Nazım Hikmet'ten Piraye'ye Mektuplar, Yapı Kredi Yayınları tarafından özel bir baskıyla basılan bir kitaptan ve içinde 26'sı zarfları ile birlikte birebir çoğaltılan mektupların bulunduğu özel bir kutudan oluşuyor. Sadece 1000 adet basılan ve her ikisi de ortak olarak numaralandırılan kitap ve kutu içinde yer alan mektupların tasarımını GMK Başkanı Grafik Tasarımcı Yeşim Demir, Yapı Kredi Yayınları için özel olarak hazırladı.

Kitapta Nazım'ın eşi Piraye'ye gönderdiği 581 mektup bulunuyor. Kutu içinde yer alan ve tıpkıbasım olan mektupların 26'sı da, Nazım'ın 11 Kasım 1933 - 11 Kasım 1949 tarihleri arasında eşine gönderdiği mektuplar arasından seçilerek hazırlandı.

Kitapta yer alan mektuplarda karşımıza çıkan, yalnızca hayran olduğumuz şiirlerin yazarı Nâzım Hikmet değil. Eşi, çocukları, aile ve arkadaş çevresi, yaptığı işler, öteki mahkûmlarla ilişkileri, ülkenin, dünyanın, insanların durumları üstüne düşünceleriyle bir hayatın olabilecek en geniş görünümü… Çoğu, şairin eşine yazdığı aşk mektuplarından oluşan bu çalışma, büyük bir aşkın nasıl olduğunu ve ne anlama gelebildiğini gözler önüne seriyor.

Kutu içinde tıpkıbasımları yapılan 26 mektubun içinde Nazım'ın Bursa Cezaevinden yazdığı 33.11.11 tarihli ünlü "Karıma Mektup" şiiri de bulunuyor. Diğer mektubunda ise Nazım'ın, Piraye'ye ithaf ettiği büyük yapıtı Memleketimden İnsan Manzaraları'nı yazmaya başladığını öğreniyoruz.'  

Tamam mı,dönüyorum konuya,DUR YOKLAMA YAPALIM.Ne konuşuyorduk en son?,doğru yanıtsa sayfa 15 e,değilse 23 e git.Şaka,böyle kitaplar vardı ama.Onları da anmış olalım.


Görüleceği üzere bu kadar metin bir aşkla yazılmış.Sıradan bir gönül ilişkisi olsa bu kadar satır çıkar mı o kalemden.Bir harf bile püskürtmez o kalem.Nazım benzeri bir durumda(ilişki/sevgi açısından) da olmadığım için haliyle birşey yapmıyorum.Yapmıyor yürek.Ona bakarsan beyin neler yapmak istiyor,diyor da.Gerek yok.Bazen oyunda oynuyor bana.Geçen markette şişme yatak varmış,onu resmen 'sevişmeli yatak' diye okudum.Nasıl bir market o diyebilirsiniz:Bim.


Konuyu dağıta dağıta anlatmak istediklerimi tam iletememiş olabilirim,iletişimin son adımı olan siz(alıcı)lere.Isınma olarak görün uzun bir aradan sonra.Nazım  ile ilgili son olarak,bu kadar mektubun ortaya çıkarılıp insanın mahremiyetinin ifşa edilmesinin hoşuma gitmediğini belirtmek isterim.Tamam belki Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde yayınlanıyor olabilir ama,o bile yanlış bence.Kim izin verdi bu olaya,kendisi mi?Güncele uyarlansa kötü olurdu:Berk'ten Aslı'ya SMS ler veya Volkan'dan Cansu'ya Facebook Mesajları.Yıllar sonra evladının gerçek yüzünü,gerçek triplerini görmek şaşırtıcı olurdu okuyabilme imkanı olacak kadar yaşabilen ebeveynler için ve halk için..Berk ve Volkan,Nazım Hikmet 'e ' teğet' bile geçemez ki yazıları da ifşa olsun.Korkusuz Korkak'taki Mülayim'in dediği gibi 'mesela yani' .


