Mekan uzunca bir süre Küçükyalı'daydı.'O' şimdi asker,hallerindeydim.Kısa dönem yapmış olsam da mezuniyet süresini baz alınca bir senelik süreye tekabül etti bu sürecin bitmesi.Acısıyla tatlısıyla geçti.Oturunca eş dost arasında,deniyor 'Haydi anlat bakalım anılarını'. E şey...Birden anlatılmıyor ki,neyi nereden anlatayım.
Bir gün kafam attı.Daldım başçavuşun odasına kapıya tekme atarak,dedim ' Yeter ulan' .Tabiki de böyle hikayelerim yok.Başçavuşla en fazla yanyana işemişliğimiz var.Hatta bunun sohbetini de o sırada yaptık.'Askerden sonra anlatırsın,ben başçavuşla işemiştim diye' demişti.Ben de 'Evet diğer senaryoya nazaran daha mütevazi bir anı olur bu' demiştim.
Ha anı demişken,işte ben anlatamayınca toplaşmacalarda dan diye,'Ya askerden gelenlerin hepsi böyle,anlatamıyorlar birden sorunca' diye lafım geçiyor muhabbet değişiyor,ben hâla 'neyi anlatsam ki' diye düşünedurayım.
-Ha,bak şimdi dinleyin.Bir gün kafam attı...
Küçükyalı'ya mekanın taşınması süreçti.Açıklanması,gidilmesi,alışılması,yaşanması.Dipnot olarak diyebilirim ki,hani hep derler ya,askerliğini yapmamış adama kız mı verilir diye.Ben de o görüşteyim,eğer Allah kısmet ederse de kız çocuk sahibi olursam,askerliğini yapmamış adama vermem. Tabi o zamana kadar askerlik yapılanması kalır mı,profesyonel bir yapılaşmaya mı gidilir bilemem ama görüşüm bu.Oraya gidilmeli görülmeli.İnsanın hayatında her şey bir imtihan ve inanın erkek birey için de askerlik bir o kadar imtihan.
Şimdi bazı kesimler diyebilir ki,'İstanbul'da askerlik yapmış,hâla konuşuyor' .Yaygın bir söylem vardı bizim orada:'En iyi askerliğin ..... koyayım' diye.Ve tel örgülerin dışı,ister İstanbul ister Ankara ister Kayseri ister Van ister Hakkari olsun,içerisi her türlü kışla.
Dipnot demiştim değil mi?
Mekan Küçükyalı'da iken çarşı veya evcide interneti takip edince Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin ve Kocaeli Üniversitesi Kütüphanesi'nin paylaştığı fotoğraflar o kadar imrendirdi ki beni,anlatamam.Aslında anlatabilirim.Anlatacağım şeyler bunun yansıması olacak zaten.Her bir fotoğraf,yazı gördüğümde,'oradaydım,şöyle yapmıştım' demekten kendimi alamadım.
Açalım biraz daha.Yürüyüş yolunda paylaşılan fotoğrafa kaç kere yakınlaştım,kitap fuarı fotoğrafları,köprüdeki fotoğraflar.A tabi olmazsa olmaz 'Üniversitemizden kar manzaraları'.
İnsan özlüyor.Bilen biliyor,üniversite hayatımın yarısından biraz fazlası kadar süre,hemen her hafta,haftasonu gelse de Bandırma'ya gitsem lerle geçirdim.Kocaeli'nin bu kadar memleketim haline geleceğini bilmezdim.İçten içe ben nasıl ne zaman giderimleri düşünüyorum tabi.Askerlik boyunca konuşma fırsatı bulduğum eş dost da benim Kocaeli özlemime az çok şahit oldular.
Kışlalara geldi bahar,tezkereye birkaç gün var.
Nihayet o gün geldi,terhis oldum,Kağıthane'ye geçtim.Burada yol haritamı çizmek için vaktim oldu.Her şey tamamdı,yola çıkıyoruz.
"Seyahatin önündeki tek engel kapının eşiğidir"Bosna Atasözü
Yolculuğa başlamadan evvel uyarmalıyım,bazı lezzetleri de çekmeden edemedim.İlerleyen safhalar yiyecek görüntüleri içermektedir.Haberiniz olsun.
İlk adım 500 T 'ye binmek.Bizi hat 200'ün kalkığı depolama alanına kadar götürecek 500 T ile yolculuğuma başladım.
(500T'de oturarak yolculuk.Henüz yolun başındayız)
(Yolda geçtiğimiz duraklardan biri,Arena'ya selam,yola devam)

(Yavaş yavaş Avrupa'dan ayrılıyoruz,Anadolu'ya geçiş)
Köprüyü geçtik,Anadolu'dan devam ediyoruz.O durağa geldik.Altı ay boyunca kışlaya gelmeden önceki son durağım. Kadir Has Lisesi Durağı.
(Tanıdık binalar,kışla yolları.Ama bu sefer transit geçiyoruz)
Evet depolama alanına vardım.Yolun 500T lik kısmını sonlandırdım.Yola bundan sonra atlarla devam edeceğiz.
(200 de burada.Hedefe bir adım kala)
(10 dakikam var hareket için)
(Otobüsün içi durulacak gibi değildi.Oyalandım)
(Tanıdık yeşilli araçları görmeye başladık.Gebze)
(Yüksek Hızlı Tren Hattı.Üniversite ikinci sınıfta iken yapımına başlanmıştı,İzmit-İstanbul arası ideal bir ulaşım)
(Derlerdi ki 'İzmit Gişeler var mı bir şeyler?' Bu yolu çok daha fazla çekenlere selam olsun)
(Merhaba,ben geldim)
Otobüsten indim,burnuma deniz ve taptaze çimen kokusu çarptı.Bunların beni bu kadar gülümseteceğini bilemezdim.Ağzım kulaklarıma varıyordu.Nihayet İzmit'teydim.Attığım her adım,bilinçliydi.Alışkanlık,her gün geçtiğim yol,havasında değildim.Omurilik soğanımı devre dışı bırakmıştım.
Ayaklarım yerden kesilmişti.
(İşte çimen ve deniz kokusunun kaynağı)
Köprüden geçerek şehrin içine doğru geçtim.Daha dakika bir,gol bir.Bir Bandırmalı.Ayaküstü 'naptın nettin' lerden sonra ilk durağım Fevziye Camii oldu.
(Plc finali öncesi gelmiştim en son.Yeniden ziyaret etmek nasip oldu)
Saat dördü geçmişti ve kahvaltı etmemiştim.Yol telaşıdır,hazırlığıdır derken bir yudum sudan başka mideme giren çıkan olmamıştı.Başta yaptığım uyarıyı hatırlarsınız.Yavaştan yiyecekler geliyor.Çektim bavulu Sofram Pide Bank'a.
Klasik menüyü söyledim.Mercimek ve tavuklu pide.
(Üzerine yağı da gezdirilmiş mercimek çorbası)
(Bu da askerde bir gece yastığı başımı koyduktan sonra aklıma gelince uyutmayan tavuklu pide)
Mekana dair söyleyebileceğim şey,porsiyonların küçülmesi.İşletme sahibine de,'biz bu çorbayı iki kişi içiyorduk,tıka basa doyuyorduk' dedim.'Gramajımız hep aynı,az koymuşlar' diye bir panikledi.'Askerdeydim,belki zaman aşımından bana öyle gelmiştir' dedim,gülüştük.
Beratla sözleşmiştim,onunla buluşup Mola'ya geçtik.Ah Mola.Anıları yad ettik.Çalışanları,tanıdık yüzleri gördükçe gözlerim ışıyordu.Kivisiydi,oraletiydi gırla tabi bu arada.Koü Elektrik Mühendisliği Bölümü hocalarından da dem vurmadan yapamazdık elbette.
