19 Ağustos 2011 Cuma

KUPKURU


Yolda bir çift gördüm,yirmili yaşlarında.Kız oğlanın yanağına bir öpücük kondurdu.Ama alıştığımız ve tahminlerin aksine şehvetli,gözler kısılarak,karşı tarafı tahrik edici bir öpücük değildi bu.Beş-altı yaşlarındaki kızın,oğlanı öptükten sonra dudaklarında utangaç bir gülümsemeye sebep olan bir öpücüktü bu.Kıza içten de olsa söylememek mümkün değildi:'Ne güzelsin sen,ne güzel...'


Gece Kanal D'de korku filmi yayınlıyorlar.Gece dediğim Ramazan ile gece kavramı değişti ki,saat iki suları.Tüm tv kanallarına tavsiyem şu ki:'Ramazan'da korku filmi tutmaz.Çünkü sahur vakti kişi daha bir iman gücüne sahip oluyor bence.İster Samara'sı gelsin ister Alice Hudson'ı gelsin onu alaşağı ediverecekmişim gibi geliyor.Şaka bir tarafa.Hey bir saniye.Sesi sen de duydun mu?!


Sivrisinek hortumunu(pipetini) bedene dayamışken yanına dilim limon ister mi acaba?
Diyelim adam yerde sivrisineği öldürdü.Sivrisinek yere konmaz da kondu diyelim.Adam kanını yerde koymuş mu olacak?


Madem kötü espriden girdik lafa.Arkadaşlarla PowerTürk izliyoruz.Yok dinliyoruz.Gözümüz ara sıra kayıyor,oyun oynuyoruz çay bahçesinde.Yeri gelmişken diyeyim,klipler kısır döngü içerisinde.Bir oturuşta bir şarkı,birkaç kere denk gelince akıp giden zamanın farkına varmak istemezcesine kanalın klip haznesi dar diye pislik atıyoruz.Neyse Kendi diye bir şarkıcı var.Sarı saçlı kızımız,görünüm gereği olsun İngilizce'den devşirme ismi çağrışım olarak bana pamuk helvayı hatırlatıyor.Arkadaşın biri 'Kim evladına Kendi diye isim koyarki?' dedi.Bende dedim 'Belki 'kendi' koymuştur' diye.Ben orada gerçek ismini gizleyip sahne adı olarak bunu kullanıyordur demeye getirdim ama 'kendi'liğinden çok anlamlılık oldu.

Mtv,sahura doğru Anti-Sahur Programı olarak Hot Stuff yayınlıyor.


Gerçek 'Survivor' Afrika'da.Kendini abartılı olarak gösterip güldürmeyen,tek oyunun yardım araçlarından dağıtılan paketleri kapmak olan bir yaşam mücadelesi.Sms oyu kullanıp Nihat Doğan'ı vesairesini bir sonraki hafta adada tutmak için çabalayanlar acaba Afrika için sms bağışı yapıp oradaki bir insanı bir gün daha yaşamda tutabilmek için çabalayacak mı?

Afrika'ya yardım için:
Banka: Tüm Bankalardaki Türk Kızılayı Hesabı,
İnternet: http://secure.kizilay.org.tr ,
Telefon: 168 Bağış ve İletişim Hattı,
PTT: 2868 Numaralı Türk Kızılayı Posta Çeki,
Kızılay: Tüm şubeler .
SMS yoluyla: Tüm operatörlerden 2868’e boş mesaj atarak 5 TL’lik bağış yapılabilir.
Türk Kızılayı Mutfak Seti+Gıda Kolisi bağışı için: 200 TL’lik bağış ile 5 kişilik bir ailenin bir aylık ihtiyaçları karşılayabilirsiniz.
Ayrıca her türlü ayni bağış için 168 ücretsiz bağış hattımızla irtibata geçebilirsiniz.

İntihar etmek için ayak bileklerini kesen var mıdır acaba?

'Hem de bizim yatağımızda?!' sözünün söylenmesine sebep olan senaryonun geçmeyeceği tek yatak,deniz yatağıdır herhalde.


