16 Mart 2012 Cuma

FİTİ FİTİ




Geçen kim yazmıştı facebook'ta hatırlamıyorum.'İnsanı yaptığı değil yapmadığı işler yorar' diyordu.Gerçekten öyle.Yazamamak yoruldum.Blog haftalıktı,aylığa döndü,en son altı ayı buldum.El atmasam dünya kupası gibi dört senede bir düzenlemeye/yazmaya kadar yolum vardı.Ara verince terin soğuyor.Bir süre önce gerçekten bir ivmem vardı.Ve daha önce benzerine rast gelmediğim bir reklam/kısa film tarzı birşey bile yapmıştım.Ama büyük büyük büyük büyük Solakoğulları doğru demiş 'İşleyen demir ışıldar' .Özetle istikrar mühimdi.Solakoğlu demişken.Solakoğlu soyadı 1955'ten beri böyle.Gümrükten geçerken 'Oğlunuz oldu demişler' O gün bu gün böyle.


                            (Kursa yetişmeye çalışırken gözüm çarptı.'Siyasi Matkap')

Yakın zamanda duyduğum iki garip soru var.İlki 'Bu denizde yüzülüyor mu?' Bu soruyu Erdek'te iki insanın arasındaki konuşmaya kulak misafiri olduğumda denk geldim.Diğeri ise 'Sen en fazla kaç gün çıktın?' Şahsıma yöneltilen bir soru değildi bu,Erdek'te bisikletle giderken yine bir kulak misafirliğinden.

Aslında şimdi yazdıklarımı çizseydim daha güzel olurdu:Ev ortamı düşünün.Sevdiceğine romantik anlar yaşatmak isteyen bir erkek.Kızımız mutfaktan çıkar ve haykırır 'Ay bu ne yerler yapış yapış?' Erkek de 'Gül yoktu,gül reçeli döktüm yollarına'    Bunu çizmeli,sadece yazarak harcamayayım.


İstikrara değinmek istiyorum biraz.Malesef birşey üzerine sürekli düşmediğin zaman ellerinden kayıp gidişine şahit olabiliyorsun.Dur onu 'ellerinden kayıp gidiş' demeyelim.Ne zaman birşey senin oldu da gitti denebilir.'Senden uzaklaşması'  diyelim.Bu 'birşey',ders olabilir,k,dil eğitimi olabilir,ı,vücut geliştirme olabilir,z.
Saklamaya gerek yok,yukarıdaki satırdaki gibi fark edilebilececği üzerine 'kız' .'Ah kızlar nadide bir çiçektir,onları sulamak gerekir' gibi şirinliklere girmeyeceğim.Ya da son cümleyi unutun kötü yerlere gidebileceğini fark ettim şimdi.Neyse bu tür konularda üstüne düşmekten öte,bir heyecan,bir itici güç olması gerekiyor,bir kalp çırpıntısı diyelim.Yıllardır hissedilmeyen...Yaratıcılığın zirvede olduğu çocukluk zamanı sonrasında... 

Üstteki paragrafa devam.Ferahlık olsun diye geçtim bu paragrafa.YKY 'nin yayınladığı ''Nazım'dan Piraye'ye Mektuplar'' kitabını gördüm. Konudan kopmamanız dileğiyle arka kapak yazısını paylaşıyorum : 'Arka Kapak

Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Nâzım Hikmet'ten Piraye'ye Mektuplar kitabı, Nazım Hikmet'in eşi Piraye Hanım'a gönderdiği 581 mektuptan oluşuyor. Bu kitabın yanında ayrıca hepsi tıpkıbasım olan ve kitapla birlikte sadece 1000 adet basılan 26 mektubun bulunduğu bir kutu da bulunuyor.

Mehmet Fuat'ın hazırladığı Nazım Hikmet'ten Piraye'ye Mektuplar, Yapı Kredi Yayınları tarafından özel bir baskıyla basılan bir kitaptan ve içinde 26'sı zarfları ile birlikte birebir çoğaltılan mektupların bulunduğu özel bir kutudan oluşuyor. Sadece 1000 adet basılan ve her ikisi de ortak olarak numaralandırılan kitap ve kutu içinde yer alan mektupların tasarımını GMK Başkanı Grafik Tasarımcı Yeşim Demir, Yapı Kredi Yayınları için özel olarak hazırladı.

Kitapta Nazım'ın eşi Piraye'ye gönderdiği 581 mektup bulunuyor. Kutu içinde yer alan ve tıpkıbasım olan mektupların 26'sı da, Nazım'ın 11 Kasım 1933 - 11 Kasım 1949 tarihleri arasında eşine gönderdiği mektuplar arasından seçilerek hazırlandı.