Mola'dan kalktıktan sonra Yürüyüş Yolu'na geçtik.Bütün sene boyunca Kocaeli Büyükşehir Belediyesi buradan fotoğraf paylaştıkça içim gitmişti.Ve bu yolda yürürken bu kadar sevineceğim hiç aklıma gelmezdi.
Dolana dolana yol Anıtpark'a kadar çıktı.Anıtpark...Üniversiteye dair en sevdiğim kampüs.Bölümde okurken haftada birkaç kez trompet çalışmaya gelirdim.Umuttepe Kampüsü'nün sadece eğitim odaklı yapılanmasına inat ,burası her zaman bambaşka bir atmosferde olmuştur benim için.Zamanında bahçesinde badminton oynayanları görünce ağzımın bir karış açılmışlığı vardır.Hepsi bir yana,müzik.Evet,bahçesinden içeriye girdikten itibaren ya bir keman ya bir viyolonsel ya da bir piyano sesinin kulaklarınıza dolmaması imkansız.
Eğitimim sırasında buraya gelip ortamın beni rahatlatması yadsınamaz bir gerçek.Çalışma odalarının kapılarının önünden geçtikçe içeride enstrümanını çalan kişiye büyülenmemek elde değildi.Bu bir yan flüt de olabilirdi bir bağlama da bir trombon da.Beratla da geldiğimiz olurdu buraya.Berat,bildiği tınıları benim 'vay be adam çalıyor' bakışlarım altında piyanoda çalardı.
(Vay be adam çalıyor)
(Konservatuar binasının ikinci kat arasında bulunan resim)
(Anıtpark Kampüsü Bahçesi)
(Bitirdikten sonra kendi bölümüm önünde bile böyle gururla poz vermedim sanırım)
(Çift sarılı Hat 33,eskiden mor tabelası vardı bunların)
Yavaştan Berat ile ayrılma vaktine geliyorduk,malum final zamanı.
(Şehrin simgesi İzmit Kulesi)
Bu aslı idi.Miniatürk'e gidince maket hali ile de hatıra fotoğrafı çektirmiştim.
(Şehre dair maket de olsa cezbedici)
(Biraz daha yakından bakalım.Birebir uygulanmış motifler)
İzmit'e geri dönelim.Bildiğimiz İzmit'e,maket olmayanına.Berat ile ayrıldıktan sonrası misafirperverliğinden ötürü minnettar olduğum Ozan'a geçiyorum.Akçakoca'ya.Akçakoca,hep şu efsaneye sahipti 'Akçakoca'da evler ısınmıyormuş'. Diğer nokta eğer Akçakoca'da oturuyorsanız potansiyel bir otostopçuydunuz.O kadar gittim yaşadım,hiç otostop çekmedim.Çok hikayesini dinledim ama çekmedim.Neyse gözüm açık gitmemesi için daha iyi nedenler bulayım.
(Tepede mepede.Tüm körfezi görmek için daha iyi mevzi yok İzmit'te)
Ozan,finalleri dolayısıyla eşlik edemedi bana.Çantayı yüklendim.Manzara da geri çeviremedi yolumdan.Hava yağışlı,puslu idi.Bir dakika.Bunun İzmit'in karakteristik havası olduğunu kim inkar edebilir ki?Ha,garip olan artık hazirandı ve güneş görmeliydi.Olsun,buna da şükürdü.
(Sis,pus budur.Şemsiye takviyesiz bir gezi de olamaz haliyle)
(Yolun solundan Cumhuriyet Meydanı'na,ilerleyen kısmından Santral'e,sağdan ise şehir merkezine devam ediliyor)
Ben kaptırdım sağdan.Bisikletle inmediğim zamanlar,pek nadirdir bu yol için.

(Islak zemin,klasik bir İzmit)
(100 K direncim kalmadı,120 K'lık vereyim.O da işini görür)
(Bahçe demirleri,bisikleti bağlamak için birebirdi)
Caddeden aşağı indim.Sağ taraftan devam ettim.Bu arada bu satırları yazarken ve fotoğrafları seçerken şehre yeniden gidesim geliyor.Benim için de hasret giderme niteliğinde oldu bu yazı.
(Belsa Plaza)
(Şehrin deniz kesimine geçmek için köprü kaçınılmaz.Fotoğrafa uzun süre bakınca,aşağı mı inip,yukarı mı çıktıkları şüphe uyandırıyor)
Geçiş yaptığım köprü Mimar Sinan Köprüsü'ydü.Kocaeli için de ayrı öneme sahip Mimar Sinan ismine ilerleyen dakikalarda yeniden rastlayacağız.
Köprünün bu yanında sırasıyla Sabancı Kültür Merkezi,Ncity,Büyükşehir Belediyesi,Fuar Alanı var.Ufak ufak değinelim.
(Sabancı Kültür Merkezi)
İşte ben bunlarla boğuşurken Koütik'ten arkadaşlar İstanbul Efendisi'ni oynamışlardı.Oyunu izlemeye gitmiştim.Oyunu izlerken,beraber eğitim aldığım arkadaşlarımı izlemek bambaşka bir duyguydu.Seyirci koltuğu yerine sahnede olmak vardı şimdi,diye düşünmedim değil.Olsun,bana mustahaktı.
Bundan bir sene sonrasında oyun ekibinden mezuniyeti dolayısıyla Gökhan'ın ayrılığı söz konusuydu.Arkadaşlar bana Dilaver rolü için teklifte bulunmuştu.Koltukta değil de sahnede olmak için kaçırılmaz bir fırsattı.
Çok kısa bir sürede oyun çıktı.Tabi benim Dilara rolüne karşı odunluğumu kırmam ve vals dansını kavramam gerekiyordu.
(Dilara ile Dilaver'in dansından az evvel)
(İki sevenin arasında bir ayırıcı olmazsa olmaz,İrfan)
Oyun inanılmaz hoş anılar bıraktı.İrfan karakterini oynayan İbrahim'in 'Efendi Babaaaaaa' nidaları hâlâ kulağımda.Pek çok güzel insanı hayatıma kattığı için Koütik'e de teşekkürü borç bilirim.
Biraz daha ilerleyelim yolda.Sırada Büyükşehir Belediyesi.Şehre ilk geldiğim günlerde şehri öğrenmek için harita edinme çabam da rol oynuyor burası.
(Büyükşehir Belediyesi Binası)
(Şehrin en sevilen alışveriş merkezi Ncity)
14 Ocak 2012'de elektrik arızasından dolayı çıkan kıvılcımlar sebebiyle yanan ve yaklaşık iki sene hizmet verememesiyle hafızamda yer edindi.
(O yangın Akçakoca'da kalanlar tarafından bu şekilde objektife yansımıştı)
(Kocaeli Fuarı'na geldi sıra)
Kocaeli Fuarı'da yaz aylarında şehrin nefes alma yerlerinden bir tanesi.Göleti,lunaparkı ile güzel bir bütün.Ben buraya keyifli vakit geçirmek için çok gelemedim.Nedenine gelince hep iş güç.O da Sedaş'ın da fuar alanı içerisinde olmasından dolayı,elektrik dağıtım projesi vs işler için hep gelmek gerekirdi.Yaz ayları ile beraber her hafta konserler oluyor fuar alanında.Benim gittiğim vakit Sevcan Orhan'ın konseri olacaktı.Bu konserler çerçevesinde Cengiz Kurtoğlu'nu dinlemek kısmet olmuştu.Güzel bir akşamdı.
Fuara işim olmasa gelir miydim,gelirdim tabi.Ama gelmemin bir sebebi vardı.
(Bunun altından ne çıkar dersiniz)
Fotoğrafta ipucunu vermişim gerçi.KOBİS.Evet,Kobis bir bisiklet kiralama sistemi.Gelin görün ki benim İzmit'e ilişkin bağım kalmamışken yürürlüğe giriyor.Üç sene önce bisikletimi çaldırdıktan sonra bu projeyi takip etmiştim.Daha ihalesi yapılacaktı.Beyaz masa birimine gidince daha projeden haberi olmayan memurlarla dahi karşılaşmıştım.Nereden nereye...