Lady Gaga Türkiyeli olsa idi magazin basını erkek olduğunu ispat etmek için eminim ki sünnet kasedini bulurdu.

Futbol maçlarındaki dördüncü hakemin Türklerin talebi doğrultusunda olduğundan şüpheleniyorum.Belki de üç tane hakem,maç saatini beklerken yapacak bir şey bulamıyordu.Tavla desen olmaz okey desen hiç olmaz.Bir kişi daha olsa her türlü oyun zemin hazırlanmış olur.Belki de bu düşünce ile FIFA(Uluslararası futbol federasyonu)'nın kapısını çalmışlardır.


Uydu kanallları arasındaki dandik kanallarda şu sıralar çeşitli sağlık ürünlerini(!) pazarlamaya çalışmakla meşgul.Ürünler arasında Dermana,zayıflama hapları,cilt temizleyiciler,organik bal vs. var.Bu ürünleri tanıtan baş eleman Ömer Coşkun.Nasıl bir adamsa soyadamı taşıyan yaşayan en yaşlı insan bile tanıyor Ömer'i.Ömer'in ilginç yanı kendini bir nevi kobay olarak kullanması.Bildiğimiz önce ve sonra ekran bölünmeleri çerçevelerinde gördüm ben ilk olarak Ömercik'i.Önce ekranında duba şeklinde bir Ömer.Sonra ekranında ise ilgili hap-ilacı kullandıktan sonra incecik bir adam,güncel haliyle Ömer.Ömer Coşkun ile gözlemlerimi anlatmakla bitmez.Çünkü uydu kanallarının büyük bir kısmına hakim.Neyse dikkatimi çeken bir ürünün isminden size söz etmek istiyorum:'Horse Power'.Araçların motor yağına verilen bir isim değil bu.Bildiğin insanın hangi amaçla alabileceğini tahmin edebileceğiniz bir ilaç.Eğer bu ilacın yan etkileri olduğuna dair bir habere rastlarsam yan etkilerini düzeltmek ve kişiye eski sağlığını geri kazandırmak için belki ben de ilaç üretmek için kolları sıvarım.Bu ilacın adı 'Atın İntikamı' olur,olursa.

2 Ağustos 2011 Salı

MEM-ME





Geçen kumsalda uzanmış Umut Sarıkaya'nın 'Benim De Söyleyeceklerim Var' ını okuyorum.Arada sırada gelene geçene bakıyorum.O sırada sudan çıkan bizim sitede oturan birine denk geldim.Adam sudan ağır ağır çıkıyordu dışarıdaki hava sıcaklığına alışma bahanesiyle.Halbuki gözleri,bu yapmacık alışma sürecinde sahildeki bayanları tarıyordu.Bir ara hızını alamadı,gözleri benim göğüslerime kaydı.Ben hemen açımı değiştirdim.O da başka bir kurbana geçti.

Göğüs demişken aklıma geldi.Geçen sene mezuniyet için takım elbise bakıyoruz ailece.En nefret ettiğim şeylerden biri kıyafet denemek.Nerede ne zaman olursa olsun.Hele pantolon alma.Of ki ne of.Ev dışında bir ortamda ayakkabıyı çıkar,oradaki terliği giy.Pantolonunu çıkarıp alınması muhtemel pantolonu giyene kadar geçen süre ne kadar sıkıntılıdır bilir misin?Senin gözükmesini istemediğin belaltınla dışarıda pantolonun olup olmadığını düşünen ebeveynlerin,satın alınıp alınılmayacağını düşünen satıcı kızla aranda her an açılması muhtemel bir perde vardır.İşte o sırada tedirginlikle giyersin o pantolonu alelacele.Ayakkabının arkasına basarsın,tökezlersin.Dışarıdan yoklayıcı sesler gelir.'Tamam,yok bir şey' der geçiştirirsin.Bazen o perdenin dibine çalışan kız(genelde bu cinsiyeti tercih eder işveren) gelir:'Oldu mu Doğukan?' der.Eyvah açıyor amanın,düşünceleri sarar zihnini,kızın adını öğrenmesi apayrı bir utanç yaratır zaten.Neyseki yıllarca hiçbir o çalışan abla o perdeyi açmadı.Ta ki geçen seneye kadar.Açan erkekti bu sefer.Gömlek deniyorum.O da adımı her zamanki gibi öğrenmiş olacak ki 'Oldu mu Doğukan?' dedi.Daha adımın yumuşak ğ'sinden sonraki u'yu telafuz ediyordu ki açıverdi perdeyi.Ben ise can havliyle,hani film-dizilerde bayan duş alırken biri perdeyi açar ve bayan kollarını çaprazlama kavuşturarak göğüslerini kapatır ya,aynısını yaptım.Perde kapandığında n'ye varmıştık.