 (KOÜ Elo-Hab'dan fotoğraf.Laboratuvarda,atılan mesajlarda,yapılan telefon görüşmelerinde bulunan  tripli,sitemli içeriklerle ilgili araştırma yapılıyor olmalı)


Şubat tatili boyunca her cumartesi evde 'İffet' e maruz kaldım.Deniz Çakır'ın gözleri ne kadar büyük.Aynı Dreamworks yapımı Çizmeli Kedi gibi bakıyor.Örnek 1-a)





Final döneminde kütüphanelerde epey vakit geçirdim.Anıtpark Yerleşkesi'nde de kütüphane olduğunu keşfettim bu arayış içerisinde.O gün elektrik ölçmelerine çalışmış halde kütüphaneden ayrılırken,gözüm Güzel Sanatlar Fakültesi'ne kaydı.'Geçerken bir uğradım'  lık bir kayıt aşağıda videoda.

 

Yağmur yağıyordu.Neyse ki temkinliydim,şemsiyemi almıştım.Islanmıyordum.Yürümeye devam ederken gölgemi farkettim.O da şemsiye tutuyordu ancak ıslanıyordu.Çağırdım onu şemsiyemin altına gelmedi.Apartman kapısının yanındaki duvara yanaştım.O da geldi sonra.Yağmur dinene kadar orada bekledik.


Görüşmek üzere...



















18 Ocak 2012 Çarşamba

Topla gel,gel gel gel gel gel,Hooooooop tamam!

20 Ocak gecesi eve varacağım.Odamın penceresini açıp Bandırma havasını çekince,yan odadan annemden: 'Kapat o camı çok soğuk,şşşşş Doğukan,camı açık bırakma,her yerin tutulur' uyarılarını aldıktan sonra ilham gelir ve yazarım artık diye geliyor bana.

Farkettiğim üzere bloga,en zevkle bir şeyler yaptığım vakit geçen sene bu dönemdi.Bunu yenileme ve tattırma umuduyla.Görüşürüz yakın zamana.

19 Ağustos 2011 Cuma

KUPKURU


Yolda bir çift gördüm,yirmili yaşlarında.Kız oğlanın yanağına bir öpücük kondurdu.Ama alıştığımız ve tahminlerin aksine şehvetli,gözler kısılarak,karşı tarafı tahrik edici bir öpücük değildi bu.Beş-altı yaşlarındaki kızın,oğlanı öptükten sonra dudaklarında utangaç bir gülümsemeye sebep olan bir öpücüktü bu.Kıza içten de olsa söylememek mümkün değildi:'Ne güzelsin sen,ne güzel...'


Gece Kanal D'de korku filmi yayınlıyorlar.Gece dediğim Ramazan ile gece kavramı değişti ki,saat iki suları.Tüm tv kanallarına tavsiyem şu ki:'Ramazan'da korku filmi tutmaz.Çünkü sahur vakti kişi daha bir iman gücüne sahip oluyor bence.İster Samara'sı gelsin ister Alice Hudson'ı gelsin onu alaşağı ediverecekmişim gibi geliyor.Şaka bir tarafa.Hey bir saniye.Sesi sen de duydun mu?!


Sivrisinek hortumunu(pipetini) bedene dayamışken yanına dilim limon ister mi acaba?
Diyelim adam yerde sivrisineği öldürdü.Sivrisinek yere konmaz da kondu diyelim.Adam kanını yerde koymuş mu olacak?


Madem kötü espriden girdik lafa.Arkadaşlarla PowerTürk izliyoruz.Yok dinliyoruz.Gözümüz ara sıra kayıyor,oyun oynuyoruz çay bahçesinde.Yeri gelmişken diyeyim,klipler kısır döngü içerisinde.Bir oturuşta bir şarkı,birkaç kere denk gelince akıp giden zamanın farkına varmak istemezcesine kanalın klip haznesi dar diye pislik atıyoruz.Neyse Kendi diye bir şarkıcı var.Sarı saçlı kızımız,görünüm gereği olsun İngilizce'den devşirme ismi çağrışım olarak bana pamuk helvayı hatırlatıyor.Arkadaşın biri 'Kim evladına Kendi diye isim koyarki?' dedi.Bende dedim 'Belki 'kendi' koymuştur' diye.Ben orada gerçek ismini gizleyip sahne adı olarak bunu kullanıyordur demeye getirdim ama 'kendi'liğinden çok anlamlılık oldu.

