Bir şeyler yazmam gerektiğini bilipte ne yazacağını bilmemek zor bir durum.Harfleri tuşlarken az da olsa birşeyler zihnimde canlanmaya başladı.Bu hafta dershaneye giderken geçtiğim yoldan bahsedeceğim.
Genelde her şeyi ucu ucuna yaptığım için dershaneye yetişme işi de hep son dakikaya kalıyor.Dershane 16:55'te ise evden 16:53 te çıktığımı hatırlarım.Neyse giderken kestirme olsun diye çocuk parkından geçiyorum.Dönüşte de geçerken kestirme olsun diye orayı kullanıyorum.Ebeveynler ben oradan geçerken genelde bu genç burada ne arıyor,çocuğumuza bir şey yapabilir mi düşüncesiyle olsa gerek bir bana bir çocuklarına bakıyorlar.Elbette ki kötü niyetim yok.Bilmiyorlar ki aslında oradan sırtında çantası test kitaplarıyla dolu olan bir çocuk geçiyor.
O çocuk parkında benim de oynamışlığım var.Galiba vakit ilerledikçe çocuk parkının yerini başka eğlenceler aldı.Ama içeride bir yerde o var hâla.Çocuk parkının ilginç yönleri var.Ya da hayatın çocuk dünyasına aktarılmış şekli de diyebilirim.Orada bir sıra var.Gittiğin an istediğin her şeye binemezsin.Mesela o sırada salıncakta bir çocuk varsa o çocuğu inene kadar beklemeliydin.O çocuk bazen hiç inmez.Sen 'İN ARTIK YETER'gözleriyle ona bakarsın.Çocuk bunun ne farkında olacak?Velisi orada ise hâlden anlardı da 'Gel biz başka bir şeye binelim'derdi.Bu durumun tersi de mümkündü.Birinci sınıfa gidene kadar vaktimin birçoğunu geçirdiğim çocuk parkında bütün ihtimalleri görme imkanım oldu.
Çocuk parkında kaydıraktan kaymak güzeldi.Ama annem bu durumdan hoşnut olmazdı.Pantolon veya şortun popo kısmına denk gelen kısmının sürtünmeye maruz kalarak kirlenme veya tersten çıkmaya çalışan çocukların bastığı ayakkabıları dolayısıyla kirlenme olasılığı vardı.Annem o zamanlar da'Yıkayan var nasılsa değil mi?'derdi sitemle.Haklıydı Arçelik vardı.Ütüleyen bir makine yoktu.Ya da vardı:Biyonik makine:Annem.
Bazen çocuk parkına çok güzel kızlar gelirdi.Çocuk aşkımı demeliyim ya da ilk hayranlıklar mı bilemiyorum.Her neyse böyle güzel bir kız görünce aklım başımdan gider oyunu falan bırakır.Kızı hayranlıkla izlerdim.Hayranlığımın sebebi farklı cinsiyette olan birini merak mı yoksa ışığın o an o kızın üzerindeki yansıması mıydı acaba?O vakitlerde de üzerimde bir çekiniklik vardı sanırım.Gidip 'Merhaba,ben Doğukan.Oynayalım mı?'diyemezdim.İzlemek güzeldi.Ulaşamamak daha iyiydi.Hem o günlerde yanlış ve ilginç bir korku vardı galiba içimde.Sanki ben kıza bir şey söylesem o da gidip anne/babasına söyleyecek ve onlar da beni azarlayacak gibi geliyordu.Bu hayranlıklar ta ki kızın ebeveyninin parktan ayrılmak istemeyen kızı çekiştire çekiştire parktan çıkarmasına kadar sürüyordu.Üzerimdeki durumun temeli bir derece bu olsa gerek.
Yağmur yağmasını sevmedim ben sevemedim.Çünkü ne zaman yağmur yağsa annem beni çocuk parkına götürmezdi.Çamurdur,kimse yoktur ve benzeri bahanelerle laf hep karambole getirilirdi.Belki bu yüzdendir hâla yağmur yağınca içimin kararması.Galiba yağmur yağınca çocuklarını parka götürmeme tüm ebeveynlerin özelliği.
Park fotoğraflarını çekerken yağmur yağıyordu.Hiçbir çocuk yoktu orada.Kimse...Sadece ben vardım.Hâla çocuktum.Yağmur yağıyordu ve ben oradaydım.Yaş ilerledikçe sanırım sınırları biraz daha aşındırıyorum.Ya da daha sınırlara bağlı kalıyorum.Tartışılıcak ,anlatılacak konu çok vakit yok.Boş vaktiniz olduğu bir gün çocuk parkına gidip oynayan çocukları izleyin.Kendinizi görmeniz orada, size iyi şeyler hissettirebilir.Yüzünüze salıncak ve benzeri şeyler temas ettiyse bile uğrayın bence.Bu durum yüzünüzde oluşacak gülümsemeyi engellemez.Son olarak fotoğraf makinesini benimle paylaşan Ecem ÇELİK'e teşekkür ederim.
Farklı şeyler görmeye hazır olun.Önümüzdeki hafta görüşmek üzere...