Kitapta yer alan mektuplarda karşımıza çıkan, yalnızca hayran olduğumuz şiirlerin yazarı Nâzım Hikmet değil. Eşi, çocukları, aile ve arkadaş çevresi, yaptığı işler, öteki mahkûmlarla ilişkileri, ülkenin, dünyanın, insanların durumları üstüne düşünceleriyle bir hayatın olabilecek en geniş görünümü… Çoğu, şairin eşine yazdığı aşk mektuplarından oluşan bu çalışma, büyük bir aşkın nasıl olduğunu ve ne anlama gelebildiğini gözler önüne seriyor.

Kutu içinde tıpkıbasımları yapılan 26 mektubun içinde Nazım'ın Bursa Cezaevinden yazdığı 33.11.11 tarihli ünlü "Karıma Mektup" şiiri de bulunuyor. Diğer mektubunda ise Nazım'ın, Piraye'ye ithaf ettiği büyük yapıtı Memleketimden İnsan Manzaraları'nı yazmaya başladığını öğreniyoruz.'  

Tamam mı,dönüyorum konuya,DUR YOKLAMA YAPALIM.Ne konuşuyorduk en son?,doğru yanıtsa sayfa 15 e,değilse 23 e git.Şaka,böyle kitaplar vardı ama.Onları da anmış olalım.


Görüleceği üzere bu kadar metin bir aşkla yazılmış.Sıradan bir gönül ilişkisi olsa bu kadar satır çıkar mı o kalemden.Bir harf bile püskürtmez o kalem.Nazım benzeri bir durumda(ilişki/sevgi açısından) da olmadığım için haliyle birşey yapmıyorum.Yapmıyor yürek.Ona bakarsan beyin neler yapmak istiyor,diyor da.Gerek yok.Bazen oyunda oynuyor bana.Geçen markette şişme yatak varmış,onu resmen 'sevişmeli yatak' diye okudum.Nasıl bir market o diyebilirsiniz:Bim.


Konuyu dağıta dağıta anlatmak istediklerimi tam iletememiş olabilirim,iletişimin son adımı olan siz(alıcı)lere.Isınma olarak görün uzun bir aradan sonra.Nazım  ile ilgili son olarak,bu kadar mektubun ortaya çıkarılıp insanın mahremiyetinin ifşa edilmesinin hoşuma gitmediğini belirtmek isterim.Tamam belki Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde yayınlanıyor olabilir ama,o bile yanlış bence.Kim izin verdi bu olaya,kendisi mi?Güncele uyarlansa kötü olurdu:Berk'ten Aslı'ya SMS ler veya Volkan'dan Cansu'ya Facebook Mesajları.Yıllar sonra evladının gerçek yüzünü,gerçek triplerini görmek şaşırtıcı olurdu okuyabilme imkanı olacak kadar yaşabilen ebeveynler için ve halk için..Berk ve Volkan,Nazım Hikmet 'e ' teğet' bile geçemez ki yazıları da ifşa olsun.Korkusuz Korkak'taki Mülayim'in dediği gibi 'mesela yani' .


 (KOÜ Elo-Hab'dan fotoğraf.Laboratuvarda,atılan mesajlarda,yapılan telefon görüşmelerinde bulunan  tripli,sitemli içeriklerle ilgili araştırma yapılıyor olmalı)


Şubat tatili boyunca her cumartesi evde 'İffet' e maruz kaldım.Deniz Çakır'ın gözleri ne kadar büyük.Aynı Dreamworks yapımı Çizmeli Kedi gibi bakıyor.Örnek 1-a)





Final döneminde kütüphanelerde epey vakit geçirdim.Anıtpark Yerleşkesi'nde de kütüphane olduğunu keşfettim bu arayış içerisinde.O gün elektrik ölçmelerine çalışmış halde kütüphaneden ayrılırken,gözüm Güzel Sanatlar Fakültesi'ne kaydı.'Geçerken bir uğradım'  lık bir kayıt aşağıda videoda.

 

Yağmur yağıyordu.Neyse ki temkinliydim,şemsiyemi almıştım.Islanmıyordum.Yürümeye devam ederken gölgemi farkettim.O da şemsiye tutuyordu ancak ıslanıyordu.Çağırdım onu şemsiyemin altına gelmedi.Apartman kapısının yanındaki duvara yanaştım.O da geldi sonra.Yağmur dinene kadar orada bekledik.


Görüşmek üzere...