Aklıma gelmişken söz edeyim.Diyelim sohbet içindeyim bir bayan arkadaş ile.Karşı cins sürekli şu endişeyi taşıyor:'Göğüslerim gözüküyor mu,bakıyor mu?' Sürekli üstündeki kıyafeti çekiştirme halleri vs.Bakmıyorum.Ciddiyim bakmıyorum.Öyle bir açık olduğu zaman karşımdakinin gözlerine odaklanıyorum ki alt kısım odaktan çıksın ve buğulansın.Gözlerimin o sırada yanlış yere baktığının yanılgısından mıdır üstü başı toparlama olayı bu sırada oluyor hep.Bu odaklanma olayı ciddi bir çaba gerektiriyor.Çünkü zihin sürekli görmediği birşeyi gördüğü zaman ona odaklanıyor.'Vay pislik,vay a*aza' demeyin.Hiç ilgisi yok.Hanginiz Sezercik filminde Sezer'in üvey annesinin vücudunu saran havlu yere düştüğünde Ediz Hun gibi kadının yalnızca yüzüne bakabilir ve havluyu insan üstü bir çabayla göz ucu,yüz dışında hiçbir organa temas etmeden geri teslim edebilirdi?

Benim göğüslerimle ilgili anlatabileceğim şeyler yalnızca bunlar.Katy Perry gibi 'Genç kızken göğüslerimi küçültmek için çok çaba harcadım' demeç veremem.Hilal Cebeci gibi sütyenli fotoğrafımı yayınlayıp reklamımı yapamam.Birçok ünlü gibi bikini üstü kaydı(!) numarası da yapamam.Daha pek çok şey.Diyecek pek bir şey de yok zaten,değişime uğramış iki tane ter bezciği için.

                                                     (Yurtta tv. izlerken denk geldik.)


Sıdıka'yı bilirsiniz.LeMan'da Atilla Atalay'ın karakteri.Çoğumuz onu televizyon dizisi uyarlamasıyla tanıyoruz.Nereye getireceğim lafı:o dizide Sıdıka'nın annesini oynayan bayanı(Füsun Demirel) başka dizilerde başkalarının annesi olmasını yakıştıramıyorum.Hakkaten ya.Sıdıka olsa da yesek(izlesek).

 (HaydarPaşa Gar'ında çektim bunu.1 Mayıstı tarih.Tadilattan sonra bile kuşlar,o zorlu zamandaki geçici sığınaklarını bırakamamış anlaşılan)


Gökyüzünde yürüyen kuşlar gördüm.Ne önlerinde bir şey vardı ulaşmaları gereken ne de arkalarında birşey vardı kaçmaları gereken.Gökyüzünde kuşlar gördüm,kendilerine yiyecek atılınca ta aşağılara kadar zıplayan. 
 

       (Ferah ferah bir ölüm.Görüntü,Kocaeli'de ev hasretiyle geçen son günlerde çekildi)



Daha pekçok şeyden söz edecektim.Bisiklet sürerken kakao yağı kokusunu solumak gibi.Ancak yazmayınca bu konu vb. güncelliğini yitirdi.Güncel en net koku iftara doğru sokağı kaplayan pide kokusu.

Bir dahaki yazıda görüşmek üzere.

Baş baş