Mtv,sahura doğru Anti-Sahur Programı olarak Hot Stuff yayınlıyor.


Gerçek 'Survivor' Afrika'da.Kendini abartılı olarak gösterip güldürmeyen,tek oyunun yardım araçlarından dağıtılan paketleri kapmak olan bir yaşam mücadelesi.Sms oyu kullanıp Nihat Doğan'ı vesairesini bir sonraki hafta adada tutmak için çabalayanlar acaba Afrika için sms bağışı yapıp oradaki bir insanı bir gün daha yaşamda tutabilmek için çabalayacak mı?

Afrika'ya yardım için:
Banka: Tüm Bankalardaki Türk Kızılayı Hesabı,
İnternet: http://secure.kizilay.org.tr ,
Telefon: 168 Bağış ve İletişim Hattı,
PTT: 2868 Numaralı Türk Kızılayı Posta Çeki,
Kızılay: Tüm şubeler .
SMS yoluyla: Tüm operatörlerden 2868’e boş mesaj atarak 5 TL’lik bağış yapılabilir.
Türk Kızılayı Mutfak Seti+Gıda Kolisi bağışı için: 200 TL’lik bağış ile 5 kişilik bir ailenin bir aylık ihtiyaçları karşılayabilirsiniz.
Ayrıca her türlü ayni bağış için 168 ücretsiz bağış hattımızla irtibata geçebilirsiniz.

İntihar etmek için ayak bileklerini kesen var mıdır acaba?

'Hem de bizim yatağımızda?!' sözünün söylenmesine sebep olan senaryonun geçmeyeceği tek yatak,deniz yatağıdır herhalde.


Lady Gaga Türkiyeli olsa idi magazin basını erkek olduğunu ispat etmek için eminim ki sünnet kasedini bulurdu.

Futbol maçlarındaki dördüncü hakemin Türklerin talebi doğrultusunda olduğundan şüpheleniyorum.Belki de üç tane hakem,maç saatini beklerken yapacak bir şey bulamıyordu.Tavla desen olmaz okey desen hiç olmaz.Bir kişi daha olsa her türlü oyun zemin hazırlanmış olur.Belki de bu düşünce ile FIFA(Uluslararası futbol federasyonu)'nın kapısını çalmışlardır.


Uydu kanallları arasındaki dandik kanallarda şu sıralar çeşitli sağlık ürünlerini(!) pazarlamaya çalışmakla meşgul.Ürünler arasında Dermana,zayıflama hapları,cilt temizleyiciler,organik bal vs. var.Bu ürünleri tanıtan baş eleman Ömer Coşkun.Nasıl bir adamsa soyadamı taşıyan yaşayan en yaşlı insan bile tanıyor Ömer'i.Ömer'in ilginç yanı kendini bir nevi kobay olarak kullanması.Bildiğimiz önce ve sonra ekran bölünmeleri çerçevelerinde gördüm ben ilk olarak Ömercik'i.Önce ekranında duba şeklinde bir Ömer.Sonra ekranında ise ilgili hap-ilacı kullandıktan sonra incecik bir adam,güncel haliyle Ömer.Ömer Coşkun ile gözlemlerimi anlatmakla bitmez.Çünkü uydu kanallarının büyük bir kısmına hakim.Neyse dikkatimi çeken bir ürünün isminden size söz etmek istiyorum:'Horse Power'.Araçların motor yağına verilen bir isim değil bu.Bildiğin insanın hangi amaçla alabileceğini tahmin edebileceğiniz bir ilaç.Eğer bu ilacın yan etkileri olduğuna dair bir habere rastlarsam yan etkilerini düzeltmek ve kişiye eski sağlığını geri kazandırmak için belki ben de ilaç üretmek için kolları sıvarım.Bu ilacın adı 'Atın İntikamı' olur,olursa.

