30 Nisan 2011 Cumartesi

TEREDDÜT

Haftasonu eve döndüğümde anneme sarıldıktan sonra kafese baktım.Kafeste başka biri vardı,başka bir kuş...Benim bunu kavrarkenki boşluğu,annemin 'Başka kuş o,başka Çılgın' demesi doldurdu.Zaten saat 4 e geliyordu.Ben uykulu gözlerle kuşa baktım o da bana.

Demek doğru demişti annem hafta içindeki konuşmada.Bana pazar günü öğlen yaptığımız konuşmada,Çılgın'ın hasta gibi olduğunu,ayağını toparlamakta güçlük çektiğini söylemişti.Yol üzerindeki veterinere girip annemi telefonda yetkili biriyle görüştürdüm.Veteriner,büyük ihtimalle ayağını incitmiş olabileceğini söyledi.Akşam ise annem aradığında elimi yıkamak üzere sabunlamıştım.'Bil bakalım ne oldu?' dedi.Aklımdan geçen tek bir şey vardı.'Tahmin ettiğin şey' diye devam etti annem.'Ne oldu,Çılgın mı öldü?'dedim.'Evet Doğukan,saatlerdir ağlıyorum' dedi.O an boğazımda bir şey düğümlendi.Hani bazı tiyatrocular daha gerçekçi olmak için herhangi bir zamanda ağladıklarında koşarak aynaya gidip yüz ifadelerini gözlemlerler ya.İşte ben o sırada ayna karşısındaydım.Çılgın'ın cansız bedeni geldi gözümün önüne,tüylü ama o dazlak kafası.Ağlamamı duyan annem 'Şaka yaptım,bir şeyi yok,gayet iyi'diye toparlamaya çalıştı.İnandım ve toparlandım.Ama asıl gerçekle yüzleşmem için yaklaşık iki hafta geçmesi gerekti.

Annemin anlattığı anıları,benim Çılgın'la yaptıklarım aklıma geldikçe daha bir kötü oluyorum.Annem 'Ben daha kafası açtığım gibi üstüme atlıyordu,alışverişi poşeti görürse ona dalıp karıştırıyordu,çerez kavanozunun sesini duysun çerez tabağına atlıyordu' benzeri pek çok şey dediğinde birçok damla yanağımda yol alıyordu.

Annem son anlarından söz etti.Sıradan vakitlerde merdivencilik oynardık Çılgın'la.Merdivencilik dediğim,işaret parmağımı sırayla Çılgın'ın gagasına paralel olacak şekilde ayaklarına uzatmaktı.Uzatınca o da iki ayağını sırasıyla uzatıp parmağa çıkardı.
Annem sol ayağını uzatamadığını söyledi.Tezgahın üzerine koyunlunca da sol ayağının üzerinde duramayıp,ayağını yaydırdığını söyledi annem.Sonrasında onu,Çılgın'ın yıkanma havlusuna sarmış.Hafiften gözleri gitmiş bir süre sonra.Annemin 'Çılgın,bunu bana yapma!' sözleri eşliğinde son nefesini vermiş.Annem belki üşümüştür deyip can havliyle kurutma makinesi ile biraz kurutmuş ama Çılgın'ın cansız bedeninin kaskatılığı geçmemiş.

Ben onu hep dışarıda tutmaya çalıştım.Yemekteyken,sofrada,bazen yemek ve çerez  tabağının içinde,kalorifer peteğinin üstünde,aile bireylerinin omuzlarında,annemin ensesinde,hatta banyoda havluluğun demir askısında bile bulundu.Hep özgürdü.Cam kenarına koyduğumda geleni geçeni takip eder,başını yan yatırıp bakardı.Facebook'ta profil fotoğrafıma Çılgın'la olan bir pozu koymuştum.Altına da not düşmüştüm :''Babam,ben ve kardeşimin yokluğunda,annemin yalnız kalmasını önlemek gibi büyük bir sorumluluk alan küçük 'Çılgın' ''

Çılgın,daha fazla o sorumluluğu kaldıramadı sanırım.Kendine iki tane beyaz kanat takıp bir daha geri dönmemek üzere uçtu...
gitti...

Ondan geriye bu video kaldı.
Çılgın ile söyleyeceklerim bu kadar.Son görevimi yerine getirdim sanırım onun için.