Bir Kocaeli gezisi elbette bisikletsiz olamazdı.Sene içinde Zeynep ile konuyu konuşunca,bana güneşli günlerde bir tane bile bisikletin bulunamadığını söylemişti.Yola çıkarkenki havayı hatırlayın.Her işte bir hayır vardı.
(Huzurlu ve sessiz.Minnet duyduğum anlardan biri daha)
(Az biraz oturmuştum ki,harekete geçen deniz bisikletiyle görüntüdeki dinginlik bozuldu)
Bu kadar oturuş yeter.Pedallayalım haydi.Fuar alanından çıktım.Umudum Mimar Sinan Köprüsü'nün altında bisiklet bulabilmekti.
(İşte buradasın! Gel bakalım yakışıklı)
Kobis ile her gün yarım saat ücretsiz gezebiliyorsunuz,sonraki her bir saat için bir liralık bir ücreti var.Kent Kart ile ilişkilendirdikten sonra kartı okutarak bisikleti alıyorsunuz.Yahyakaptan'dan Seka Park'a kadar geniş bir istasyon hattı var.İzmit'e yakışmış.Detaylı bilgi için: http://kobis.com.tr/default.aspx
Bisiklet ile hareketler
Buradan şehir içine mesafe katettim.Şelale Parkı geçtim.Gözlük camıma su damlacıkları geldiyse de dert etmedim.Gözlerimi alamadığım bir şehir için çok fazla bir şey değildi sanırım bu.
(Şırıl şırıl Şelale Park.Belediye burayı varoş havasından bu hale getirmesiyle her daim övünür)
(Selam olsun Ata'm)
(Tarihi İzmit Garı)
Yolu üç sene öncesine kadar İzmit'e düşmüş olan varsa İzmit-Haydarpaşa hattında sefer yapmış olabilir.Üniversitenin ilk senesinden hat,YHT hattı yapımı sebebiyle kapatılana kadar kullandığım işlek hattı.Günübirlik seferler için tadından yenmez imkandı.Gidilen Galatasaray,A Milli Takım maçları,geceden bilet kuyruğuna girmek için yapılan seferler,uyuyakalınıp son durak Adapazarı'nda inmeler.Neler neler.Her bir durağı takip etmek zorundaydınız.Kimse size, İzmit'e geldik in demezdi,Gözü dört açmak gerekirdi.Daha çok şey söylenir bu istasyon ve yolculuğa dair.Ama yolumuz uzun daha.Belki ilerleyen zamanda bir parantez açarım bu anılara.
Seka Park,sıradaki durağımız.Seka'ya daha güneşli günlerde gitmiştim.Bu şekilde pek bir sessiz,yalnız gözüktü bana.Şemsiyeme de davrandım bu arada,yağmur çiselemeye başlamıştı.
(Marmara Balık Lokantası henüz hizmet vermiyordu.Buralar masasız,sandalyesiz durmazdı yoksa)
(İskelenin sonuna oturdum ve seyredaldım körfezi.Okurken yapmayarak ıskalamaşım)
(Şemsiyemin gölgesinde uçurtma tepesi)
Havanın ve haftaiçi olmasının etkisiyle tenha halde yakaladım Seka'yı.Seka bana kaldı,diye sevinmedim tabi ki,başbaşa kalmak için kıyı köşe arayan çiftler varken.Uçurtma tepesine tırmanmaya koyuldum.Yol arkadaşım kobis de vardı yanımda,yukarı çıkarken.
( Sen bankın orada bekleyiver yakışıklı,ben manzarayı seyreyleyeyim)
(Ulaşacağımız nice gök mavilere)
(Bir öykü okuyarak manzarayı taçlandırdım.Ben Hayatta Daima(Biz Adam Olmayız-Aziz Nesin)
Ben sessizce kitabı okurken,tepeye çıkan bir çiftin beni görünce ekşiyen yüzlerini gördüm.Manzara hepimize aitti.Sevenlere de sevmeyenlere de.
Vakit ilerliyordu.Yeterli tadı aldığımı düşündükten sonra şehre doğru pedalladım.Pedallamadan önce manzarayı Niğde Gazozu eşliğinde seyrettiğimi eklemeliyim.
(Hızlı bir dönüşle yeniden Yürüyüş Yolu'ndayız)
Bisikleti,Belsa'daki istasyona bırakıp Yürüyüş Yolu'na geçtim.Bir iki adres vardı uğramayı planladığım.Seka'nın sessizliği şehrin sesi,hareketliliği iyi gelmişti.Biraz ilerledim ki.Bir de ne göreyim.Çiğköfteci Ömer Usta! Bandırma'da 2008'den beri hizmet veriyordu ve Kocaeli'ye geldiğim ilk günlerde aradığım lezzet olmuştu.Bazı kanallar aracılığıyla İzmit'e açılmaları yönünde ısrarcı olmuştum.Şimdi ise açılmışlardı.Dört yıl boyunca Sait abonesi olmuştuk.Bu şehir bazı arzularım için gitmemi beklemişti sanırım.
(Açıldığını bilsek SOLAKOĞLU çelengi yollardık)
Tabi bu açılmasının şerefine hemen yakıtımız olan bir dürümü kaptım.Dükkanın içinde daha önce gelen müşterilerin fotoğrafları,notları vardı.Yepyeni bir fikir olmasa da nostaljiyi sevdiğimden benim hoşuma gitti.Levhanın tam altında 'Acınızı paylaşıyoruz' yazıyor.Efsane bir söz ile Ömer Usta'dan ayrılalım:Çiğköftenin iyisi iki kere yakar.
Yola devam ederken Lucca,Trio,Snoopy Pizza gibi hafızamda yer etmiş mekanların önünden geçtim.Genelde üniversite gençliğini görünce insan,ister istemez bir özlem duyuyor o günlerine.Şimdi bambaşka bir noktadasın,bambaşka sorumlulukların var.Kafayı silkeleyip Bulvar'a varıyorum.
Dört yıl boyunca vazgeçilmezim olan,yurt ve apart hayatımda karnımı pek çok kez doyurduğum yerdeyiz.Kasap Yücel.İkinci öğretim olmanın vermiş olduğu bazı durumlar vardı.Ders geç bitince yemek yapma ile uğraşmıyordunuz.Ben ne mi yapıyordum?Çekiyordum bisikleti Yücel Ağabey'in dükkana.Önce bir köfte,kesmedi mi yarım tavuk ve şişe kolayla taçlandırıyordum menüyü.Hazırlanırken köfteler,tavuklar gazete de okurdum.
(En güzel alışkanlıklarımdan biri)
(Her zamanki masamızdayız)
Yücel Ağabey ile sohbet ettik.Ne yapıyoruz ne ediyoruz diye değindik.Başta saçları kestirmiştim olduğumdan çıkaramadı tabi.Ona da anlattım İzmit'i özlediğimden geldim.Burası bütün sene ağır bastı bana diye.Beni en mutlu eden şeylerden bir tanesi 'Kalacak yerin var mı?' sorusu oldu.İnsanın gideceği şehirde insanının olmasından daha güzel ne olabilirdi ki?
(Hatıra fotoğrafı çektirmeseydik ayıp olurdu)
Hanımına ilk müşterilerimizden diye tanıtması ister istemez kıvanç duydurdu.Her şey bir kenara samimiyet duygusu harika bir şey.
Sıradaki durağımız yine gıda üzerine.Ya arkadaş,ne mide var sende de,dediğiniz duyar gibiyim.Yapacak bir şey yoktu,her zaman gelemediğimden ne hatıram varsa tatmak istiyordum.