2 Ağustos 2011 Salı

MEM-ME





Geçen kumsalda uzanmış Umut Sarıkaya'nın 'Benim De Söyleyeceklerim Var' ını okuyorum.Arada sırada gelene geçene bakıyorum.O sırada sudan çıkan bizim sitede oturan birine denk geldim.Adam sudan ağır ağır çıkıyordu dışarıdaki hava sıcaklığına alışma bahanesiyle.Halbuki gözleri,bu yapmacık alışma sürecinde sahildeki bayanları tarıyordu.Bir ara hızını alamadı,gözleri benim göğüslerime kaydı.Ben hemen açımı değiştirdim.O da başka bir kurbana geçti.

Göğüs demişken aklıma geldi.Geçen sene mezuniyet için takım elbise bakıyoruz ailece.En nefret ettiğim şeylerden biri kıyafet denemek.Nerede ne zaman olursa olsun.Hele pantolon alma.Of ki ne of.Ev dışında bir ortamda ayakkabıyı çıkar,oradaki terliği giy.Pantolonunu çıkarıp alınması muhtemel pantolonu giyene kadar geçen süre ne kadar sıkıntılıdır bilir misin?Senin gözükmesini istemediğin belaltınla dışarıda pantolonun olup olmadığını düşünen ebeveynlerin,satın alınıp alınılmayacağını düşünen satıcı kızla aranda her an açılması muhtemel bir perde vardır.İşte o sırada tedirginlikle giyersin o pantolonu alelacele.Ayakkabının arkasına basarsın,tökezlersin.Dışarıdan yoklayıcı sesler gelir.'Tamam,yok bir şey' der geçiştirirsin.Bazen o perdenin dibine çalışan kız(genelde bu cinsiyeti tercih eder işveren) gelir:'Oldu mu Doğukan?' der.Eyvah açıyor amanın,düşünceleri sarar zihnini,kızın adını öğrenmesi apayrı bir utanç yaratır zaten.Neyseki yıllarca hiçbir o çalışan abla o perdeyi açmadı.Ta ki geçen seneye kadar.Açan erkekti bu sefer.Gömlek deniyorum.O da adımı her zamanki gibi öğrenmiş olacak ki 'Oldu mu Doğukan?' dedi.Daha adımın yumuşak ğ'sinden sonraki u'yu telafuz ediyordu ki açıverdi perdeyi.Ben ise can havliyle,hani film-dizilerde bayan duş alırken biri perdeyi açar ve bayan kollarını çaprazlama kavuşturarak göğüslerini kapatır ya,aynısını yaptım.Perde kapandığında n'ye varmıştık.

Aklıma gelmişken söz edeyim.Diyelim sohbet içindeyim bir bayan arkadaş ile.Karşı cins sürekli şu endişeyi taşıyor:'Göğüslerim gözüküyor mu,bakıyor mu?' Sürekli üstündeki kıyafeti çekiştirme halleri vs.Bakmıyorum.Ciddiyim bakmıyorum.Öyle bir açık olduğu zaman karşımdakinin gözlerine odaklanıyorum ki alt kısım odaktan çıksın ve buğulansın.Gözlerimin o sırada yanlış yere baktığının yanılgısından mıdır üstü başı toparlama olayı bu sırada oluyor hep.Bu odaklanma olayı ciddi bir çaba gerektiriyor.Çünkü zihin sürekli görmediği birşeyi gördüğü zaman ona odaklanıyor.'Vay pislik,vay a*aza' demeyin.Hiç ilgisi yok.Hanginiz Sezercik filminde Sezer'in üvey annesinin vücudunu saran havlu yere düştüğünde Ediz Hun gibi kadının yalnızca yüzüne bakabilir ve havluyu insan üstü bir çabayla göz ucu,yüz dışında hiçbir organa temas etmeden geri teslim edebilirdi?

Benim göğüslerimle ilgili anlatabileceğim şeyler yalnızca bunlar.Katy Perry gibi 'Genç kızken göğüslerimi küçültmek için çok çaba harcadım' demeç veremem.Hilal Cebeci gibi sütyenli fotoğrafımı yayınlayıp reklamımı yapamam.Birçok ünlü gibi bikini üstü kaydı(!) numarası da yapamam.Daha pek çok şey.Diyecek pek bir şey de yok zaten,değişime uğramış iki tane ter bezciği için.

