19 Aralık 2009 Cumartesi

Başlıktakiyle durum aynı

Bir şeyler yazmam gerektiğini bilipte ne yazacağını bilmemek zor bir durum.Harfleri tuşlarken az da olsa birşeyler zihnimde canlanmaya başladı.Bu hafta dershaneye giderken geçtiğim yoldan bahsedeceğim.




Genelde her şeyi ucu ucuna yaptığım için dershaneye yetişme işi de hep son dakikaya kalıyor.Dershane 16:55'te ise evden 16:53 te çıktığımı hatırlarım.Neyse giderken kestirme olsun diye çocuk parkından geçiyorum.Dönüşte de geçerken kestirme olsun diye orayı kullanıyorum.Ebeveynler ben oradan geçerken genelde bu genç burada ne arıyor,çocuğumuza bir şey yapabilir mi düşüncesiyle olsa gerek bir bana bir çocuklarına bakıyorlar.Elbette ki kötü niyetim yok.Bilmiyorlar ki aslında oradan sırtında çantası test kitaplarıyla dolu olan bir çocuk geçiyor.



O çocuk parkında benim de oynamışlığım var.Galiba vakit ilerledikçe çocuk parkının yerini başka eğlenceler aldı.Ama içeride bir yerde o var hâla.Çocuk parkının ilginç yönleri var.Ya da hayatın çocuk dünyasına aktarılmış şekli de diyebilirim.Orada bir sıra var.Gittiğin an istediğin her şeye binemezsin.Mesela o sırada salıncakta bir çocuk varsa o çocuğu inene kadar beklemeliydin.O çocuk bazen hiç inmez.Sen 'İN ARTIK YETER'gözleriyle ona bakarsın.Çocuk bunun ne farkında olacak?Velisi orada ise hâlden anlardı da 'Gel biz başka bir şeye binelim'derdi.Bu durumun tersi de mümkündü.Birinci sınıfa gidene kadar vaktimin birçoğunu geçirdiğim çocuk parkında bütün ihtimalleri görme imkanım oldu.




Çocuk parkında kaydıraktan kaymak güzeldi.Ama annem bu durumdan hoşnut olmazdı.Pantolon veya şortun popo kısmına denk gelen kısmının sürtünmeye maruz kalarak kirlenme veya tersten çıkmaya çalışan çocukların bastığı ayakkabıları dolayısıyla kirlenme olasılığı vardı.Annem o zamanlar da'Yıkayan var nasılsa değil mi?'derdi sitemle.Haklıydı Arçelik vardı.Ütüleyen bir makine yoktu.Ya da vardı:Biyonik makine:Annem.
Bazen çocuk parkına çok güzel kızlar gelirdi.Çocuk aşkımı demeliyim ya da ilk hayranlıklar mı bilemiyorum.Her neyse böyle güzel bir kız görünce aklım başımdan gider oyunu falan bırakır.Kızı hayranlıkla izlerdim.Hayranlığımın sebebi farklı cinsiyette olan birini merak mı yoksa ışığın o an o kızın üzerindeki yansıması mıydı acaba?O vakitlerde de üzerimde bir çekiniklik vardı sanırım.Gidip 'Merhaba,ben Doğukan.Oynayalım mı?'diyemezdim.İzlemek güzeldi.Ulaşamamak daha iyiydi.Hem o günlerde yanlış ve ilginç bir korku vardı galiba içimde.Sanki ben kıza bir şey söylesem o da gidip anne/babasına söyleyecek ve onlar da beni azarlayacak gibi geliyordu.Bu hayranlıklar ta ki kızın ebeveyninin parktan ayrılmak istemeyen kızı çekiştire çekiştire parktan çıkarmasına kadar sürüyordu.Üzerimdeki durumun temeli bir derece bu olsa gerek.



Hatırladığım başka şeylerden söz edeyim.Çocuk parkında annem en çok salıncağın bana çarpmasından korkardı.Yüreği ağzına gelirdi ben önünden geçerken.Beni birkaç kez bana çarpmakta üzere salıncaktan kurtardığını hatırlıyorum.Bir de kumda oynamaktan pek hoşlanmazdım.Çünkü tırnaklarım biraz uzun olsa bile o kum taneleri araya kaçardı ve çıkmazdı.Hiç hoşlanmazdım bu durumdan.





Yağmur yağmasını sevmedim ben sevemedim.Çünkü ne zaman yağmur yağsa annem beni çocuk parkına götürmezdi.Çamurdur,kimse yoktur ve benzeri bahanelerle laf hep karambole getirilirdi.Belki bu yüzdendir hâla yağmur yağınca içimin kararması.Galiba yağmur yağınca çocuklarını parka götürmeme tüm ebeveynlerin özelliği.
Park fotoğraflarını çekerken yağmur yağıyordu.Hiçbir çocuk yoktu orada.Kimse...Sadece ben vardım.Hâla çocuktum.Yağmur yağıyordu ve ben oradaydım.Yaş ilerledikçe sanırım sınırları biraz daha aşındırıyorum.Ya da daha sınırlara bağlı kalıyorum.Tartışılıcak ,anlatılacak konu çok vakit yok.Boş vaktiniz olduğu bir gün çocuk parkına gidip oynayan çocukları izleyin.Kendinizi görmeniz orada, size iyi şeyler hissettirebilir.Yüzünüze salıncak ve benzeri şeyler temas ettiyse bile uğrayın bence.Bu durum yüzünüzde oluşacak gülümsemeyi engellemez.Son olarak fotoğraf makinesini benimle paylaşan Ecem ÇELİK'e teşekkür ederim.
Farklı şeyler görmeye hazır olun.Önümüzdeki hafta görüşmek üzere...