(Güzel bir çalışma.Tekirdağ Rakı afişi değil,Sünger Bob için dedim:))


Geçen gün gazetenin magazin ekine baktım.Hülya Avşar'ın 14 yaşındaki kızı Zehra,Boynerlerin oğluyla aşk yaşıyormuş.Oğlan kızın duvarına ' I love Zehra' yazmış.Haberde Hülya Avşar'ın da açıklamasına yer verilmiş.Hülya Avşar,geçen sene kızının genç kızlığa adım attığını ve kızının 'Anne,sevdiğimi söyleyeyim mi,belli edeyim mi?' gibi sorularına 'Elbette kızım' dediğini söylemiş.

Ya daha tüyü bitmemiş çocukların magazin ekine manşet olmasına şaşırıyorum.Bu durum üzerine ben çok farklı senaryolar kurdum.Buraya yazardım ancak şimdilik çizgimi bozmak istemiyorum.Olayı bazı noktalardan ele almakla yetineceğim.Mesela sevgini dile getirmek istedin,Türkçe'nin ..kumu çıktı?!Uuuuuu,ben gencim,yeaaah(evet),ben coolum(havalıyım) tarzında İngilizce yazmış.Peehh!

Oya Baydar ve Melek Ulagay'ın kaleme aldığı Bir Dönem İki Kadın ı okuyorum şu sıra.Orada da geçiyor:Eskiden aşklar,ilişkiler gizli olurdu,bir heyecanı olurdu diye.Bence de öyle .Şimdi ulu orta yaşama merakı var.'Benim sevgilim var,nihahaha!' benzeri göstere göstere bir şeyler yapılıyor.

Günlük hayata göz atalım.Diyelim yolda gidiyorum.Karşıdan bir çift geliyor.Aradaki mesafe azaldıkça oğlan,kızı daha bir sıkı sarıyor.Ya kızı alıp götüreceğimden korkuyor ki saçmalık ya da sahiplenmeye çalışıyor.Sahiplenme olayına diyeceğim,bu evrende kendine ait düşünce ve duygularından başka ne sana ait ki,başka bir varlığa sahip olmaya çalışıyorsun?

Sonra uluorta kız arkadaşı karşısında vakumlu süpürge makinesi işlevi gören erkek bireyler de görmek mümkün.Daha nice örnek var.Durum artık yalnızca gerçek yaşamdada değil,sanalda da mevcut.Facebook'ta duvardan duvara 'Aşkmmmmmmmmmmm(cep telefonunda 6 tuşuna olduğu gibi buradada 'M' tuşuna abanma söz konusu),cnmmmmmmmmmmmm,az kldı,doymdm sana,fasanda fisonda gibi pek çok yazı görüyorum.İlişki durumlarının zırt pırt değişme durumları da var tabi.

Seven insan reklamını yapmaz,sevdiğine özel olarak der diyeceğini.Diyebilirsiniz,eee bu kadar söz vs ne peki?Bence hayranlıktan öteye gitmeyen geçici ilişkiler.

Örnekleyeyim,yaklaşık bir ay önce lise arkadaşlarımdan bir bayan,adı XX olsun.XY(erkek karakter) ile bir ilişki içerisinde diye yazmış Facebook'una.Baktım XX ve XY nin bir fotoğrafı var beraber çekildikleri.Beğenenler,yorum yapanlar sürüyle.Ben aynen şu şekilde bir yorum yaptım:' Bu gün bu ilişki durumunu beğenenler,yarın muhtemel bir ayrılık durumunda yeni hali de beğenecek olmalı bir çelişki olmayacak mıdır?'  XX den hemen yorum geldi:'Doğukan,bu yorum buraya gitmiş mi?' benzeri bir  yorum.Oğlan tarafından(XY'nin arkadaşı olduğunu tahmin ettiğim kişi) hemen destek yorumu geldi bana hitaben:' Gayet de mutlular,görmüyor musun?' XX de'Nokta:)' diyerek elemanı desteklemiş.

Bu olayı samimi bir dostuma anlattım.'XY,XX in etinden sütünden yararlandıktan sonra bırakacak' dedim.Diyebilirsiniz'Ayy!Ne kadar pis bir yakıştırma!' Bu benim fikrim değil.Ben çevremdeki pek çok hemcinsimin düşüncesini söylüyorum.Pek çok kişi resmen vajina budalası.Merak ediyorum.Hatta kız arkadaşıyla cinsel ilişkiye girdiğini bildiğim birkaç kişiye de sormayı planlıyorum.Acaba hangisi bayanın dişilik özellikleri olmasa sevgililik(!) dedikleri ilişkiyi yürütür?Burada eleştirmek istediğim tamamen maddiyatçılık düşüncesi:Aşk,sevgi gibi yüce duyguların amaç olması gerekirken anlık zevkler için araç olarak kullanılması.Tabi bu kullamaya karşıdaki birey de dahil.