                                                     (Yurtta tv. izlerken denk geldik.)


Sıdıka'yı bilirsiniz.LeMan'da Atilla Atalay'ın karakteri.Çoğumuz onu televizyon dizisi uyarlamasıyla tanıyoruz.Nereye getireceğim lafı:o dizide Sıdıka'nın annesini oynayan bayanı(Füsun Demirel) başka dizilerde başkalarının annesi olmasını yakıştıramıyorum.Hakkaten ya.Sıdıka olsa da yesek(izlesek).

 (HaydarPaşa Gar'ında çektim bunu.1 Mayıstı tarih.Tadilattan sonra bile kuşlar,o zorlu zamandaki geçici sığınaklarını bırakamamış anlaşılan)


Gökyüzünde yürüyen kuşlar gördüm.Ne önlerinde bir şey vardı ulaşmaları gereken ne de arkalarında birşey vardı kaçmaları gereken.Gökyüzünde kuşlar gördüm,kendilerine yiyecek atılınca ta aşağılara kadar zıplayan. 
 

       (Ferah ferah bir ölüm.Görüntü,Kocaeli'de ev hasretiyle geçen son günlerde çekildi)



Daha pekçok şeyden söz edecektim.Bisiklet sürerken kakao yağı kokusunu solumak gibi.Ancak yazmayınca bu konu vb. güncelliğini yitirdi.Güncel en net koku iftara doğru sokağı kaplayan pide kokusu.

Bir dahaki yazıda görüşmek üzere.

Baş baş

8 Temmuz 2011 Cuma

Kafamı toplayınca burayı da toparlayacağım,söz.Yakında...

21 Mayıs 2011 Cumartesi

OLACAĞI BUYDU

Merhaba,yağmuruydu,karıydı derken mayısa geldik.Elimden geldiğince sizlere ulaşmaya çalıştım.Ama bir eksik vardı:İstikrar.Şubat ayında tanıtım benzeri bir çalışmada bulundum belki istikrarı yakalayabilirim diye.Video ile eş zamanlı yayınlanan yazıyı 2 yazı daha takip etti.

Ancak inanın ki düşünceleri doğrudan buraya aktarmak süre alıyor.Törpülemeden bile yayınlamak vakit alıcı.Lafın gidişatından nereye varacağımı az çok tahmin edebiliyorsunuzdur.Neyse ben devam edeyim.Paylaşmak istediğim şeyler yine yok mu?Elbette var.Ama yapacağınız şeyleri belli bir plan çerçevesinde yapmadığınız zaman sıkıntıya düşebiliyorsunuz.İşte ben o noktayım.

Bir yaz bir yazma.Benim de hoşuma gitmiyor.Eğer üniversite bana bir şey öğrettiyse o da 'plan' dır.Öğretmese de yapmam gerektiğini hatırlattı.

Tam anlamıyla yeni bir sayfa açacacığımı düşünüyorum haziranda.İlginiz için teşekkürler.Yazlık kıyafetleri tedirginlikle üstümüzde taşımadığımız  havalarda buluşuncaya dek hoşça kalın...


30 Nisan 2011 Cumartesi

TEREDDÜT

Haftasonu eve döndüğümde anneme sarıldıktan sonra kafese baktım.Kafeste başka biri vardı,başka bir kuş...Benim bunu kavrarkenki boşluğu,annemin 'Başka kuş o,başka Çılgın' demesi doldurdu.Zaten saat 4 e geliyordu.Ben uykulu gözlerle kuşa baktım o da bana.