Geldik Toros Dondurma'ya.Bandırma'da Öztaylan'ı vs vardı ama ben böyle dondurma yemedim.Toros,muzunu ve diğer meyvelerini alıp kendi yapıyordu dondurmasını.İmkanı olanlar gerçekten gidip yesinler.Bulvar'ı takip etseniz kolaylıkla buldurursunuz.
(Toros Dondurma)
Sohbet ederken,ben burada yaşasam gelip hep alayım da kısmet işte,dedim.Ağabeyim de 'Kısmet,İnşallah yeniden yolun düşer de ikram ederiz' dedi.Kısmetti,hayırlısı b'olum
(Benim tavsiyem muz,karadut,kavun karışımı)
Biraz daha turlayıp evin yolunu tutuyorum.Bu günlük bu kadar yeterdi.
(Misafirliğe de götürmek için birebir bu dondurma)
Ertesi gün yine yollardayız.Ozan yine katılamıyor,finaller,malumat.Düne göre daha serin ve yağışlı bir hava vardı.Geziyi planlamadan evvelki hafta ortalık kavruluyordu.İzmit'in de sıcağını bildiğimden endişe etmiyor değildim hani.Bu havalarsa iyi olmuştu.Soğuğa çare vardı en azından.Bu gün ilçe değişikliği yapacağım.Gölcük yolları taştan.Gölcük ile yolum trompet için kesişmişti.Önce Kadir Hoca sonrasında Serkan Ağabey bilgilerini paylaşmışlardı benimle.
(Havanın hali nice)
(Vilayet Köprüsü,Gölcük seferi için ideal)
Askerlik sonrası henüz çiçeği burnunda bir haldeyken yeniden bir askeri birliğe gitmek değişik bir deneyimdi.Sivildim bu sefer.Gölcük yolu.Az yolunu tepmemiştim buranın.Gölcük'e ilk gelmeye başladığım günlerde 99 depremi sonrasında şehrin toparlanmış olduğunu görüp o günleri yeniden yaşamamayı dilemiştim.Allah tekrarını yaşatmasın İnşallah. Serkan Ağabey ile sohbet etme imkanımız oldu.Ben gayet keyif aldım.En son görüştüğümüzde 'Ben bunun son görüşmemiz olduğunu düşünmüyorum,yine karşılaşırız' demişti.Ben de aynı temennilerle ayrıldım yanından.Yineliyorum,gittiğiniz şehirde insanınızın olması çok güzel.
(Gölcük dönüşü)
(Tarih dersinden aşina olduğunuz Yavuz Gemisi'nin pervanesi.Midilli'nin ki Gölcük Meydan'da)
Gölcük yolculuğu dönüşü Kandıra Sapağı'ndan da geçtik haliyle.O durağı çok geç keşfetmiştim.Aparta beş dakikalık mesafedeydi oysa.
Yeniden merkezdeyiz.Biraz daha kapı yapalım.Bu aşağıdaki fotoğrafın şöyle bir önemi var.Gölcük Seferlerinde bu direğe bağlardım bisikleti.
(Dönüşlerde bisikleti olduğu yerde görmek iyi bir şeydir.İzmit'te görmediğim bir gün olmuştu ki felaketimdi)
Körfez Sahaf'a yürüdüm.Şehir merkezinde Dominos Pizza'nın olduğu pasajda sahaf.Niyetim İlhan ve Bayar Ağabey ile karşılaşmaktı.Körfez Sahaf'ın da yeri bende yeri çok ayrıdır.Kendileriyle 3.Kocaeli Kitap Fuarı'nda tanışmıştım.Presstij Kitap olarak seyir yeri açmışlardı.Batman,Spiderman,Zagor gibi çizgiromanların bazı sayılarını hemen almıştım.İlerleyen zamanlarda gerekli olan eksik sayıları tamamlamamda da çok katkıları oldu.Yeni karakterlerle tanışmamda da katkıları yadsınamaz.Annemler,dayımlar hep anlatırdı.Bizde Zagor,Tommiks,Teksas alınır okunur,arkadaşlar arasında dönerdi diye.Bayar Ağabeyler ile iyi bir dostluğum vardı.Kocaeli'de okurken nadir de olsa uğrar çizgiroman sohbeti yapardık.Ve sağolsunlar,hiç bir zaman etiket fiyatını ödetmediler bana,hep uygun fiyattan verdiler kitapları.İlhan Ağabey'in sahibi olduğu Presstij Kitap'tan çıkan Cassidy serisiyle tanıştım bu gidişimde.
Genelde yakın geçmişte çıkan serilere mesafeli durmuşumdur,Batman dışında.Ama Cassidy beni bir şekilde içine çekti.Çizgi romanı okurken bir karede 1970'lerin bir parçası çalıyor mesela.O zamanların müziklerine hayranım ki,anında parçayı açıp dinledim okurken.Ve bu bir çok sahnede oldu.Aksiyonu ve biraz mistik havasıyla beni cezbetti açıkçası.
Tadı damakta kalan tatlı hatıralarla dolu bir yakın zaman nostaljisi… 1970'lerin Gene Hackman, Clint Eastwood ve elbette ki Steve McQuenn'li gangster filmlerinden esinlenilmiş bir macera ve aksiyon serisi.
Bazen Raymond Cassidy gibi acımasız bir adamın bile ikinci bir şansı olabilir… Fakat geriye kalan zaman çok kısıtlı… Melankolik bir blues eşliğinde yolculuk başlıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Cassidy'i internetten sipariş vermeniz veya D&R aracılığı ile temin etmeniz mümkün,eğer gidip kitap almanın yanı sıra çizgi roman sohbeti yapamayacak imkanınız yoksa.
(Bayar Ağabey ile beraber.Arkada beni al diye bağıran çizgi romanlar)
Fotoğrafta görülenler daha hiç bir şey.Büyülü Rüzgar,Mister No,Zagor,Durango dükkanın diğer raflarında meraklıları için bekliyor.Ben herkesin kendine uygun bir şey bulabileceğini inanıyorum.Siz bir gidin derim.
Dükkana İzmit'ten ayrılmadan yeniden uğradım.O gün orada Türkiye'nin en iyi koleksiyoncularından biri olan Lami Tiryaki ile tanıştım.İsmen biliyordum kendini.Okuduğum bazı çizgi romanlara ön söz benzeri yazılar yazmıştı.'Siz koleksiyon yapıyorsunuz,değil mi?' dediğimde 'Bu dükkana gelen herkes koleksiyoncudur' dedi.Kendisinin anılarını da dinleme imkanı buldum.
Bu şehir kendinden bir şey bulan için gerçekten güzel.
Körfez Sahaf'tan müsade isteyip kalktıntan sonra başka bir yakışıklı kobis bulup yola çıktım.Yahyakaptan tarafına doğru uzanmak niyetimdeydim bu sefer.Yollar tanıdık,bisiklet emanetti.Olsun,bu yolları iki teker üzerinde yeniden geçebildikten sonra emanet veya şahsıma aitmiş önemi yoktu.
Yeniden Bulvar'dan geçtim,Doğu Kışla'dan akabinde.İnsan zaman zaman şu düşünceye kapılıyor:'Hiç gitmemişim gibi'
Mehmet Ali Paşa'ya caddeden değil de sevdiğim ara sokaktan girdim.Bu ara sokağı ben çok seviyorum.Şehrin patırtısının arasında kapı önünde oturan yaşlı amcaları,top oynayan çocukları,evlerin balkonda asılı olan çamaşırları gördükçe mutlu oluyorum.Samimi bir ortam burası.