4 Aralık 2009 Cuma

#18



Merhaba,bir haftalık aradan sonra yeniden beraberiz.Gündem gayet kalabalık.Basitçe sıralayacak olursam Euro 2008 turnuvası,Kristal'deki abla ile fotoğraf çektirme,onsekizincilerle fotoğraf çektirme,kepli-cüppeli fotoğrafların elime geçmesi,doğa ile biraz başbaşa kalmam ve nicesi ilerleyen satırlarda sizlerle.









İlk olarak Euro 2008 turnuvasından başlayayım.Turnuva kurban bayramının ilk günüydü.Kurban telaşı vesaire derken 14:40 gibi Erdek'teydim.Bayramlaştıktan sonra turnuva kısmına geçtik.Başlamadan evvel Robert ENKE için bir dakikalık saygı duruşunda bulunduk.Yiğit maça çok hızlı başladı.İlk maç çarpıcı bir sonuçla beni alt etti.Daha sonra durum yavaş yavaş şekillenmeye başladı.Yandaki fotoğrafa tıklayarak büyüterek sonuçları görme olanağına sahipsiniz.Sonuç olarak zevkli mücadelelerin ardından zafere ulaşan taraf ben oldum.Gayet seviyeli bir turnuva oldu.Yiğit' e böyle zevkli bir turnuva yaşattığı için teşekkür ederim.
Yiğit'in e-posta adresime yolladığı bayramda çektiğimiz fotoğrafı teknik bir sorun nedeniyle yayınlayamıyorum üzgünüm.








Diğer bir konu bu hafta Kristal'de çalışan abla ile fotoğraf çektirdik.Kendisi ile ilgilenme sebebim gülmeyi gerçekten bilen biri olması.Yüzünde sürekli bir gülümseme var.Günümüzde böyle insanlar bulmak gerçekten güç.Yaşamın onca sıkıntısı arasında yüzünde bir gram gülümseme (gülümsemenin birimi gram mı?)olan bir insan görmek gerçekten mutluluk verdi bana.Kendisi de sağolsun kırmadı fotoğraf çekme arzumuzu.Gülümsemesini görmek için Kristal'de bulabilirsiniz kendisini.Bu hanım ablamızın gülümsemesinin hiç bitmemesi dileğiyle.Bu arada bütün gün benim kahrımı çeken,söylediğim her lafı sineye çeken ve yine beni kırmayıp bu fotoğrafı da çeken Ecem Baykal'a teşekkür ederim ,tabii fotoğraftan yer alan Yiğit Eraslan,Ecem Çelik'e de.Merak edenler için söyleyeyim.Bahsi geçen kişi beyaz kazaklı bayandır.










Kepli fotoğraflarımız elimize ulaştı.İşin ilginci önceki haftalarda 'O fotoğrafları alın sizin burnunuzu koparırım'iddaasında bulunan Zübeyir Ç.'nin odasının yaklaşık üç metre ötesinde dağıtıldı fotoğraflar.Burnum hâla yerinde.Arkadaşlar bir ara birkaç vesikalık fotoğrafını hediye etmeyi düşündülerse de vazgeçtiler.


Yanda bir fotoğrafımı paylaştım.Bu yıllığa konulacakmış sanırım.Ne diyeyim hayırlı olsun.


Fotoğrafta oynandığını söylemeden geçmeyeceğim.Alt dudağımın altındaki birkaç sivilce görünümündeki birim ve birkaç tüy bilgisayarda yok edildi.Saf,montajlanmamış halimle B.a.l semalarındayım.Öğle araları beni inceleme fırsatına sahipsiniz.Bu arada benim montaj ne ki.Saç ekleme,diş beyazlatma ve benzeri değişiklikler yaptıran arkadaşlar aldığım duyumlar arasında.








Bilenler bilir.Onsekiz benim sevdiğim bir sayıdır.Bu okuldaki tercih sıram,okula giriş sıram,forma numaram...Hep bu sayıydı.Birkaç senedir hayal ettiğim bir durumdu onikinci sınıfa geçince benden sonraki onsekinci bulup fotoğraf çektirmek.Müdür yardımcımız Mesut Sır'ın da katkılarıyla bu kişilere ulaşabildim.Ve sağolsun bu isteğimi geri çevirmediler.Sağ baştan sayarsam 2006/2007 öğretim yılında:Doğukan SOLAKOĞLU
2007/2008 öğretim yılında:Elif ÇORLULU
2008/2009 öğretim yılında:Umut TUFAN
2009/2010 öğretim yılında:Öznur BALLI
Umarım bu durum gelenekselleşir.Ve alt nesillerdeki insanlar daha ayrıntılı ve eğlenceli içeriklerle buluşmalar sağlayabilirler.Düşündüğüm şeyleri uygulamak için vaktim kısıtlıydı.Sorun değil bir hatıra daha bıraktım sonuçta geride.

Daha söz etmek istediğim birçok şey var ama bu kadarı bile mucize.Çünkü vaktim çok kısıtlı.Haftaya okul çevresinde çektiğim fotoğrafları paylaşacağım.
Haftaya görüşmek üzere...