Demek doğru demişti annem hafta içindeki konuşmada.Bana pazar günü öğlen yaptığımız konuşmada,Çılgın'ın hasta gibi olduğunu,ayağını toparlamakta güçlük çektiğini söylemişti.Yol üzerindeki veterinere girip annemi telefonda yetkili biriyle görüştürdüm.Veteriner,büyük ihtimalle ayağını incitmiş olabileceğini söyledi.Akşam ise annem aradığında elimi yıkamak üzere sabunlamıştım.'Bil bakalım ne oldu?' dedi.Aklımdan geçen tek bir şey vardı.'Tahmin ettiğin şey' diye devam etti annem.'Ne oldu,Çılgın mı öldü?'dedim.'Evet Doğukan,saatlerdir ağlıyorum' dedi.O an boğazımda bir şey düğümlendi.Hani bazı tiyatrocular daha gerçekçi olmak için herhangi bir zamanda ağladıklarında koşarak aynaya gidip yüz ifadelerini gözlemlerler ya.İşte ben o sırada ayna karşısındaydım.Çılgın'ın cansız bedeni geldi gözümün önüne,tüylü ama o dazlak kafası.Ağlamamı duyan annem 'Şaka yaptım,bir şeyi yok,gayet iyi'diye toparlamaya çalıştı.İnandım ve toparlandım.Ama asıl gerçekle yüzleşmem için yaklaşık iki hafta geçmesi gerekti.

Annemin anlattığı anıları,benim Çılgın'la yaptıklarım aklıma geldikçe daha bir kötü oluyorum.Annem 'Ben daha kafası açtığım gibi üstüme atlıyordu,alışverişi poşeti görürse ona dalıp karıştırıyordu,çerez kavanozunun sesini duysun çerez tabağına atlıyordu' benzeri pek çok şey dediğinde birçok damla yanağımda yol alıyordu.

Annem son anlarından söz etti.Sıradan vakitlerde merdivencilik oynardık Çılgın'la.Merdivencilik dediğim,işaret parmağımı sırayla Çılgın'ın gagasına paralel olacak şekilde ayaklarına uzatmaktı.Uzatınca o da iki ayağını sırasıyla uzatıp parmağa çıkardı.
Annem sol ayağını uzatamadığını söyledi.Tezgahın üzerine koyunlunca da sol ayağının üzerinde duramayıp,ayağını yaydırdığını söyledi annem.Sonrasında onu,Çılgın'ın yıkanma havlusuna sarmış.Hafiften gözleri gitmiş bir süre sonra.Annemin 'Çılgın,bunu bana yapma!' sözleri eşliğinde son nefesini vermiş.Annem belki üşümüştür deyip can havliyle kurutma makinesi ile biraz kurutmuş ama Çılgın'ın cansız bedeninin kaskatılığı geçmemiş.

Ben onu hep dışarıda tutmaya çalıştım.Yemekteyken,sofrada,bazen yemek ve çerez  tabağının içinde,kalorifer peteğinin üstünde,aile bireylerinin omuzlarında,annemin ensesinde,hatta banyoda havluluğun demir askısında bile bulundu.Hep özgürdü.Cam kenarına koyduğumda geleni geçeni takip eder,başını yan yatırıp bakardı.Facebook'ta profil fotoğrafıma Çılgın'la olan bir pozu koymuştum.Altına da not düşmüştüm :''Babam,ben ve kardeşimin yokluğunda,annemin yalnız kalmasını önlemek gibi büyük bir sorumluluk alan küçük 'Çılgın' ''

Çılgın,daha fazla o sorumluluğu kaldıramadı sanırım.Kendine iki tane beyaz kanat takıp bir daha geri dönmemek üzere uçtu...
gitti...

Ondan geriye bu video kaldı.
Çılgın ile söyleyeceklerim bu kadar.Son görevimi yerine getirdim sanırım onun için.



(Güzel bir çalışma.Tekirdağ Rakı afişi değil,Sünger Bob için dedim:))


Geçen gün gazetenin magazin ekine baktım.Hülya Avşar'ın 14 yaşındaki kızı Zehra,Boynerlerin oğluyla aşk yaşıyormuş.Oğlan kızın duvarına ' I love Zehra' yazmış.Haberde Hülya Avşar'ın da açıklamasına yer verilmiş.Hülya Avşar,geçen sene kızının genç kızlığa adım attığını ve kızının 'Anne,sevdiğimi söyleyeyim mi,belli edeyim mi?' gibi sorularına 'Elbette kızım' dediğini söylemiş.