(O kadar mahalle ortamı ki,şu sağda görülen ahşap kaplamalı evin önünde ayakkabılar duruyor,dış kapı olmasına rağmen)
(Halı,araba yıkanınca sokak ıpıslak olurdu)
Sokakta dondurma yiyen çocuğu gördüm.'Onu yedikten sonra su içeceksin,değil mi?' diye sordum.Tabiki,diye yanıtladı.Aferin,deyip yoluma gidiyordum ki arkadan seslendi:'Senin adın ne?'
Doğukan,dedim.'Aaa Survivor'da da Doğukan var!' dedi.Benim de adımın aslında o Doğukan'dan geldiğini anlattım.Vedalaşıp ana caddeye çıktım.
Artık akşam bastırmaya başlamıştı.Ben arabaların yansıyan fren ışıklarına bile hayranlıkla bakıyordum.
(Akşam vakti geliyordu-Yahya Kaptan Kavşağı)
O kadar gezmek acıktırmıştı.O civarda yiyebileceğim en iyi şey Kocaeli Köfte idi.Pedalladım oraya.Kocaeli Köfte,güleryüzü olsun,sıcaklığı olsun ve tabiki de lezzeti ile benim ayağımı alıştıran bir lokantaydı.İçeri girince boş yer arandım.Cam kenarı iki kişilik bir yer vardı.Boş olduğunu öğrendikten sonra oturdum.
(Yakışıklı da gözümün önündeydi)
Gelen şef,en güzel yere oturdunuz diye ekledi.'Oturdum oturmasına da karşı sandalye boş,onu ne yapacağız' dedim,gülüştük.'Parlıyorsun,o da olur İnşallah' dedi,ben de 'Allah merhametliler ile karşılaştırsın İnşallah' diyerek muhabbete ara verme niyetindeydim.Çünkü sohbet koyulaşmak üzereydi.E acıkmıştım.Kendisine çok acelem olduğunu belirterek bir porsiyon köfte siparişi verdim.
Ben bu güne kadar böyle bir şey görmedim,beş dakika olmadan tabak önümdeydi.
(Üzerine pul biber sepelenmesini bekleyen köfteler)
Her yudumda etrafa baka baka keyfini çıkara çıkara yemeği bitirdim.Hesabı ödeyip şefle tokalaştım.Uygun bir vakitte oturup karşılıklı sohbet etmek istediğini söyledi,ben az biraz gezginliğimden söz ettim.'Olsun be ağabeyim,yine olsun yine gelirsin,yine bekleriz,yine konuşuruz' dedi.
Güzeldi bu şehir,güzel.
Acelemin sebebi şehir merkezine yetişebilmekti.Akşam ezanını,İzmit'e çökmüş akşamla beraber,çınar ağaçlarının altında kuşların artık eve dönüp,yatma sesleri,insanların iş çıkışı evlerine dönüş telaşeleri beraberinde duymak istiyordum.20:32 Akşam Namazı vaktiydi.Vakte yetişmiştim.Tam hayal ettiğim gibi ezanı dinledim.
(Mimar Sinan yapımı Yeni Cuma Camii)
Yeni Cuma Camii'nin elektrik projesinin peşine düşmüştük zamanında.Bir cuma çıkışı caminin imamıyla kendimizi tanıtıp durumu belirtmiştik.O gün cenaze de vardı.Ne günlerdi.Osman ile yaşadığımız bir maceraydı.Yine Yeni Cuma'ya yolumuz Berhan ile dış aydınlatma için düşmüştü.Wall-washer'ların fotoğrafını çekmiştik. 'Burada,led aydınlatmayı uygun gördük Necmi Hocam'
Akşam namazı sonrası şehri biraz daha turladım.Yürüyüş yolu civarındaydım büyük çoğunluk.
(Şu yukarı caddeden Gezi Olayları sırasında S.W.A.T. görünümlü Çevik Kuvvetlerin patır patır indiğini biliriz)
(Hemen solda Snoopy.İleride Meg Yemek.Mc Donald's ile hep karıştırırdım söylem olarak)
Eve dönünce baktım Ozan daralmış,kötü arkadaş olarak çeldim aklını,bir hava almaya çıktık.Akçakoca'dan bayır aşağı koyverdik kendimizi.Şehrin ışıklarına yaklaşa yaklaşa geldik.İstikamet Mola oldu.Muhabbetin önemli durağı.Bu günü de hafiften kapattık böylece.
(Yeni günden merhaba)
Bugünkü planım Kocaeli Üniversitesi.Günlerden cuma olduğundan soluğu Yeni Cuma Camii'nde aldım.Cuma sonrası,Vilayet Durağı'ndan Hat 33'e bindim.
Okula girişimi yaptıktan sonra Mekstar Kafe tarafına yöneldim.Milletin final telaşesi var iken,okulda sınavı olmadan dolaşmak da değişik bir şey.Sağda solda notlarına bakan insanlar,okuldan çıkarken ertesi günkü sınavın çalışmasını planlayan insanlar.Benzeri ceremeleri çektikten sonra biraz ferah çıktığımı söyleyebilirim.
Birkaç adım attım ki.Bir tanıdık.Evet Jennifer.'Hi Jennifer,where are you from,how much is your jacket?' Tabiki de Jennifer Mennifer yok.Acun Firarda'da değiliz.
(Harbi ceketi kaça aldın,Ümit?)
Ümit,Koütik'ten arkadaşımdı.Kendisiyle ayaküstü sohbet ettikten sonrasında iyi temennilerde bulunup ayrıldık.Tanıdık simalar görmek mutlu etmeye başlamıştı.Görüldüğü üzere ceketim kolumda.Umuttepe Kampüsü'nün en belirgin özelliği,gündüz hava sıcak olabilir ve akşam da alabildiğine donabilirdiniz.
(Umut Sarıkaya'nın bu efsanevi karikatürü Kocaeli'deki üniversite yaşamımı özetleyebilir)
Ümit'ten ayrıldıktan sonra istikamet kütüphaneydi.Kütüphaneye yalnızca sınavdan sınava gelmezdim.Hatta sınav zamanı pek uğramazdım.Özellikle Marmara Salonu'nun açılamayan camlarından dolayı belli bir noktadan sonra karbondioksit soluduğumuza inanırdım ben.
(Baki Komsuoğlu Kültür ve Kongre Merkezi,içeriye ilk girişimizi Abbas Güçlü'nün programı ile yapmıştık)
(Birkaç adım daha, az kaldı)
(Nihayet yüzyüzeyiz)
İçeriye girdim,öncelikle alt katı bir turladım.Gazete okunan yeri gezindim.Tabi bu arada memur bayanı da gözlerim aradı.Bazı simalara denk geldim ki,ben üniversiteye geldim geleli üniversitedeydiler ki benden üç veyahut dört dönem üstteydiler.Allah yardımcıları olsun.
Üst kata çıktım akabinde.Ve boş bulduğum bir yere oturdum.Üniversite öğrencisiymişçesine oradaydım.
(Harıl harıl çalışan öğrenciler-'Birinci öğretime buradan hiç soru sormamış,bize sorar o zaman'
Ben öğrenciyken kütüphanedeki garip garip şeylere uyarı gelirdi.Bir masaya iki sandalye çekmeye,masa birleştirmeye anında kütüphane görevlisi arkadaş damlardı.Sanki lisede arka sıralardaki ortamı yaratacaktık,bir soru,konu var ki beraber oturmuşuz değil mi?
Sessizliği muhafaza etme adına kendi benliklerinde haklıydılar da.
(Şuradaki koltuklar gerçekten rahattır ve içine gömüldün mü,uyumak işten bile değildi)
(Bu rafların arasında az kitap aramadık)
Üniversitedeyken kütüphanedeki bütün kitapları okuyamacağım endişesi sarmıştı beni.Buradan mezun olup gideceğiz ve ardımızda okuyamadığımız pek çok kitap olacak demiştim.Ve nitekim de öyle oldu.Ardımızda okunmamış pek çok satır bıraktık.Yüzüklerin Efendisi'nin cilti şurada mıydı?