Aradan zaman geçti.Geçen gün kızın profiline baktım.İlişki falan,birşey kalmamış.Yorum yaptığım fotoğrafı aradım,bulamadım,silinmiş.Oraya Penguen'in 28 Temmuz 2009 tarihli sayısının kapağında Tayyip'in söylediği sözü yazmak isterdim. 

(Bu logo size de tanıdık geliyor mu?Hani ayakkabı markası...)

Sırada not defterime not aldığım,hikaye türünde bir çalışmam var.



Yağmur yağıyordu.Koşarak dışarıya çıktım.Eldivenlerim ve şapkam elimdeydi.Camdan gözlemeyi akıl edememiş dışarı çıkınca yolumu seçmeyi yeğlemiştim.Hava gayet soğuk ve yağmurluydu.Saçaklardan öbekçe akan yağmur yığınına temas etmemeye çalışarak köşeyi döndüm.Köşedeki börekçi ya o saatte börek kalmadığından ya da tahta sandalyeler ıslanmasın diye içeri çekmişti sandalyeleri.Aklımda bir ritim olurdu yürürken genelde,bu sefer yoktu.Aklımda şu şapkayı bir an önce giyebilmek vardı.Saçımı bozma kaygısı taşıyordum.Araçların(park halindeki) aynalarına bakıp saçımı başımı kontrol ediyordum baş aşağı olarak ama şapka takmak zordu.Çevrede motorsiklet de yoktu ki düz bir şekilde aynasına bakabileyim.
Bana parlak camlı bir apartman gerekliydi.Başımı sağa çevirdiğimde başımın yansımasıyla karşılaştım.İşte aradığım kapı!Birkaç basamak çıkıp kapıya yaklaştım.Eldivenleri bacak arama sıkıştırdım,şapkayı başıma dikkatlice geçirdim.Kukuleta olduğu için kıvrımı bende yeniçeri izlenimi uyandırdı.Geldiğim basamaklardan geri dönerek yoluma devam ettim.Biraz ilerleyince önüme bir kız çıktı.Aynı yönde ilerliyorduk.Sağ elinde şemsiye,sırtında çantası,sol elinde gitarı ve sol kolunun altına sıkıştırmış olduğu avukat/muhasebeci usulü mavi bir klasör vardı.Kız mı küçüktü ben mi iriydim bilemiyorum.İkimizden birini kafamda sabitleyip görecellik kuramadım.Kızı bir ara o kadar küçülmüş gördüm ki sağ kolumun altına sıkıştırıp gideceği yere kadar bırakmayı düşündüm.Hemen savuşturdum bu düşünceyi.
Madem müzikle ritim tutturamıyordum,kızın adımlarına uydurdum kendimi.Sol,sağ,sol,sağ,sol,sağ...Kendimi kaptırdım ve kızı sollayıp önüne geçtim.Yükünü gideceği yere kadar taşımayı teklif etmeyi düşündüm.Döndüm arkamı,gerçekten zorlanıyor mu diye teyit etmek istercesine,evet zorlanıyordu.Hızlıca döndüm önüme yürümeye devam ettim.Tekrar arkamı döndüm.Zorlandığını gördüm yeniden.Yine önüme döndüm.Bu sırada kafamda düşünceler.Teklif etsem terslenme durumu var.Tamam,iyi niyetliyim ancak bunu karşı tarafa aktarma zordu.Ama yükü ağırdı,biri yardım etmeliydi.Karar verdim ve döndüm arkamı son kez.Yoktu.Evet yoktu gitmişti.Büyük ihtimal bir aradan sapmış veya bir apartmana dalmıştı.Bir daha da görmedim kızı.
Sözün özü ,bir düşünceyi zamanında uygulamak gerek.Belki bu basit pek de mühim olmayan bir durum.Ancak daha büyük ve mühim durumlarla ne zaman karşılacağımız belli olmaz.Gerçi bu yukarıdaki satırlara ne açıklaması yapıyorsam artık.Yaşandı,bitti.Geç oldu saat.Yazının buraları tutarsızlıklarla dolu olabilir,özür dilerim.



Birşeyler çiziktirdim ama temiz bir halde düzenlemeye vaktim olmadı.Bir dahaki yazıya artık.
Görüşmek üzere.Baş baş...