Ya daha tüyü bitmemiş çocukların magazin ekine manşet olmasına şaşırıyorum.Bu durum üzerine ben çok farklı senaryolar kurdum.Buraya yazardım ancak şimdilik çizgimi bozmak istemiyorum.Olayı bazı noktalardan ele almakla yetineceğim.Mesela sevgini dile getirmek istedin,Türkçe'nin ..kumu çıktı?!Uuuuuu,ben gencim,yeaaah(evet),ben coolum(havalıyım) tarzında İngilizce yazmış.Peehh!

Oya Baydar ve Melek Ulagay'ın kaleme aldığı Bir Dönem İki Kadın ı okuyorum şu sıra.Orada da geçiyor:Eskiden aşklar,ilişkiler gizli olurdu,bir heyecanı olurdu diye.Bence de öyle .Şimdi ulu orta yaşama merakı var.'Benim sevgilim var,nihahaha!' benzeri göstere göstere bir şeyler yapılıyor.

Günlük hayata göz atalım.Diyelim yolda gidiyorum.Karşıdan bir çift geliyor.Aradaki mesafe azaldıkça oğlan,kızı daha bir sıkı sarıyor.Ya kızı alıp götüreceğimden korkuyor ki saçmalık ya da sahiplenmeye çalışıyor.Sahiplenme olayına diyeceğim,bu evrende kendine ait düşünce ve duygularından başka ne sana ait ki,başka bir varlığa sahip olmaya çalışıyorsun?

Sonra uluorta kız arkadaşı karşısında vakumlu süpürge makinesi işlevi gören erkek bireyler de görmek mümkün.Daha nice örnek var.Durum artık yalnızca gerçek yaşamdada değil,sanalda da mevcut.Facebook'ta duvardan duvara 'Aşkmmmmmmmmmmm(cep telefonunda 6 tuşuna olduğu gibi buradada 'M' tuşuna abanma söz konusu),cnmmmmmmmmmmmm,az kldı,doymdm sana,fasanda fisonda gibi pek çok yazı görüyorum.İlişki durumlarının zırt pırt değişme durumları da var tabi.

Seven insan reklamını yapmaz,sevdiğine özel olarak der diyeceğini.Diyebilirsiniz,eee bu kadar söz vs ne peki?Bence hayranlıktan öteye gitmeyen geçici ilişkiler.

Örnekleyeyim,yaklaşık bir ay önce lise arkadaşlarımdan bir bayan,adı XX olsun.XY(erkek karakter) ile bir ilişki içerisinde diye yazmış Facebook'una.Baktım XX ve XY nin bir fotoğrafı var beraber çekildikleri.Beğenenler,yorum yapanlar sürüyle.Ben aynen şu şekilde bir yorum yaptım:' Bu gün bu ilişki durumunu beğenenler,yarın muhtemel bir ayrılık durumunda yeni hali de beğenecek olmalı bir çelişki olmayacak mıdır?'  XX den hemen yorum geldi:'Doğukan,bu yorum buraya gitmiş mi?' benzeri bir  yorum.Oğlan tarafından(XY'nin arkadaşı olduğunu tahmin ettiğim kişi) hemen destek yorumu geldi bana hitaben:' Gayet de mutlular,görmüyor musun?' XX de'Nokta:)' diyerek elemanı desteklemiş.

Bu olayı samimi bir dostuma anlattım.'XY,XX in etinden sütünden yararlandıktan sonra bırakacak' dedim.Diyebilirsiniz'Ayy!Ne kadar pis bir yakıştırma!' Bu benim fikrim değil.Ben çevremdeki pek çok hemcinsimin düşüncesini söylüyorum.Pek çok kişi resmen vajina budalası.Merak ediyorum.Hatta kız arkadaşıyla cinsel ilişkiye girdiğini bildiğim birkaç kişiye de sormayı planlıyorum.Acaba hangisi bayanın dişilik özellikleri olmasa sevgililik(!) dedikleri ilişkiyi yürütür?Burada eleştirmek istediğim tamamen maddiyatçılık düşüncesi:Aşk,sevgi gibi yüce duyguların amaç olması gerekirken anlık zevkler için araç olarak kullanılması.Tabi bu kullamaya karşıdaki birey de dahil.