(Kütüphanenin özenli köşelerinden biri)
Kütüphaneki sürprizli durumlardan birisi 'Ayın Kitabı' olayıydı.Her ay kodu verilen bir kitap ayın kitabı olurdu.Fotoğrafta ayın kitabının kodu yer almakta.Bu kütüphanenin farklı yanlarından yalnız biri.Çalışan personelin özverisinin olduğu daha pek çok nokta var.
Sonrasında kütüphane çalışan memur bayanı buldum.Çalışma odasına girince diğer dört memurun çalıştığı masadan onunkine yöneldim.'Sizin ne vardı,ceza kitap mı?' dedi.Ziyaret diyerek yanıtladım.Kendimi tanıttım.Hatırlayabildi beni,ceza kitap ve üniversitedeki korsan kitap satışına dair yaptığım ihbar vb durumlardan.Okuduğuma,askerliğime vs. değindim.Askerdeyken paylaştıkları her kütüphane ve üniversite fotoğrafında dibimin düştüğünü ve aşırı özendirdiklerini belirttim.'Çorba çeşmemiz açıldı,kütüphanemizden kar manzaraları,kütüphanemizin şu an ki hali' Beni buraya getirenin de böyle hareketler olduğunu ve İzmit'i özlemem de pay sahibi olduklarını belirttim.
Kendisi de böyle bir geri bildirim almaktan memnun oldu gördüğüm kadarıyla.
Sonra bana adımı sordu,'Doğukan' dedikten sonra,'Doğukan Solakoğlu mu?' dedi.Evet,nasıl bildiniz dedim.En çok beğenenler arasındasın ve muhakkak bir yorumun oluyor dedi.Haklıydı.Beklediğimden çok daha uzun bir sohbet gerçekleştirdik.Fotoğraf çekilme davetim epey düşündürttüyse de kendisini,kibarca reddetti,devlet memuru olmasından dolayı.Ben de üstelemedim haklıydı,mesleki olarak sıkıntı yaratabilirdi.Serkan Ağabey ile fotoğrafımı da bu sebepten ötürü koymadım buraya.
Biz sohbet ederken 2014 girişli bir öğrenci geldi.Vay be dedim içimden,biz üniversiteden ayrılırken adam gelmiş.Aklıma yeni yıl karikatürleri geldi.Hani eski yıl,yaşlı dede olmuş gidiyordur,yeni yılsa daha bebektir,geliyordur.
Öğrenci ceza durumundan dolayı kitap getirmişti.Ben de zamanında benzeri duruma düşmüştüm.Nasıl olsa evden bir kitap götürürüm diye savsaklamıştım üzerimdeki kitabı.Ama meğer kütüphanenin istediği kitabı getirmeliymişim.Burada şaşırmıştım biraz.Sistem şöyle işliyor aslında,öğrenciler kütüphanede görmek istedikleri kitapları talep ediyorlar.Kütüphane ödenek veyahut ceza kitap sistemi ile bu kitapları temin ediyor.Bence gayet iyiydi.
Yeniden görüşmek üzere vedalaştık.Gittiğin şehirde insanının olması güzeldi insanın.Kapıdan çıkarken 'özendirmeli çalışmalarınızın devamını dilerim' dedim
Biraz da fakülteye geçelim.Fakülteye kütüphanenin yakınındaki F girişinden girdim.Elektronik Haberleşme,Kimya ve Elektrik Mühendisliği Bölümlerine girişte beşikti burası.Tanıdık simalar görüp selamlaşmaya devam ediyordum.
Çantamla,telaşeyle,sınavdan sınava projeden projeye koşarken geçtiğim koridorlara yeniden baktım,ne kadar sakindi.
Sakin olan koridordan hocaların koridoruna geçtim.Kapısı açık olan odaya yöneldim.Bitirme tezi hocam da olan Doç.Dr. Ali Bekir Yıldız'a uğradım.Sektörü ve gelecek planlarını değerlendirip konuşma imkanım oldu.Bölümün özverili hocalarındandı kendisi.Okurken bazı arkadaşlarla konuşurduk,şu hocaya uğrarım bu hocaya uğrarım diye.Uğranacak hocaların başında Ali Bekir Hoca vardı.Ders anlatması bir kenara,öğrenciye verdiği değerle,bizim için de farklı bir yerdeydi,değerdeydi.
(Saygıdeğer hocam ile beraber)
Ali Bekir Hoca'nın odasından çıktıktan sonra Hasboy'u aradım.Açmadı.Sınavdaydı herhalde.Ben de okulu dolaşmaya çıktım.
(Umut Cafe'den çektim bu fotoğrafı.Henüz fidan olan ağaçlar bir yılda ne güzel de yeşillenmişti)
(Kyk Yurdu Girişi)
(Sosyal Tesisler sağda gözüküyor.Bu park alanında ise bahar şenliklerinde canlı performanslar olurdu)
(Burada dört mevsimi de yaşadım.Karı da güneşi de gördüm.Şu soldaki yeşillikte trompet bile çaldım.Ben burada yaşadım)
Tüm yol boyunca Kocaeli'ye dair hiç bir sesi kaçırmamak için hiç bir müzik dinlemedim.Ki benim kulaklık,kulağımda olmayacak ha?Özen gösterdim bu konuya.Ama tam da bu yoldan yürürken geri duramadım.Anılarla notalar beraber yürüdü.
(Daft Punk - Fragments of Time ft. Todd Edwards,bu yola sözleriyle bütün olarak yakışıyordu)
"Driving this road down to paradise
Letting the sun light into my eyes
Our only plan is to improvise
And it's crystal clear "
(Ağır ağır çıkacaksın bu yoldan,bayır yukarı olduğundan kıçın dışarıda kalarak)
(Umuttepe,köpekleriyle canlıydı.Sağ tarafta eğitim fakültesi.Birinci sınıfta bazı deneysel aktiviteler için uğrak yerimdi)
Fakültenin önüne geldim.Hasboy'u buldum dağıtım sınavından çıkmıştı.Mutluydu Hasboy,sınavı yapmıştı.Akabinde patır patır,diğer dostlar çıkmaya başladı fakülteden.Ağzım kulaklarımdaydı.İstemsiz gülüyorduk.Umut Cafe'ye oturduk.
(Hasboy'u,Armağan'ı,Ahmetcan'ı,Çapkur'u anlaşıp saatleşsek buluşamayacağımız masanın etrafındaydık)
Sanki beraber çıkmıştık sınavdan.Ve sınavı,sınavın hocasını değerlendiriyorduk.Ben hiç gitmemiş gibiydim,arkadaşlarım da aynı şekilde hissetmişlerdi sanırım.Kimin umrundaydı,her şey çok güzeldi.
Herkesin belli başlı işleri olduğundan dağıldık.Ben de Berat'ı sınav çıkışı yakalamak üzere fakülte önüne gittim.
(Sony'nin buzlu cam efektli ön kamerası,'Berat ile Sınav Sonrası' nı sunar)
Berat ile yemekhaneye geçtik.İki lira karşılığında salatana suyuna kadar yemek olayını da özlemişim.Kendini yeniden öğrenci gibi hissetmek de güzeldi.23 Nisan'da bana vermelerini isteyeceğim koltuk 'öğrencilik' olur artık,eminim.
Berat ile sınavları dolayısıyla yeniden ayrılıyoruz.Ve ben geldiğimden beri bir türlü denkleşemediğim Zeynep ile buluşmak üzere Hat 33'e atlıyorum.Kadir ile beraber beni Tchibo'da(Dolphin) bekliyorlardı.Bekletmiştim onları biraz.E az daha Berat,ben ve Hat 53 şoförü hep beraber çay içmeye oturuyorduk.Eğer şoför,aracın hareket saati geldi kardeşim,diye silkelenmeseydi,bunu gerçekliyorduk.
Kadir ile ilk defa görüşmeme rağmen kafamız bağdaşmıştı ve sohbet alıp başını gitmişti.Mekana bağlanıp kımıldayamadığımız sonradan aklımıza geldi.Yeni Cuma'nın oradaki çay bahçesine gittik.Sağolsunlar bu tanışma ve keyifli sohbet için hem Zeynep hem de Kadir düzenlerinden feragat etmişti.Kadir,milli sporcuydu,bisiklet konusunda.Gaziantepliydi.Hemen belirttim,güneydoğu anadolu deyince aklıma kocaman bir yemek tabağı geliyor,içinde o yöreye ait lezzetlerle dolu.Ben ki yemek düşkünü.Bir de bu hususları Gaziantepli biriyle konuşunca,al başını gitti sohbet.
Ertesi gün kafamıza bir şeyin dank edeceğini bilmeyerek,muhabbetin tadı damağımızda ayrıldık,beni eve kadar getirdiler.Bisiklet ile olacağını tahmin etmiştim en başta ki,otomobille getirdiler.O bir şey ne miydi,fotoğraf çekilmemiştik.
Artık Kocaeli'den ayrılma vakti geliyordu.Sıkı bir gün geçirmeye hazırdım.Ozan'ın sınavı olduğu için gündüz eşlik edemedi.Ya biz bu adamla hiç mi oturamadık?Hain kostok,finaller.Açığı Erdek'te kapayacağız artık.Berat ile bu son,bu son diye diye,belki de geçen sene geçirmediğimiz kadar çok vakit geçirmiştik.Bir takım işlerini halletmesi gerektiğinden çarşıya inecekti.E fırsatı,gıdaya dönüştürdüm.Pişkin'e gittik.Ve tıka basa yedik.Açıkta kalan kısımları kahkahalar doldurdu zaten.Biz kahvaltı ederken taşlardan sekercesine yağmur yağdı.Bize vakit kazandırdı biraz bu.
Berat'ı geçirmek için durakta beklerken,Demokrat Parti Otobüsü geçti.Biz de yerelde millet vekili adayı sandık.Otobüs yakınladı.Ön tarafta Kocaelispor atkılı biri vardı ayakta.Dedik herhalde aday bu.Adam bizi selamladı.Otobüs biraz ilerledi ki biz de otobüsün yan tarafını görebildik.Az önce bizi selamlayan adamın fotoğrafı vardı otobüste.Meğerse Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal'mış.Nereden bilelim,diğer siyasilerin yanında popülaritesi yoktu.İş popülerlikten geçiyor sanırım.Benim gözlemlediğim çevre halk da bizimle aynı bilmezliği paylaşıyordu.
Berat'ı geçirdikten sonra Kedi Kafe'ye gittim.Üniversite hayatım boyunca ilk sene ile başlayarak önemli bir yer edinmiş bir kafeydi.Bazen otururken bir canlı müzik sesi gelirdi,bir bakardınız enstürmanlarını almış üç dört kişilik bir grup müzik yapıyor.Kültürel aktivitelerde de Kedi önemli rol oynuyordu İzmit'te.
(Kedi'nin bulunduğu sokak)
(Girişler çok kalabalık,içeride oturmaktan fayda var)
(Anneanne koltukları.Tek başımıza işgal etmeyelim şimdi)
(Asma kattan bir görünüm)
Asma kata çıktım.Dişime göre bir masa burdum.Diğer masalarda sohbet eden çiftler,ders çalışan üniversite gençliği vardı.Ben de gezgin olarak yer ediniyordum Kedi'de.

(Her yerimizden gezginlik akıyor)
(Bir öykü iyi giderdi bu caz müzik eşliğinde)
Türk Kahvesi eşliğinde öykü okudum.Öykü bittikten sonra kalkıştım.Sonsuza kadar burada kalamazdım.Başka boyutlarda kalan hallerim vardı belki.
Kedi'yi İzmit'te olanlar biliyordur.Bilmeyenlerse gidip İzmit'in gösterişten uzak,kendi halinde ,sakin,özgün kafesinde güzel vakit geçirebilir.Asma katta ödünç kitap alabileceğiniz kitaplığın da bulunduğunu belirtmeliyim.
Belsa'ya yakışıklı almak için gittim.Ne yazık ki Belsa'da bisiklet yoktu.Hüsran.Acil çözüm bulmalıydım.Yanımdaki ekrandan çevredeki istasyonları kolaçan etmek için imkan vardı.
(Mimar Sinan Köprüsü en yakın çözümdü.Benim olacak Fıstık! Vuracağım kırbacı)
Mimar Sinan Köprüsü'ne doğru yollanmışken Hurmalar'ın önünde bir baktım Berkay kapının önünde.Ne habersin muhabbeti sonrası,Necmi Hoca'nın topraklama projesini bastırmak için beklediğini söyledi.Tezgahı iyi yere açmıştım.Biraz sonra uzaktan Sıla gözüktü.Tabi benim terhis olmama şaşırmıştı,o da Alican'ın yolunu gözlüyordu.Ayaküstü sohbete devam ederken Alp Toros çıkageldi.Yok artıktı.Hasbiler ile nasıl anlaşıp buluşmaya kalksam görüşemeyeceksem bu kadro için de aynı şey geçerliydi.Necmi Hoca'nın 'yönlendirici kişiliği' sayesinde karşılaşmıştık.
(Necmi Hoca'nın özgeçmişinden alıntı)
(Meslektaşlar ile bir fotoğrafımız da olsun)
Onlar proje bastırmaya Hurmalar girdiler.Hurmalar'a az buz para vermemiştik.Her türlü proje basımda kapılarını çalmıştık.Bölüm burayla da ilintiliydi belki.İş ortakları olarak Entegre,bir;Hurmalar iki numaradaydı tahminimizce.
Bunların hepsi gerçekleşirken Mimar Sinan Köprüsü'ndeki fıstık gitmişti.Ben de otobüs kullanmaya karar verdim.Onu da tadalım dedim.
(Yenişehir Mahallesi yolcusu kalmasın)
Durakta beklerken geçen her Hat 88 ile yeniden Osmanlara çıktım.Bölüme dair olan şeyler uğraştık.Bu otobüsler anı taşıyordu.Dünya Bankası'nda oturan kimse kalmamıştı artık.
(Welcome to Batı Şeria.İzmit denince akla gelen yerlerden)
Mehmet Ali Paşa Mahallesi'ni bu şekilde adlandırıyorlardı.Bir nevi Batı Şeria'da yaşam sürdüm üç yıl.Hoşnutsuz muydum?Tabiki de hayır.
Öncelikle mahallenin yegane camisine uğradım.İkindiye denk gelmiştim.Mahallenin belli bir yerlisi olduğundan,kim bu bakışlarına maruz kaldım.
(Merkez Yavuz Selim Camii)
Evet mahallenin derinliklerine girebilirdik artık.Yavaş adımlarla etraftaki her şeyi hafızama kazıya kazıya ilerledim.
(Şehirden izole olmuş mahalle ortamım)
Çoğu kişi,şuradan bir kurtulayım bir daha uğrarsam...derdi.Ben geçmişimi,geçmiş dokularımı seviyordum.Kaç kez geçtiğimin haddi hesabı yok,bu yollardan.Yeniden geçmek için imkansızdı.Yaşam koşulları değişmişti.Ne kadar imkansız desem de bu geziyle bu fırsatı elde etmiştim.Konuşarak vakit kaybetmeyelim.Gideceğimiz yer belli,apart.
(Sonradan Çiçekçi Apartamanı adını alan apart,üç yıl boyunca bana müthiş bir yuva oldu)
Haydi içeri girelim.Basamakları tırmandım.Her zaman yaptığım bir şeymiş hissiyatı burada da bana hakim oldu.Apartta üç farklı daire kaldım.Hepsinin farklı bir yeri var.