Aradan zaman geçti.Geçen gün kızın profiline baktım.İlişki falan,birşey kalmamış.Yorum yaptığım fotoğrafı aradım,bulamadım,silinmiş.Oraya Penguen'in 28 Temmuz 2009 tarihli sayısının kapağında Tayyip'in söylediği sözü yazmak isterdim. 

(Bu logo size de tanıdık geliyor mu?Hani ayakkabı markası...)

Sırada not defterime not aldığım,hikaye türünde bir çalışmam var.



Yağmur yağıyordu.Koşarak dışarıya çıktım.Eldivenlerim ve şapkam elimdeydi.Camdan gözlemeyi akıl edememiş dışarı çıkınca yolumu seçmeyi yeğlemiştim.Hava gayet soğuk ve yağmurluydu.Saçaklardan öbekçe akan yağmur yığınına temas etmemeye çalışarak köşeyi döndüm.Köşedeki börekçi ya o saatte börek kalmadığından ya da tahta sandalyeler ıslanmasın diye içeri çekmişti sandalyeleri.Aklımda bir ritim olurdu yürürken genelde,bu sefer yoktu.Aklımda şu şapkayı bir an önce giyebilmek vardı.Saçımı bozma kaygısı taşıyordum.Araçların(park halindeki) aynalarına bakıp saçımı başımı kontrol ediyordum baş aşağı olarak ama şapka takmak zordu.Çevrede motorsiklet de yoktu ki düz bir şekilde aynasına bakabileyim.
Bana parlak camlı bir apartman gerekliydi.Başımı sağa çevirdiğimde başımın yansımasıyla karşılaştım.İşte aradığım kapı!Birkaç basamak çıkıp kapıya yaklaştım.Eldivenleri bacak arama sıkıştırdım,şapkayı başıma dikkatlice geçirdim.Kukuleta olduğu için kıvrımı bende yeniçeri izlenimi uyandırdı.Geldiğim basamaklardan geri dönerek yoluma devam ettim.Biraz ilerleyince önüme bir kız çıktı.Aynı yönde ilerliyorduk.Sağ elinde şemsiye,sırtında çantası,sol elinde gitarı ve sol kolunun altına sıkıştırmış olduğu avukat/muhasebeci usulü mavi bir klasör vardı.Kız mı küçüktü ben mi iriydim bilemiyorum.İkimizden birini kafamda sabitleyip görecellik kuramadım.Kızı bir ara o kadar küçülmüş gördüm ki sağ kolumun altına sıkıştırıp gideceği yere kadar bırakmayı düşündüm.Hemen savuşturdum bu düşünceyi.
Madem müzikle ritim tutturamıyordum,kızın adımlarına uydurdum kendimi.Sol,sağ,sol,sağ,sol,sağ...Kendimi kaptırdım ve kızı sollayıp önüne geçtim.Yükünü gideceği yere kadar taşımayı teklif etmeyi düşündüm.Döndüm arkamı,gerçekten zorlanıyor mu diye teyit etmek istercesine,evet zorlanıyordu.Hızlıca döndüm önüme yürümeye devam ettim.Tekrar arkamı döndüm.Zorlandığını gördüm yeniden.Yine önüme döndüm.Bu sırada kafamda düşünceler.Teklif etsem terslenme durumu var.Tamam,iyi niyetliyim ancak bunu karşı tarafa aktarma zordu.Ama yükü ağırdı,biri yardım etmeliydi.Karar verdim ve döndüm arkamı son kez.Yoktu.Evet yoktu gitmişti.Büyük ihtimal bir aradan sapmış veya bir apartmana dalmıştı.Bir daha da görmedim kızı.
Sözün özü ,bir düşünceyi zamanında uygulamak gerek.Belki bu basit pek de mühim olmayan bir durum.Ancak daha büyük ve mühim durumlarla ne zaman karşılacağımız belli olmaz.Gerçi bu yukarıdaki satırlara ne açıklaması yapıyorsam artık.Yaşandı,bitti.Geç oldu saat.Yazının buraları tutarsızlıklarla dolu olabilir,özür dilerim.



Birşeyler çiziktirdim ama temiz bir halde düzenlemeye vaktim olmadı.Bir dahaki yazıya artık.
Görüşmek üzere.Baş baş...