(Bu dairede üçüncü sınıfı geçirdim.Terası vardı.Bulunmaz nimetti)
Arka balkona çıkmak için ilerlerken geçen sene kaldığım dairenin önünden geçtim.İçeriden bir çift çıktı.Bu kim bakışlarına alışmıştım,sıkıntı yoktu.Ben çıktım balkona efendi gibi.Etrafı seyredaldım.
(Şu sağdaki apartmanın daha temeli atılıyordu.İnsanlar yerleşmiş bile)
(Balkonun mahalleye hakim açısı vardı)
(Camın önüne at masanı,dersini çalış,yemeğini ye.Şükür ki güzel şeyleri yaşamak için imkanım oldu)
(Aparta şehir tarafından gelirkenki giriş)
(İşte benim cam önü.Önüydü yani)
(Bu bahçede Zelda'yı(misafir tavşan) bile dolaştırmışlığım var)
(Artık başka ayaklara,'hoşgeldiniz' diyen paspas)
(Geçen sene(27.06.2014) gözyaşları ile terk ettiğim basamaklar)
Bu sefer bu şekilde bir terkediş olmadı.Sevinçliydim yeniden gelebildiğim için.Caddeye doğru yola çıkmaya koyuldum.
Sevdiğim bir dükkanı gördüm.Ne yalan söyleyeyim unutmuştum.Ancak görünce her şeyi hatırladım.Terzim.Apartta ütüm yoktu.Gömleklerimi getirir burada ütületirdim.Bir gün gömlek acil lazım.Terzinin daha ütüsü ısınmamış.Terzide duran bayanlardan biri aldı gömleği,evine gitti,ütüleyip getirdi ve beş kuruş dahi almadı.Bu mahalle benim gönlümü pek çok noktadan fethetti.
(Mahallemizin terzisi)
Köşeyi dönüyorum.Mahallenin bakkalı.Muhabbetimizi yaptık,sağolsun çay ikramında bulundu.Havacılık hususlarını konuştuk.Mahalleyi mahalle yapan oranın insanıydı,anıların payı olsa da.
Bakkaldan çıktıktan sonra istikamet cumartesi pazarıydı.Mahalleye gelmek için bu günü seçmemin bir sebebi de buydu.
O kadar güzel bir düzenim vardı ki.Cumartesi gelir peynirimi,zeytinimi,meyvemi,sebzemi alırdım.Tanıdık esnafla selamlaşır sohbet ederdim.Askerde ilk evci izninde pazara gidince buradaki pazarı öyle bir aradım ki anlatamam.Bülbülü altın kafese koymuşlar,yine de vatanım demiş.Bir saniye vatan,Bandırma?İzmit? Dur o konulara hiç girmeyelim.Pazara girelim biz.
Pazar her zamanki kalabalığındaydı.Gitmeyi arzuladığım tezgaha nihayet vardı.Peynircim.Her cumartesi ayaküstü sohbet ederdik.Bir bağ oluşmuştu ister istemez.Ben gelmeden iki hafta önce de beni konuşmuşlar,geliyordu ne oldu acaba diye.Ben olan bitenin bir özetini geçtim.Özlemin beni bu yollara getirdiğini anlattım.Sen yanmışsın dediler.E dedim,az ağaç çekmedik,güneşin altında beklemedik askerde.Çayı,helvası,peyniri.Ağzım hiç boş durmadı.Sürekli bir ikramda bulundular,Allah razı olsun.Çay içiyoruz,muhabbet ediyoruz.Paranın satın alamayacağı şeylerin olduğunu görmek güzel.Bir yerde insanının olması apayrı güzel.Ben müsade istedim.Beni,Furkan'ın 'evime gelmişsin,misafirim olmuşsun gibi hissettim demesi ,çok mutlu etti.
Yıllardır onlar tezgahta ben ön taraftaydım.Ricamı kırmadılar,ben de tezgaha çıktım bu sefer.
(Bu anı ölümsüzleştirmesek olmazdı)
Vedalaşmadan her zamanki peynir ve zeytinimi almayı ihmal etmedim.İmkan olsa da hep gelip alsam.
Anlatıyorum ama,sizin de pazar ortamını yaşamanızı istiyorum.
Yolumuza devam ediyoruz ta ki otogara kadar.Otogara kadar,yolun sağına ve soluna dizilmiş tanıdık yerler veda için el sallıyordu.
(Ellerim poşetlerle dolu olarak,okul dönüşü bu aradan girerdim.Şehir dönüşü girişi)
(Saroğlu'ndan çok nadir ekmek alırdım.Ama kandil simitleri takdire değerdi.Çantamdan hâla o simitlerin susamı çıkıyor)
(Evimin bütün perdelerini buradan aldım.Yok be.Yahyakaptan tarafından gelirken gireceğim aranın göstergesiydi hep)
(Köftenin kralı)
(Çeşit çeşit tulumbalara sahip,inanılmaz güleryüzlü personele sahip tulumbacı)
(Paşa Serimler,mesafesi olmasına rağmen gelmekten sakınmadığım harika susamlı ekmekleri olan güzide fırınımdı)
(Yahyakaptan Kavşağı.Önümüzdeki yoldan 27.06.2014'te bizzat kendim Bandırma yoluna aracı sürmüştüm)
(İleriden otogara çıkılıyor.Çoğu gece,otobüse gitmek için takır takır bavulumu çektim öğrenciliğimde)
(Bu aradan girince Yahyakaptan'ın derinliklerine varılıyor)
(Yol kenarı kokoreççisi.İlk ve son kez geçen sene 20 Haziran'da uğramıştım.Ne serin geceydi.Honduras-Ekvator maçı vardı)
(Yahyakaptan'a uzanan yol.Yolun ucu Sdkm'ye uzanıyor)
(Yürüyüş Yolu sonrası yürümekten keyif aldığım yollardan bir tanesi.Yahyakaptan'dan devam ediyoruz)
(Üniversite ilk yıllarında uğrak yerim İkilim.Tantunisi iyidir)
(Tutku Halısaha.Nice maçlara nice havalarda ev sahipliği yapan saha)
Tamam,Şampiyonlar Ligi Finali oynamadık burada,ama gerek Bandırmalılar ile gerekse üniversite çevresiyle yapılan maçlar keyifliydi.Maç sonu toz içecek Tang de cabası.Belki de Nazo'ydu.
(Bir ara erkek öğrencilere tahsis edilecekti,yattı.Camdaki detaya bakarsak,mutlu edilen bir kızı farkedersiniz)
(Vakti zamanında bu basamaklara dizilmiştik mezuniyet yemeği sonrası.Baltürk için sıradan bir gün)
(Gidiyor musun dedi bulutlar.Evet dedim.Tam bir veda halinde dizildiler önümde)
(Geldim,haydi binmiyor musun,diyen Hat 200.Yer değiştirmemi sıfırlamak için bekliyordu)
-Biraz daha sarayım şehri.Lütfen.
-Yine gelirsin,haydi bekletme insanları.
-Geliriz değil mi?
-Kısmette varsa,neden olmasın.
(Otogarların mimarı,mütahiti ne yaptıkları çizimle ne de kattıkları harçla bu kadar anlam yükleyemezlerdi bu yapıya)
(Yeni gelen hoşgele dursun.Bize ironik bir veda bu)
"Oraya zaten orada olduğunuzu farkettiğinizde varmış olursunuz"Eckhart Tolle










































































































































